Cuma, Aralık 04, 2015

At, İndiana ve roman.

Bir gün manejdeyim, bindiğim at da biraz cins, asabi, zor bir at. Artık huysuzluğundan mı, yoksa kıçını sinek ısırdığından mı, neden bilmiyorum, sakin sakin dururken ben ona komut bile vermeden birden depara kalktı. Bir anda manejin içinde deli gibi dört nala koşturmaya başladı. Ben de üstünde. Dört nala nasıl binilir daha öğrenmemişim, çömezim, sadece tırıs çalışmışız. Önce ta bağırsaklarımdan yukarı çıkan bir çığlık duyduğumu hatırlıyorum ve o can havliyle boynuna sarıldığımı atın. Bir süre böyle gittik. Sonra, hocanın sesi kulaklarımdan beynime ulaştı.

"Geriye yat! Geriye yat diyorum sana, boyununu kıracaksın @%&/?+*."

Bana diyormuş. Geriye mi yatayım? İmkansız. Hiç bir yere tutunmadan ve at altımda dört nala giderken geriye nasıl, nereye yatarım? Düşerim. Valla düşeceğimi sansam da yattım. Hocanın burada sansürlediğim küfürleri de etkili oldu geri yatma çabamda. Ve ben vücudumu geriye doğru yatırırken elimde hala sıkı sıkı tuttuğum dizginleri de kendimle beraber geriye çektim ve at, inanılmaz ama durdu ve ben bir anda öne savruldum. Eğer geriye yatmazken savrulsaydım kesin attan tepetaklak düşerdim. Ve o an çocukken Pazar sabahları yayınlanan kovboy filmlerinin sahneleri geldi gözümün önüne. Aynı böyle dururlardı. Önce geriye yatar, at durur, onlar da ileri savrulurdu ve inerlerdi attan. Vay be. Kazasız belasız atlattım. Az daha düşüyordum fena halde.

Bunu şimdi nereden hatırladım. Romandan. Ne alakası var dersen...Roman da bu huysuz at gibi aynı. Kafasına göre şahlanıyor, dört nala koşturuyor benim üzerinde dengemi kaybetmeden dizginleri elimde tutmam gerekiyor. Bugün tekrar kontrolü ele geçirdim ve o günkü gibi rahatladım. Oh. Şükür.

Pomodoro sağolsun. Bir de İndiana. Normalde buraya özel isimleri yazmam. Ama onun ismi yazılmayacak gibi değil. Çok beğeniyorum ismini. En son maaşlı çalıştığım işteki iş arkadaşım. Asistandım göya, bana bir gün, içinde şarap saklanan ihtiyaç fazlası dev çelik kazanları satmamı söyledi patron. Pardon? Ben o koca kazanları nasıl satarım? Kime satarım? Kullanılmış hem de. Manyak mısınız siz? Ben ne anlarım satıştan? Pazarlamacı mıyım ben? Hayatımda en son, on altı yaşındayken o da, bileklik satmışım en çok, on liraya, kapının önüne tahta sandık koyup, yazlıkta. Daha işte bir ayım bile dolmamış hem de. Fakat ne oldu. İndiana bana ta Fransa'lardan bu koskoca satış işini, yapabileceğim küçük işlere böldü. Önce dedi, şu ölçekte şarap üreticilerini araştırıp bulacaksın. Sonra satış teklifi mektubu yazacaksın.  Sonuç olarak ben o kazanları satana kadar o işten ayrıldım ama oradan büyük işleri yapılabilir parçalara bölmenin ne zor işlerin hakkından gelmeyi mümkün kıldığını öğrendim.

İndiana benim doğrudan patronum değildi ama istese çok iyi patron olabilirdi. Ondan patronluk nasıl olmalı onu öğrendim. Ve roman yazarken de kendi kendime İndiana olsa bana şu an ne iş verirdi diye düşünüyorum. Pazartesi günkü balonun sönmesinden sonra toparlanmam lazımdı. Ben de önce işi belirledim İndiana usulü, sonra da saati yirmi dakikaya kurdum (Pomodoro). Sadece yirmi dakika çalışacaktım. Ama yirmi dakika boyunca sadece çalışacaktım. Bingo. Oldu. At durdu. Romanın ikinci taslağının artık sağlam bir omurgası var. Galiba en zor kısmını başardım. Bugün günlerden Perşembe değil mi? Fiyuuu. Yapamayacağım sanıyordum dün.

Bir de şunu da artık idrak edebiliyorum. Yazmaya yeni başlayanlara yabancı kaynaklarda günde bir saat çalışmaları önerilir başlangıçta. Neden bir oturuşta yedi saat değil mesaili iş gibi bunu şimdiye kadar anlamıyordum. Öyle ya, tam konuya ısınmışken yürü git bitir. Ama öyle değilmiş. Taze kafa unsuru var çünkü. Varmış yani. Artık bunu anladım. Ve çok konsantrasyon isteyen bir iş. Saatlerce yapamazsın, verim alamazsın her şeyden önce. Biraz öğretmenlik gibi. Büro işi gibi hiç değil. Arada dinlenmen lazım. Kalanı ertesi güne ertelemek işten kaçmak değilmiş. Vay be. Bunu da öğrendik.

İnanılmaz ama galiba bir seviye atladım ben. İnanılmaz...Olacak. Daha uğraşmam lazım ama zaten uğraşmaktan kaçmıyorum ki. Dur bakalım. Daha çok huysuzluk çıkartır bu at. Geçen sevinmemden sonra neler oldu. Neyse şimdi. Yarın ola hayır ola. İyi geceler dünya.


4 yorum :

  1. Hedefe ulaşmak için güzel ipuçları.Zamanı yada yapılan işini bölmak,azla başlayıp daha sonra çoku yapmak. At örneği .Yeni romanınızda başarılar.

    YanıtlaSil
  2. Evet Parıldayan Çiçek, işi bölmeyi zaten söyler çoğu ama İndiana çok güzel bölerdi, çok güzel bulurdu o ara basamakları, belki de tecrübeli olduğu için. Onu düşünerek buldum. Teşekkürler başarı dileği için.

    YanıtlaSil
  3. O zaman iyiye inanc geri geliyordur?
    Degil mi?

    YanıtlaSil
  4. İyiye inanç zaten buradaydı, giden ve geri gelmeyen iyilik yapmaya olan inanç. Ama bu konu hala içimi eziyor. Hiç üzerinde durasım yok. Yoksa herşeyin iyiye gideceğine inanıyorum. Dur bakalım.

    YanıtlaSil