Cumartesi, Ocak 30, 2016

Sıradan bir Cumartesi günü.

İşte bir Cumartesi öğleden sonrası. Hava kapalı. Ev loş. Salonun içinde sayılabilecek amerikan mutfaktan bulaşık makinesinin mırıltısı geliyor. Ben tekli koltuktayım, ayaklarımı kırmızı koltuğun kolluğuna dayadım. Kucağımda bilgisayar. Evde başka kimse yok.

Az önce kahvaltımı bitirdim. Bugün ne yapacağıma karar vermedim henüz. Sadece şu an biraz blog yazmak istediğimi biliyorum. Aklımda önceden kararlaştırdığım belirli bir konu yok.

Dün sıkıntılı bir gündü. Galiba hala etkisinden kurtulamadım. Bir tanıdığımızı doktora götürdüm. Yüzünde şüpheli bulduğum bir ben vardı. Küçüktü, büyüdü deyince aklım çıktı. Sabah bok gibi uyandım zaten. Hiç gidesim yoktu doktora. Ayaklarım ters ters gittik. Doğru yere gittiğimizden de emin değildim. Telefonda randevu alan kız lekeye peeling uygulamadan filan bahsedince çok pis huylandım. Randevuyu iptal ediyordum, az kalmıştı. Neyse sonra estetikle işimiz olmadığını anladı. Ama işte güven böyle bir şey. Sarsılıveriyor. İstanbul'un boktan trafiğinde iki adımlık yol için bin tane beyin cimnastiği yaparak, nasıl gideriz, taksi alır mı, metro ile pratik olur mu, yürüsek uzak olur mu diyerekten bir şekilde vardık. Muayenemizi olduk. Doktor hanım içime sindi, o ilk güvensizlik kayboldu. Lekeye baktı. Hiç merak etmeyin, endişelenecek bir şey yok ama takip edeceğiz dedi. İçime sular serpildi ama o yüreğimdeki ağırlık öyle bir seferden kalkmadı yine de. İçime sular serptiren başka bir şey de "belki ben kuruntu yaptım" dememe, meali "ne münasebet, çok yerinde bir korku" olan bir şeyler söylemesi ve yüzünün aldığı ifade idi.

Yani canım hala dünden sıkkın. O stresi ve sorumluluk hissini atamadım hala. Bilmiyorum belki de PMS'tir. Bu geç kalkmalardan da sıtkım sıyrıldı. Bir kahvaltı ediyorsun, iki satır yazı yazıyorsun, neredeyse hava kararmaya başlıyor.

Dün biraz da felsefecilere baktım. Benim roman tıkandı kaldı çünkü olay örgüsünü kotardıktan sonra. Konuyu geçen gün buluştuğumuz Kunegond'a açtım. "Felsefi bir tarafı olsun romanın istiyorum" deyince "o zaman felsefeyle ilgili okuma yapman lazım" dedi. Hemen de şıkrak diye hangi felsefeciler zamanla ilgili yazmış diye telefondan buldu. Kunegond işte. İşte dün biraz onlara baktım. Ricoeur'e mesela. Oradan fenomenoloji neymiş diye araştırdım. Ay doğru dürüst bir tanımı yok fenomenolojinin! O yüzden çok duyduğum halde kafamda net bir kavram değil. Ne yapmış bu adamlar, ne demiş hiç anlamadım. Sofinin dünyası'nı açtım okuduklarım ağır gelince. Önce biraz sulandırılmışını alayım diye. Sonra katı gıdaya geçeriz. Kant filan gene daha hazmedilebilir geldi öbürlerine göre. En son youtube videolarına kadar gelip dayandı iş. Henüz izlemedim. Ama işim yaş. Nasıl kalkacağım bunların altından bilmiyorum. Bir de şimdi aylarca okuma yapmak istemiyorum. Boyumdan büyük işlere kalkıştım ben herhalde.

***********************

Şikayet etmek, sızlanmak. Bunlarla bir yere varılmaz. Çözüm üreteceksin. Yapıcı olacaksın. Emek vererek olabilir bu ancak. Düşünerek. Taşınarak.

Mesela: bugüne nasıl keyif katabilirim? Biraz Attila İlhan okuyabilirim. Şöyle çok değil, bir, bilemedin iki bölüm. Çoktandır satranç oynamıyorum. Bir el satranç oynayabilirim. Bir film bulabilirim, mısır patlatıp. Şöyle zamanda yolculuklu bir film. Ya da bilimkurgu. Sonra tezgahlara bir el atabilirim. Çok dolu değil ama boş ve temiz de değil. On dakikalık işle cırlop gibi olabilir. Bu da beni keyiflendirir.

Belki yarın romana yeni bir meta yaparım. Fenomenoloji biraz ağır geldi. Felsefi romandan kastım ne, onu belirlemek adına bir meta sayfası yazarım. Sonuçta felsefe tezi yazmak değil amacım. Hafifletirim. Keyif benim keyfim, kahyası da benim. Ne olacak? Lisedeki felsefe hocam ortaya çıkıp çemkirecek mi, rezillik bu kitap diye. Yapar mı yapar. Sen daha güzelini yaz da okuyalım derim ben de ona. De mi? Bitti bu kadar.

Biliyor musun, konuyla çok alakasız ama, şurada bir manav açtı geçenlerde. Açılışlarını feci yüksek volümden bir müzikle yapmışlardı ve bu gürültü patırdı tüm gün sürmüştü. Tüm çevredeki esnafı da, evlerde oturan insanları da rahatsız ettiler. İlk günden oradan alışveriş yapmamaya karar verdim ben ve yüzlerine bile bakmadım önlerinden geçerken. Her önlerinden geçtiğimde, kulağımın dibine dibine bağırdıklarında da iyice tiksindim adamlardan. Sokakta mı yürüyorum, dayak mı yiyorum anlamıyordum yani o derece. Benim başka bir manavım vardı. Güzel, saygılı insanlardı. Onlardan alıyordum. Geçen gün, bu manyakların önünden geçiyordum gene, ve bakmıyorum bile ya, gene kulağıma patırdı gürültü geldi ama bu sefer farklı. Kafamı bir çevirdim, adamlar keserlerle tezgah tahtalarını söküyor. Dikiş tutturamamışlar. Herkes benim gibi düşündüyse demek. Kapatmışlar dükkanı. Güle güle.

7 yorum :

  1. böyle kafa dağıtıcı, hafif hem de zamanda yolculuklu bir film tavsiyesi About Time. :) İyi hafta sonları olsun.

    YanıtlaSil
  2. Cırlop kelimesini ilk kez duyuyorum. Cillop'u kullanırım genelde.
    Hoşuma gitti, şık bir kedi ismi bile olabilir.

    Güvensizlik meselesine benzer bir şey şöyle yaşamıştım.

    Hamileydim (düşükle sonuçlanan ilk hamilelik) Gittiğim doktor, kendisine bahsettiğim doğuştan gelen bir sıkıntımla ilgili gözümün önünde google yapıp bana bilgi vermişti. O an beni birazdan vajinal muayene edicek olmasından bile irrite oldum. Oturduğum koltuk bile güven vermedi.
    İliklerime kadar güvenmedim artık o doktora. Gitmedim bir daha.

    O yüzden demek ki hep duyarız, "o yazar şu kitabı tam 5 senede yazmış" gibi şeyler. Ben de hep derdim, nasıl bu kadar sürebilir bu iş? Demek ki devletler, dünyalar, gezegenler inşa ediyorlarmış yazmak için.

    Bugün nasıl geçti merak ettim. Umarım verimli, sıcak ve cırlop olmuştur gün.

    YanıtlaSil
  3. @ Mutlu keçi: çok teşekkürler önerin için çok tatlısın. Ne yazık ki onu izledim önceden. Ama izlememiş olsaydım mükemmel öneriydi. Tam öyle bir film aradığım.

    YanıtlaSil
  4. @Dukuju : biz hep cırlop deriz :D Kedi ismi olarak çok şahaneymiş. Ben de kedi ismi yapmaya çalışıyordum herşeyden bir ara. Hikayelerdeki kahramanların kedileri için liste yapmıştım hatta.

    Bugün çok verimsiz çok anlamsız geçti. Senin hatırlattığın pırasalı börek günün tek icraatıydı. Şimdi biraz kitabı almayı düşünüyorum elime. Ama işte geceyarısı oldu bile.

    Senin güvensizlik hikayen çok berbatmış. Bir de adam kanıksamış, gizlisi saklısı da yok.

    Beş senede filan yazanlar yüksek ihtimal tam zamanlı bir işte çalışıyor bir yandan da aile hayatlarını sürdürüyorlar. Bir de araştırmalı bir hikayeyse olabiliyor öyle. Dönem romanıysa mesela.

    YanıtlaSil
  5. Sofie'nin Dünyası muhteşem bir kitap kız benimle yaşıt olduğu için okurken çok özenmiştim,ben de bana mektup göndererek felsefe dersi veren biri istiyorum demiştim ^^

    YanıtlaSil
  6. kunegond'un cafe'si duruyor mu hala?

    YanıtlaSil
  7. @ Anıl: :)))) Ne güzel bir hayalmiş. Bir kitabın genç bir insanda böyle istekler uyandırması da ayrı bir başarı.

    YanıtlaSil