Salı, Aralık 22, 2015

Challenge raporu.

Evet bir haftalık challenge'ın sonuna nihayet geldik. Normalde bu gece yarısıydı ama ben temizlikten sonra kendime ödül olarak biraz erkene aldım. Nasıl geçti, bana neler kazandırdı, neler değişti, neler aynı kaldı, umduğum gibi mi oldu, şaşırdım mı merak ediyor musun? Haydi koy kendine bir kahve ve yamacıma gel. Hepsini anlatıyorum.

Herşeyden en önce söylemem gereken şu: çok zordu. Çok zorlandım. Az zorlar sanıyordum. Iıh. Ciddi zorladı.  İlk günün başlangıcından beri, aklımı çelmeye çalışan bir zıpır benle uğraştım. Ben onu sigara bırakma zamanlarından tanımasam beni ilk gün kandırırdı. "Amaan ne gerek var böyle saçma sapan kararlara, aç şu bilgisayarı bitsin gitsin." Ya. Sefil yaratık. Sigara için de böyle derdi. "Amaan herkes içiyor, kendini ne zora sokuyorsun, kaç günlük dünya yak bir tane bitsin gitsin." Asıl challenge'ın ona karşı direnmek demek olduğunu ilk dakikada anladım neyse ki. Ve çok sıkı dayandım. Cumartesi gününe kadar. Sonra gemi elde olmayan zorlayıcı sebeplerden azar azar su aldı. Onları da anlatacağım.

İnternet, bilgisayar ve yazı yazmak yokken zaman sakız gibi uzadı da uzadı. Sonunu hiç göremeyeceğim sandım. Boş boş koltuğa oturup malak gibi karşıya baktığım zamanlar oldu. Sonra yerimden kalkıp, azar azar bir gün bu köşeyi, bir gün öbür köşeyi topladığım zamanlar da.

Hiç liste, plan yapmadım. Hatta mutfak alışverişlerini bile yazmadım. Zaten çok mutfak alışverişi de yapmadım. İlk gün herşeyi kayıt altına alma ihtiyacı kendini hissettirince kahvaltımın resmini çektim. Kahvaltı nefisti. Değişikti. Bir gün önceden kalmış lahana salatası ekmek ve üstüne suda kırılmış yumurta. Resmini çektim sonra herşeyi kayıt alma isteği beni pek zorlamadı. Bu konuda daha fazla zorlanırım sanıyordum.


İnternet olmayınca, yazmak olmayınca, müzik olmayınca, meşgale olmayınca mecbur televizyona dadandım. İlk günden itibaren en az iki posta televizyonu açtım. Hoşuma giden şeylerden biri buydu. Ben artık dikkatimi veremiyorum sanıyordum. Çok da güzel verdim. Gündemden hiç geri kalmadım. Bu çok hoşuma gitti. Yapamıyorum sandığım bir şeydi.

Hayat gün içinde biraz tekdüze ve boş olunca, gecelere yüklendim. Bu da olumlu bir diğer yönüydü challenge'ın. İki kere sinemaya, bir kere konsere, bir kere de yürüyüşe çıktım bir haftada. Cem Yılmaz'ın Alibaba ve yedi cüceleri'ne, Star Wars'a ve Eylül ayında biletini aldığım Mohsen Namjoo konserine gittim. Daha hareketli bir yaşam biçimi beklentilerimin arasındaydı, oldu. Sadece gün içinde daha hareketli olurum sanmıştım. O tersi oldu.

Nette bir şey okumayınca, okuma ihtiyacını evdeki kitaplardan sağladım. Sürprizlerden biri de şuydu: bir tane kitap bitirdim. Kısacık bir kitap, elli sayfa bile yok ama bugüne kadar sonunu getirememiştim. Sun Tzu, Savaş sanatı.


Onun dışında rafından iki kitap daha çekip aldım. Birisini çok yüzeysel buldum. Stratejik karar kitabı. Elimin altında internet olsa o an okuduklarımı daha kapsamlı olarak araştırırdım. Fakat yapamadım. Belki bundan sonra. Diğeri de büyük para kazanma yollarından çok küçük işletmeler için baba tavsiyesi tadında bir kitap. Baştan sonra okumadım. Biraz göz gezdirdim. Vaadettiğini vermeyen kitaplar gözümden düşüyor.


Olumlu yönleri saymaya devam edersek, challenge'ın ilk meyvesini ilk gece topladım. Beynim. Sanki içerde sürekli vızıldayan bir arı kovanını kaldırmışlar gibi sessizdi ilk gecenin sonunda. Beni en çok şaşırtan şeylerden biri buydu. Sonraki günler de aynı sessizlik devam etti. Sanırım bu challenge'a devam etmemi sağlayan en önemli motivasyonlardan biriydi bu. Zorluyor ama fark ediyor duygusu.

Hiç müzik dinlemedim sayılmaz, internetten dinlemedim ama televizyonun radyosu var onu açtım. Televizyon ve radyodan ilginç şekilde çok güzel programlara denk geldim. Bir tanesi Japon televizyonu NHK 'in programıydı. Çin'li bir girişimcinin hikayesini anlatıyordu. İkea'yı görüp 20 tane raf yaptırıp satmış ucuza, ilk gün dünya kar etmiş. Ondan sonra geliştirmiş işlerini ve kasabasında şimdi onun gibi girişimcilerin olduğu bir sokak var. Ondan görüp benzer işler kurmuşlar. Başka bir hikaye de bir saat tamircisi ile ilgiliydi. Onu başka bir gün anlatayım. Çok hoş bir hikaye.

Japon televizyonu dışında Türk radyosunda dün sabah mıydı, bu sabah mıydı tam hatırlamıyorum Beykoz'da şehirli bir grup insanın ekip biçmek için kiraladığı bir arazi ile ilgili bir program vardı. Siteleri de varmış. O sırada bakamadım ama şimdi linkini vermiş olayım. Permakamp. İstanbul'dan ilgilenen varsa dışarıdan katılımcı kabul ediyorlar. Istanbul dışından ilgilenen varsa bilgilerini ve tecrübelerini paylaşıp benzer oluşumları canıgönülden destekliyorlar. Buradan duyurmuş olayım.

Aydınlanma değil de kazandığım farkındalıklardan biri de evin dağınıklığını neden bir türlü toparlamayı bitiremediğim. Bugüne kadar anlamamıştım, ev kadınlığında acemiyim, çok yavaşım ondan böyle oluyor sanıyordum. Aslında çok daha basitmiş. Durmadan bir iş çıkardığım için kendime evin dağınıklığı ile başa çıkamıyormuşum. Sürekli ortalıkta defterler, kalemler, mezuralar, teller, iplikler, iğneler, cetveller, hesap makinesi, kağıt, kitaplar, dosyalar. Bu hafta sadece örgü ördüm ve topladığım salon bir daha dağılmadı. Yaşayan ev dağılırmış. Faaliyet olduğu için. Bu önemli bir bilgiydi benim için. Bundan sonrası için yol gösterici. Dağınıklık ve proje arasında hangisi öncelikliyse ona göre hareket edeceğim.

İnternetsiz hayat artık benim için bir ütopya bunu da anlamış bulundum. Cuma akşamı, sinema seanslarına internetten bakamadığım için Star Wars'ı görmek istediğim halde gidemedim. Şeytan dedi aç şunu bak ve hemen kapat. Fakat direndim. Ve oturup evde televizyon izledim. Kendimle çok gurur duyuyordum ki, ertesi günü gemi mecbur su aldı. Nasıl oldu.

Çünkü Mohsen Namjoo konserine biletim vardı fakat Volkswagen Arena'nın nerede olduğunu bilmiyordum. Hatta biletin üstüne bakıncaya kadar ben konserin Zorlu'da olacağını sanıyordum. Biletin üzerinde bilgilendirme amaçlı bir telefon dahi aradım ancak yoktu. İşte o zaman zurna zırt dedi. Peh. Konseri kaçıracak halim yok. Tamam. Volkswagen Arena'yı aratıp çıkayım dedim internetten. Bu da benim eksi haneme yazılsın. Ama işte, zayıflık de, iradesizlik de ne dersen de, onca günün şeysiyle interneti açınca hooop, bir maillerime bakayım, aa yorumlar da gelmiş, ne demişler. İpin ucu çok fena halde kaçtı o günden sonra senin anlayacağın. Ama yapacak bir şey yok. Konseri bu sebepten kaçırmak çok saçma olacaktı. Pazar ve Pazartesi günleri de mecbur kaldım kısa kısa interneti kullanmaya. Biraz kenarları da taştı. Bu işin başarısız tarafı.

Volkswagen Arena'nın telefonunu buldum netice itibariyle. Açtım. Bir kızcağız çıkıp ulaşım için beni internete yönlendirdi. Zaten yasağımı ihlal etmişim, bir daha girersem çıkamayabilirim, dedim ki "bana sadece en yakın metro istasyonunu söyleseniz benim işim bitecek hanfendi." Sağolsun söyledi. Ben de gidebildim. Konserden de resim koymak isterdim ama, telefonu evde bırakmışım o gece.

En az eksikliğini duyduğum Facebook'tu sanırım bir de telefon bildirimleri. En ayan beyan ortaya çıkan da gün içinde çok büyük bilgi kirliliğine maruz kaldığım. Çok gereksiz bilgileri gidip araştırıyormuşum. Araştırmadan da yaşanıyormuş pek güzel.

Sandığım kadar spor ve yoga ve meditasyon yapmadım. Günler, işleri sıraya sokmayınca verimsiz ve boş geçti. Ve satranç oynamayı çok özledim. Aslında benimle karşılıklı oynayacak birini bulabilirmişim şimdi aklıma geliyor. Gerçek tahta ve taşlarla. Ne hallere geldik.

Sonuç:

Bu challenge'tan sonra hayatımda neler değişecek. Olumlu taraflarını alıp, olumsuz taraflarına çare bulsam keşke.

Kafamın içindeki sessizlik çok hoşuma gitti. Bunun devam etmesini isterim.

Televizyon izlemek ve gündemden haberdar olmak da çok güzeldi. O da devam etsin.

Kitap okumak. Devam.

Gece dışarda faaliyet. Devam.

Belki yedi yirmidört müzik dinlemek şart değildir, sanırım beynimi yoran şeylerden biri buydu. Kararında olması lazım şeylerden.

Facebook hiç şart değilmiş onu ileri bir tarihte tamamen kaldırmayı tasarlıyorum.

Bildirimleri de mi kapatsam kökünden?

İnterneti tamamen kaldırmak mümkün değilmiş ama belki haldır haldır nette dolanmak da şart değildir. Etkili bir sınırlandırma şekli bulmak gerek.

Ve iş. Ticaret. Bu oyalanma, bu devamlı meşgul olma hali onun yerini doldurmaya çalışıyor. Bunu da anladım. Burası hala çok muğlak bir alan. Roman bitene kadar hiç bir plan yapmayacağım bu konuda, ama kesinlikle ticari bir faaliyet istiyorum kendim için ilerde.

Bu challenge'ı bu kadar uzun olmamak şartıyla rutin şekilde tekrarlamayı da düşündüm challenge sırasında. Aslında kafamdaki vızıldamanın tam sebebini bulmak ve kalıcı olarak kaldırmak için. İki ayda bir, kırk sekiz saat diyelim şimdilik.

------------------------

Evet bu post bu kadar sevgili okurum. Buralara dönmek güzel. Yokken yorum almış olmak güzel. Arada burası boş kalmamış bol bol ziyaretçi almış o da güzel. Kendine iyi davran. Hoşça kal. İnternetsiz kalma. Ama gerçek hayat dışarıda.




10 yorum :

  1. Tebrik ederim!!

    Müsadenizle kendimden bahsedeyim.
    Öncelikle ev toplama konusunda KonMari yöntemini tavsiye ediyorum. Hayatım mis gibi oldu yaptıktan sonra. 2kg da verdim ek olarak. Hafifledim.
    Evle kalmadı, mailler, banka hesap numaraları vs. Siliyorum. Saklamak güvensizliğimin aynasıymış.
    İnternet için de, fb kapattım. Kimin ne yaptığı ile ilgilenmiyorum. Günümü bana geri verdi bu. Zaten ortalık kan revan, kendi dünyamda yaşamayı, laf kalabalığı ve laf sokmaları yok saymayı tercih ettim.
    Instagram da, az gblı bir telefon alınca, nadire döndü.
    Mis gibi bir hayatım oldu yani.
    Tamamen kullanmayı kesmek yerine, çok vakit alan faaliyetleri kaldırmak veya azaltmak benim işime yaradı.
    Ben özellikle yorum bırakmadım. Tahrik etmeyeyim diye :D
    Tebrik ederim tekrar!!

    YanıtlaSil
  2. Merakla bekliyordum bu yazıyı, ne iyi oldu.
    Daha çok kitap ve yoga ile geçirirsiniz sanmıştım nedense..
    İnternette gereğinden fazla vakit geçiriyoruz bence de, sadece gerektiği kadarını yapabilsek kendimize boş duvara bakmalık vakit de kalır, ne iyi olur :))

    YanıtlaSil
  3. Tebrikler :D Peki stres, sıkıntı düzeyin azaldı yerine böyle hoş bi mutluluk hissi geldi mi?

    YanıtlaSil
  4. @ Jardzy: Konmari yöntemini bloglardan duydum. Tam olarak onun yöntemi ile ilgili olmasa da 2015'te kademe kademe evi sadeleştirdim ben aslında. Özellikle kıyafet konusunda çok acımasız davrandım. Şu an en son kalan bir dolap dolusu defter. Bu challenge'da ona da el atarım nasılsa bir sürü boş zamanım olacak sanmıştım ama hiç öyle olmadı. On iki yaşımdan beri doldurduğum defterleri ne yapacağıma hala karar verebilmiş değilim. En sonunda çöpü boylayacaklar ama şimdilik değil.
    Ben de bilgisayara da el attım. Kullanmadığım eşyaları dağıttım.

    Hah Fb kapatmak. Sıra ona geldi. İnstagram'ı zaten çok kullanmıyorum. Kırk yılda bir aklıma geldiğinde. Zaten fb listemdekilerin çoğunun bildirimi kapalı. Haber kanalı gibi kullanıyordum ama içime sinmiyordu. Şimdi günde iki kere haber dinleyebildiğime göre açık kalmasında bir sebep kalmadı.
    Seninle aynı fikirdeyim. Tamamen kaldırmak yerine, yontmak. Bazı yönleri kolaylık, onlar kalsın ve hatta değerini bilelim gerisini de kontrol altında tutalım, en akıllıcası bu.
    Ah, ne kadar incesin, yorum bırakmama sebebini diyorum :D
    Teşekkürler.

    YanıtlaSil
  5. İki balık bir kedi: boş duvara bakmak çok kötü bir his yalnız, ben hiç sevmedim. Bunalıma girmemek için zor tuttum kendimi.
    Evet ilk iki gün yoga yaptım sonra onu da neden bilmiyorum hiç yapmak gelmedi içimden. Kitap okuma performansımdan ise gayet memnunum uzun zamandır haftada bir kitap okumuşluğum yoktu. Ama asıl roman okumak istiyorum roman. Of. O da olur elbet diyelim.

    YanıtlaSil
  6. @ Ceren: hiç alakası yok. Çok sıkıldım. Hatta bunaldım. Sadece daha gerçek yaşıyorum hissi geldi. En güzeli dışarı çıktığım zamandı. Aslında etkinlik lazım demek ki bana. Ama o zaman da maddi olarak bunu karşılayabilmek gerek.

    YanıtlaSil
  7. Fena geçmemiş okuduklarımdan anladığım bu. Bundan sonra istediklerini mutlaka yap... Yazılarını özlemişim. Sevgiler

    YanıtlaSil
  8. Sizin adınıza çok sevindim,başaracağınızı biliyordum.Ben de bu tarz bir şey yapmak istiyorum ama zaten derslerim o kadar yoğun ki internet bana dinlenme oluyor.Yaz tatilinde yapacağım ben de.Cidden gerçek dünya dışarda bazen o kadar kapılıyoruz ki sanala gerçek zaman kavramını unutuyoruz ''Zaman çok hızlı geçiyor'' diyoruz.Benim için çok bilgilendirici bir yazı oldu,sizi seviyorum ^^

    YanıtlaSil
  9. @ Sibel: yok çok ciddi sıkıntılıydı da işte geceleri bunalımdan ölmemek için kendimi dışarılara attım. Şimdi anlatınca daha renkli gibi geliyor.
    İstediklerimi yapıyorum da hayatı ıskalamaksa mesele daha derin. Neyse artık. Tekrarı yok işte anca kaldığımız yerden sonrası için olduğu kadar direği doğrultmak. Benden de sevgiler.

    YanıtlaSil
  10. @ Anıl'cık: sen zaten okula gidiyorsan günün önemli bir kısmı "dışarıda" geçiyordur, gerçek dünyada, gerçek insanlarla. İnternetin hayatında kapladığı yer nispeten daha önemsizdir. Faydalı bulmana sevindim yine de :) Benden de sevgiler.<3

    YanıtlaSil