Salı, Ocak 19, 2016

Karlı günde kitap alışverişi.

Görseller elimde olsa, hazırda iki tane beğeneceğini umduğum yazım var. Günlük yazılardan biraz farklı. Biraz meraklandırayım mı seni? Bir tanesinin görselini kendim hazırlayacağım galiba sonunda. Nette aynısını bir daha bulamadım. Çok eskiden görmüştüm. Misket almam lazım bunun için. Şeytan diyor git şuradaki oyuncakçı-kırtasiyeciye kesin vardır. Yap düzenlemeni, çek görseli, döşen yazını. Adam da benim için ne düşünüyordur kimbilir. Kırtasiyeci yani. Kadın bir gün gelir, yana yakıla dosya alır. Yana yakıla ama. Başka bir gün gelir. Mıknatıs sorar küçük boy. Fiyatını beğenmez. Çok sayıda alacaktır. Bir gün gelir, beyaz tahta kalemi sorar. Hepsini de heyecanla sorar. Var mı? Halini görsen sanırsın hayat memat meselesi.

Ne diyordum? Misket. Meraklan diye üstüne bastırıyorum. Ehuehehe. Çok kötüyüm. Öbür yazı için de annemin resmini taratmam lazım görsel olarak. Konu zaten o. Annemin resmi. Bak, o kadar da kötü değilim.


Bugünkü görselim de güzel ama. Bak da bak. Dün hava karlıydı ya. Ben de kaç gündür yataklardan kalkamamışım. Akşam saatinde bir boy dışarı çıkıp yürüyesim geldi. Hem almak istediğim kitaplar da vardı. Kaptan'dan yeni bir şiir kitabı, tercihen içinde Üçüncü şahsın şiirinin bulunduğu kitabı, bir de vikipediden gördüğüm Selim İleri'nin derlediği röportajlarının olduğu bir kitap. Bir de işte geçen gün arkadaşımın yeni çıkardığı kitap: İki Ada, Bir kadın.

Astronot gibi kuşanıp, sokağa attım kendimi. İçimden de hesaplar yapıyorum. O kitapları Pandora'dan edinirim, sonra kendimi o en rahat ettiğim, her cepheden karlı caddeyi gören kafeye atarım. Ondan sonra oh, gel keyfim gel. Fakat. Evdeki hesap hiç çarşıya uymadı. Bir kere önünden geçerken gördüm: kafenin en güzel, en geniş koltukları kapılmış. Hıncahınç dolu. Başka zaman böyle olmaz. Unut kafeyi. Peki. Neyse geldim vardım Pandora'ya. Kapısının paspasında bir kedi. İçerde in cin top atıyor. Kasalar boş. Kapalı  mı yoksa. Kediyi korkutmadan içeri süzülmeyi başardım. Dükkan kapıları açık bırakıldıktan sonra terkedilmiş gibi. Yani dükkanı sırtlanıp götüreyim dersen, mümkün. Sanıyordum ki. Değilmiş. Bir tane incecik dal gibi bir kız, solda, yerde, eğilmiş kitaplara bir işlem uyguluyordu. Dışarıdan gözükmüyor. Dedim: " ben, böyle böyle, Attila İlhan'ın, içinde Üçüncü şahsın şiiri'nin olduğu kitabı istiyorum. Ama hangi kitap bilmiyorum". Tam kız koca bir rafı kafama geçirecek diye bekliyordum ki, sakin sakin, kararlı kararlı, hiç kızmadan, gitti, şairin kitaplarını raftan aldı, tekini açtı, hem de kitabın yeniliği bozulmasın diye tam dümdüz açmadı, karton kapakta kat izi bırakmadan nazikçe ilk sayfasını araladı, parmağıyla yukarıdan aşağı içindekiler kısmını taradı. Bulamayınca sayfayı çevirdi. Devam. Ben kıza daha fazla zahmet olmasın diye, bende olanları söyledim. Bunlarda yok dedim. Elindeki diğer kitapları aynı yöntemle taradı, bulamadık sonuçta ama ben bir tane kitap beğendim tarama aşamasında. Ayrılık sevdaya dahil. Onu ayırıp aldım.
Sonra İki ada, bir kadın, yoktu. Getirtelim dedi. Yok dedim. Bekleyemem. D&R'a giderim birazdan. Selim İleri'nin kitabını unuttum ama aklımda başka bir kitap daha var diye biliyorum. Neyse uzatmayayım. Selim İleri'nin derlediği kitap da yokmuş onlar da bana bu aşağıdakini gösterdi: Attilâ İlhan armağanı: Kaptan'a saygı ile...Biraz göz attım. Baktım, çok güzel, çok kapsamlı. Hatta Selim İleri'nin kitabından bile güzel (olması lazım). Fiyatına baktım. Epey tuzlu. Ama çok güzel. Hadi dedim alayım. Alıyorum. Kız barkodları okuttu, "bu iki kitap aynı fiyata geldi" dedi. Nasıl? Olamaz. Arkasındaki fiyat çok farklı. Kız da şaşırdı. Kampanyada ama ben onu bir daha okutayım dedi. Yok okutmayın bence bir daha dedim ( akıllı beni beni) ama dinlemedi (haliyle). Ve gene aynı dörtte bir fiyat çıktı. Oy bir sevinç bende, bir coşku görme. Sanırsın o gün ikramiye çıktı piyangodan. Neyse, sonra ver elini D&R. D&R'da İki ada, bir kadın gene yok. Bitmiş bu sefer. Haydaaa. Neyse sevindim tabii esasında.




Starbucks vardı yolumun üstü ama annemin ışığı yanıyordu. İçimden ona uğramak geldi. Göya beş dakika uğrayacaktım. Laf lafı açtı. Birazcık kitaptan bir iki satır okudum. "Daktilolar zamanı teyelliyor" satırını annem çok beğendi. Ben de beğendim. Yemek ısıttılar. Kahveler içildi. Sonra albümler açıldı, hatıralar saçıldı. Gece onbir buçuktu, ben artık kalkayım dedim. Sıkı sıkı tembihler. Gidince mutlaka ara. Tamam. Hem ben unuttum aramayı. Hem onlar benim arayacağımı. Sonra ne yaptım bilmiyorum. Yattığımda saat sabaha geliyordu ve ben cin gibiydim. Kitabı okumaya başladım yatakta ve elimden zor bıraktım. Tüm Attila İlhan hayranlarına şiddetle tavsiye ederim Kaptan'a saygı'yı. Sadece 1500 adet basılmış. Baskısı tükenmeden alın.

Oh evi de azıcık toparladım. Şimdi dışarı çıkıp yemek için alışveriş yapacağım. Pratik bir şey düşünüyorum bu gece. Fırında kanat ve patates. Yemekten sonra da yeni kitabıma gömülmeyi düşünüyorum. Pandora'ya da telefon mu etsem getirtseler şu kızın kitabını çok merak ediyorum.



5 yorum :

  1. Ya bayılıyorum senin şu yazılarına. Arkadaşının kitabını alıp okumak istiyorum.Güzel bir kitaba benziyor. Darısı senin kitabının başına.

    YanıtlaSil
  2. Ayyy inşallah darısı başıma.
    Bunu çok keyifle yazdım. Daha da uzatırdım ama sıkıcı olur diye düşündüm. Kafamdaki diğer iki yazı için sabırsızlanıyorum. Hele o misketli çok değişik olacak şimdiye kadarki yazılardan. Sordum kırtasiyeciye misketleri ama pahalısı vardı. Sırf bir görsel için istemedim. Ama her an dayanamayıp atlayıp alabilirim.

    YanıtlaSil
  3. "Yok bekleyemem, çok acil lazım" diye kitap alan biri sevilmez mi yaaa?!

    YanıtlaSil
  4. Ben de seni çok seviyorum !!! <3 <3 <3 Ama artık Türkiye ziyaretinde görüşelim lütfen!!!!

    YanıtlaSil
  5. Kırtasiyeciye de misketler için "cumartesi günü daha ucuzu gelicek" dediğinde, "tamam zaten çok acil değil" dedim. Adam tuhaf tuhaf suratıma baktı :D Çok acil misket. Puhahahaha.

    YanıtlaSil