Çarşamba, Aralık 02, 2015

Satranç, roman, yatır ve cilalı taş.

Haftayı yarıladık. Benim için hala yeni olan yılı da bitirmek üzereyiz. Son aya girdik.

Şu son aylarda öğrendiğim ve uyguladığım en önemli şeylerden biri sanırım bir koltuğa dört karpuz sığdırmamaya çalışmaktı. İlgi alanlarım çok fazla, kabul, dolayısıyla bir sıraya girmeleri gerekiyordu. Müzik öncelikliydi, çok güzel heyecanlar yaşattı bana, hayatımın en güzel tecrübelerinden biriydi fakat yerine oturmayan bazı şeyler yüzünden kırpılmak zorunda kaldı. Satranç geride bekledi o sürede. Dün bütçeme uyan öğretici bir satranç programı buldum. Biraz inceledim. Kafama uydu. O sıkıcı kitaplardan çok farklı geldi. Açıklamalar çok ayrıntılı. Satrancımı ilerleteceğine inandım.

Bu sabah onun hevesiyle kalktım. Yapılması gereken en önemli işleri sıraladım. Ödül de bu programdı. İşleri tamamlamadım ama hadi dedim kendime. Al artık. Mutfak zaten kontrol altında uzun zamandır. Satın aldım. Deminden beri başındayım. Memnunum. Söylediğine bakılırsa benim reytingim 1300 değil, sandığım gibi, 1500'e yaklaşıyor. Bilemiyorum. Abimin 1300'e çok fazla burun kıvırmasından belki de doğrudur. Başından beri "1300 çok zayıf" deyip duruyor. Halbuki daha 1300'e bile gelemedim doğru dürüst öbür sitede, şu an en yüksek skorum 1283. Zaten gerçek puan turnuvada ortaya çıkarmış.

Şimdi biraz romanın başına geçmem lazım. Bir iki ders daha göreyim. Pazartesi gününün parıltısı söndü ama. Tamam ikinci taslaktaki kendi kendime bulduğum yeni bakış açısı "dahiyane" sayılabilir fakat sandığım kadar konuyu alıp götüremiyor. Gene kaldım basit birinci taslağa. Geliştirmeye çalışacağım, bakalım, olduğu kadar.

İlginç şeyler öğrendim bu vesileyle. Yatır var ya, neymiş tam olarak diye araştırdım, yunancadaki iatros sözcüğünden geçmiş türkçeye. Mesela psikiyatri, geriyatri, deki iatri. İatros yunanca hekim demekmiş (psiki-yatri: ruh hekimi). Yatır da yaşarken şifacı (hekim) olan insanların mezarına deniyormuş. İnsanların şifacıların ruhundan medet umması.

Sonra, tarih öncesi çağlarda neolitik çağın eşanlamlısı cilalı taş devrine deniyormuş. Cilalı taşı, taş devrinden ayıran da artık yiyecekleri tarım ve hayvancılık yoluyla üretmeye başlamaları. Ondan önce avladıklarını ve topladıklarını yiyorlar. Neden bunu bana kimse böyle anlatmadı ki? Diğer yandan, 12 000 yıl sonra vardığımız yere bak, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar, hayvancılığa isyan eden vejetaryenler filan. Belki de yeni bir çağ başlayacak. Ya da başladı. İsyan varsa değişim de geliyordur. Gelmiyor mudur?

Bu gece Moonrise Kingdom'u izlemeyi planladım.

Aslında çikolatalı danette'leri ve çalışmayan çamaşır makinesini nasıl çözdüğümü anlatacaktım ama başka şeyler öne geçip sahneyi işgal etti. Belki başka postta anlatırım hayatın küçük ayrıntılarını. Bir de burada kar yağacak galiba, musluktan akan su buz eriği gibi diyecektim ki, Ankara'da yağmış meğer. Gelir gelir. Umarım gelir. Kar yağsın istiyorum.  İyi akşamlar dünya.


6 yorum :

  1. Eski Taş Devrine Paleolitik,Cilalı Taş devrine de Neolitik Çağ deniyor ayrıca taş devrindeki insanların yaşayışı da asalak olarak özetleniyor.Okulda yeni işlediğimiz bir konuydu paylaşmak istedim ^^

    YanıtlaSil
  2. Bu aralar satranca ben de sardırdım, daha doğrusu yeni başladım ama fena değilmişim. Seviyemi bilmiyorum. Kapışak mı :P

    YanıtlaSil
  3. @ Anıl: bu sekizinci denemem: yazdığım cevaplar gitmiyor, blogspotta bir sıkıntı var sanırım. Keşke diyordum birisi bana şömine ya da kuzine karşısında bana o devirleri anlatsa diye hayallere daldım. :)

    YanıtlaSil
  4. @ Berkay: hadi gel kapışalım :)

    YanıtlaSil
  5. İstersen buraya mail adresini gir, yorumlar denetimli yayınlanmaz, sadece ben görürüm, öyle haberleşebiliriz ;)

    YanıtlaSil