Perşembe, Ocak 14, 2016

Amatör.

Bu post istediğim gibi olmayacak biliyorum. Ama gene de yazasım var.

Verimli günlerime nazar değmiş gibi. Lafın gelişi. Nazara inanmam. İnhibisyondur o. İnsanın kendini sabote etmesi gibi bir şey. Aslında stratejiden dem vurmayı planlamıştım. Neden bu kadar kafayı taktığımdan. Benim için ne ifade ettiğinden. Daha turşu suyunu filan da anlatacaktım.

Ama şu an son günlerin tembelliğini yazı yoluyla üstümden atma ihtiyacındayım.

O son postu yazdım. Sabahın üçüydü. Gittim yattım. Sabah dokuz buçuk gibi uyandım ama hiç uykumu alamadan. Altı saat uyku asla dişimin kovuğuna gitmez. Radyoyu açtım. Kahvaltı filan hazırlarken Sultanahmet filan bir şeyler geveledi spiker "...çok üzgünüz...biraz sonra haber saatinde son ayrıntılar...". Lan yeter!!! Gene ne oldu? Her İstanbullunun aklından geçenler. Her an, her yer patlayabilir. Gittiğimiz her yerde, bindiğimiz her araçta. Bitmeyecek bu artık. Böyle devam edecek ara ara. Saçma sapan, o ölen ve yaralanan insanların yeni yılı nasıl kutladıkları, nasıl umutları, yeni yıl kararları olduğu geldi aklıma. Yeni yıldan hemen sonra olan kazalarda ve saldırılarda hep bu gelir aklıma. Sanki işin en can alıcı yeri buymuş gibi. Peh.

Sonra uykusuzluktan bütün gün hiçbir şey yapmadan geçti. Buzdolabının kapı rafları kalmıştı oysa. Bir de tezgahta içi bozulmuş yemek dolu tencereler. Hiçbir şeye dokunmadım. Kendime kızdığımda, kızdığım için ayrıca bir kere daha kızdım. Çok önemli sanki. Bo.ku bo.kuna insanlar öldü bugün dedim. Buzdolabı kapı raflarıymış. Kötü bir gündü.

Ertesi gün. Biraz daha iyiydi. Yani dün. Buzdolabını onbeş dakikada hallettim. Üç gündür sürünen iş. Sonra elime boş torbaları geçirip bozuk yemeklerle savaştım, tencereleri boşalttım. Bulaşık makinesine attım, sudan geçirip. Bulaşık makinesini çalıştırdım. O iş de halloldu. Akşam da buzluktaki yuvalamaları kızartıp yoğurt ve nohutla yedim.

Ve bugün. Artık romanın başına oturmam lazım. İskeletin geri kalanı ile uğraşmam gerek. Ve birkaç Elo puanı kazanmam. Hiçbir şey yapmadan gün akşam oldu. Uyandığımda saat öğleni epey geçmişti zaten. Şimdi de akşam çöktü. Perdeleri çektim. Hala uykuluyum. Enerjim düşük. Koltuğa yapışıp kaldım. Dışarıda hayat akıyor. Ben duruyorum. Donakalmış gibi. Bugün de verimsiz geçecek, belli oldu. Böyle zamanlarda kendimi zorlamamam lazım. Vardır haklı bir sebebi.

Yeğenimi düşünüyorum. Ortancayı. Ona starwars legosu söz verdim. Sevindi. Çıkıp almam lazım. Çok seviyorum onu ben. Biliyorum bin kere filan söyledim. Bir de o gün sözcükleri nasıl yerinde kullandı. Şaşırdım. Kalakaldım. Musiki Cemiyetinin sınavını anlattım onlara. O da dinliyordu. Şaşırmış şaşırmış: mucize gibi bir şey olmuş dedi. Canım ya. Aynen öyleydi. Sonra kardeşime diyordum ki, "orada herkesin seviyesi çok farklı, bir tanesi solist, konserler veriyor, bir tanesi onbeş senedir müziğin içinde, herkes benim gibi şey değil ki" dedim. Benim yeğen oradan yapıştırdı: amatör. Kardeşimle kalakaldık. Zınk diye oturdu o laf. Doğru. Amatör. Ne güzel buldu. Sekiz yaşında.


Umarım yarın farklı bir gün olur. Kazasız belasız. Bombasız patlamasız. Dolu dolu iş gördüğüm. Mutlu huzurlu bir gün.





2 yorum :

  1. Verimli günler kadar verimsizlerin de olması çok doğal.
    Sıkıştırma kendini ;)

    YanıtlaSil
  2. Yasemin :) Sıkıştırmamaya çalışırken iyice yayıldım. Hayırlısı :D

    YanıtlaSil