Cuma, Ocak 22, 2016

Benzerlik sarhoşluğu.

Vay be. Ne günler ama. Edebiyatı, (yoksa hayatı mı demeliyim?) küple içiyor gibiyim. Çarptı çarpacak. Bir küp kaptan, bir küp dostluk, yakınlık. Baudelaire der ya:
"Il faut être ivre,
De vin, de poésie ou de vertu?
A votre guise.
"
Meali: "Sarhoş olmalı. 
           Şarapla mı, şiirle mi ya da erdemle mi? 
           Ona siz karar verin." 

Dün gece yemekten sonra, diyelim en geç, olsun olsun dokuz buçuk olsun, yatma saatine kadar yeni kitabımı okudum. Yani gece yarısını çokça geçene değin. Attila İlhan'ın hayatı ile ilgili olan. Bir de belgesel izledim. Ölesiye merak ettiğim bana göre çok özel soruların cevaplarıyla karşılaştım şaşkınlık içinde. Asla bilemeyeceğimi sanıyordum. Son anlarını, son günlerini mesela. Ya da eşini merak ediyordum örneğin. Onca aşk şiiri yazmış birinin, dahası onca imkansız aşk şiiri yazmış birinin nasıl biriyle evlenmeye karar verdiğini ve ilişkilerinin türünü merak ediyordum. Tutkulu mu, heyecanlı mı, kavgalı mı. Huzur bulabilir miydi öyle biri evlilikte ve bulursa nasıl bulurdu. Ve sonra neden boşanırdı onca sene sonra. O boşanmayı nasıl yaşardı. Çocuğu olsun istemiş miydi? Günlük hayatı neye benzerdi? Dağınık biri miydi yoksa titiz mi. Gece kuşu muydu yoksa erken mi kalkardı? Alışkanlıkları. Hatta tam olarak Maçka'da nerede oturduğunu merak ederdim hep. Onu bile buldum. Neden oturduğu evin sokağına adını vermezler ki.

İşte bunun gibi binlerce ayrıntı. Kitabı her açışımda, sanki evime konuk oluyormuş da onunla sohbet edebilme şansına eriyormuşum gibi bir sevinç, bir heyecan. İki gün oldu mu kitabı satın alalı? Yetmişinci sayfadayım. Benim için olağanüstü bir durum. Bilirsin zor kitap okuyorum. Ama bu kitap gerçekten çok başarılı.

Benzerliklerimizi fark ediyorum bazen. Heyecan basıyor. Bazıları yüzeysel. Mesela o da İkizler burcuymuş. Bazıları çok özel: " Aslını ararsanız, bir tarafımla ben evliliği hiç istemiyordum. 20 ila 40 yaş arasında ben hayatımı yaşayacağım diye bir laf tutturmuştum. O hayatım neyse, öyle bir laf tutturmuştum."  A-ha. Sanki ben. Ve sanki benim ağzımdan anlatılmış. Bir laf tutturmak. Ve şimdi bunu biraz da saçma bulmak. Hayatını yaşamak. Bu işte. Bu. Bütün derdim buydu. Hani sanki daha yaşlı ben diyor ki " buyur, yaşadın mı hayatını? memnun musun şimdi? dangalak."

Başka benzerlikler de var. Örneğin Fransa'da Afrika'lı öğrencilerle tanışıp, konuşup bazı fikirlerinin şekillenmesi. Bende de oldu apaynısı. Sömürge kavramı çok hassastır benim için. Türkiye'de entelektüel geçinen bir sürü insan anlamaz ne dediğimi. Sömürge deyince bildikleri üç beş laftır. Herkesinki de birbirinin aynı. Attila İlhan da örneğin doğu bloğundan gelen insanlarla karşılaşınca toplumculuk üstüne düşündüklerini gözden geçirmiş. Burada da solcu fikirleri masaya yatırdığında karşındaki insanlar hep ezberden konuşur, biraz kazdın mı da kolayca dibe gelirsin zaten. Çıktığı televizyon programında ilk defa ezberden konuşmayan birini duymuştum hayatımda. Çok şaşırmıştım. Varmış diye. Hayır politikadan çok anladığımdan değil. Ama asgari bilgim ezber değil onu söyleyebilirim.

Başka bir insanla benzerlik bulmak. Benim için son derece istisnai bir durum. Hani bir yazım vardı ya: azınlığın azınlığı olmak. Biraz da bunu anlatmaya çalışıyordum. Bu türünün tek örneği hallerini. Ceren'in bir yazısı var: bir vida arttırmak. Günlerdir aklımın bir köşesinde. Bende vidalar hep artmaya mahkum diye düşünüp üzülüyordum. Herhalde beceremiyorum insan ilişkilerini. Uyumsuzum. Ama bugün, uzun zamandır tanıdığım fakat hiç doğru dürüst sohbet etmemiş olduğum biriyle buluştum. Üç saat filan konuştuk. Ve tek bir vida bile artmadı. Ne ara saat yedi oldu hiç bilmiyorum. Normalde suskun bir insanımdır. Çenemi düşüren çok az insan olmuştur hayatımda. Hele laf kesmek. Asla yapmam. Yaptım. Bu kadar mı olur? Aynı ailede yetişmişiz sanki diyeceğim ama kardeşimle hiç anlaşamıyorum. O kadar şaşırdım ki. En basitinden, sohbetin en başı böyle başladı zaten, Tahtakale için "cennet" diyor. Ve benden iyi biliyor defter yapmak için gerekli malzemeleri. Sırf bu bile başlıbaşına yeter. Ama bunun kaç katı şey daha. Zor ayrıldık. Bağrıma basmak istedim giderken.

Vay be. Günlere bak.

4 yorum :

  1. Ceren sayesinde buldum ben de burayı. Çok iyi geliyor bu yazılar bana. Ceren de hep iyi gelir zaten. "İyi ki yazıyorsunuz" diyip kaçmak için geldim yorum kısmına.

    YanıtlaSil
  2. Oy oy oy Dukuju, bilsen günümü ne şenlendirdin bu yorumunla. Teşekkür ederim. İyi ki okuyorsunuz diyim ben de o zaman. Kimseler okumasa ne mutsuz olurdum. Çoktan bırakmıştım bu yazı çizi işlerini.

    YanıtlaSil
  3. :D Artarak okuyoruz seni.. Günün birinde kitaplarını alabilmek için birbirimizi yiyeceğiz..
    Bu arada yazımın seni düşündürmesine sevindim, bu bana verebileceğin en büyük iltifat. Teşekkürler..

    YanıtlaSil
  4. Amanııııın tutmayın beni :D Sabahtan beri evde başka kimse olmadığı için kendime nasıl şımardım nasıl şımardım. Böyle bir havalar, görme. Ceren öyle dedi diyorum içimden bin kere, kitapLARımı kapışacaklarmış :D Akşama doğru biraz sakinlerim diye umuyorum.
    Senin yazın günlerdir aklımda. Muhtemelen bundan sonra ilişkilerimi değerlendirirken başucu metaforum olacak. Bir seninkini düşünüyorum, ilişkiler için, bir de Mariantrikot'un "sevgi ve suistimali ayırma" lafının olduğu postu (http://mariantrikot.blogspot.com.tr/2016/01/sans.html)

    YanıtlaSil