Cuma, Kasım 06, 2015

Üç top.

Uzun ve güzel bir gündü. İstanbul pırıl pırıl güneşliydi, kasvetiyle nam salmış Kasım'a inat. Ben de kaçırılmaz bu dedim, çıktım bir saat yürüdüm ışıl ışıl bir gökyüzünün altında.

Ama asıl, sabah nasıl olduysa makul bir saatte uyandım. Kahvaltımı yaptıktan sonra, dün moralimi onca bozan romanın başına oturdum. Beş dakikada tıkanıklık çözüldü. Taze kafanın gözünü seveyim (bir kere daha). Dün neden o kadar moralim bozulmuş, onu da anladım. Çünkü henüz kurulu bir sistemim yok ve daha önceki roman yazma denemelerinde şu anda bulunduğum aşamanın kenarından bile yürümedim. Dolayısıyla sistem yok ortada. Sistemsel bir sorun varmış. Belimi onca bükmesi ondanmış. "İlham gelmedi yazamıyorum" gibi değil.

Yalnız bundan sonrası artık hep tecrübesizlik suları, orada yüzeceğim. Baştan bil ki yılma güzelim. İki iş birden yapıyorum. Hem sistem icat ediyorum, hem de romanı yazıyorum bir yandan.

Hani en son varmak istediğim nokta sahnelerin excel dosyasıydı ya, bugün, şu andaki iki sayfalık özetten, garantili on tane sahne çıkardım. Çok şahane oldu çünkü arada kalan boşluklar lap diye ortaya döküldü. E bir yandan da o çok istediğim ve bana iki gün önce uzak bir hayal, hatta ulaşılmaz gelen liste gerçek olmaya başladı. Artık özet ve sahneler arası git-geller olacak. Öyle öyle dolacak. Sahneleri de sıralamadan koydum sonra da sıra numarası verdim. Artık o yabancı sitelerdeki index card'lara yazmaların hangi ihtiyaçtan türediğini anladım. Sahneleri yazıyorlarmış oraya meğer.

Hiç bu aşamaya gelmemiştim ki. Ben ortadan bodoslama bölümleri yazardım. Sonra da kalırdı yazdıklarım öyle. Onlar da tecrübeymiş şimdi buraya yazınca anlıyorum. Hey gidi. Basamakmış onlar. İlk basamaklarmış. Hani arabayı çalıştırırken marşa basarsın ya. İlk bir- iki'de motor çabalar, üçüncüde tam devir yapar. Bu da onun gibi. Ve ben hala- hala - inanamıyorum bu romanı sonuna kadar götüreceğime. En son diyordum ki, o liste ortaya çıktığında inanacağım. Bunu dediğimde o liste bir aydan önce önüme düşmez diye de düşünüyordum. Al işte iki gün. Ve ben gene inanamıyorum. Höf.

Neyse işte. Roman tıkanıklığına yirmi dakika çalışıp da ortalığı sakinleştirdikten sonra hadi dedim, günüm güzel olsun, normal insanlar gibi üç öğün yiyeyim, romandan sonra yürüyüş, yürüyüşten sonra yemek yaptım, salatalı, tatlılı mükellef öğlen yemeği. Sonra da müzik çalıştım. Salı günkü şarkıları usul vurarak tekrarladım. Biraz oturur gibi oldu. Bundan sonra böyle. Çalışmalı. Sonra da erkenden derse gittim.

Son anda yetişmek çok can sıkıcı oluyor. Sevmiyorum. O sınıfa geç giresim yok. Beşiktaş da ders saatine yakın çok tıkanıyor. Başka türlü gideceğim bundan sonra. Yani bugün erkenden derse gittim. Orada bekledim. O da çok iyi oldu. Telaşsız.

Sonra ders. Dersten sonra ev. Evde hazırlanması kolay iki çeşit yemek: çorba ve pırasalı havuçlu kiş. Meyve. Yemekler ısınırken, Euronews. Sonra biraz Fb 'u açtım ki amanın. Hakan Günday, Le Prix Médicis yabancı yazar ödülünü almış. Tabii ki sabahki zaferim birden söndü kendi adıma, fakat çok sevindim. Daha'yı okumadım. Bende Malafa ve Azil var. Daha'yı da eklerim aralarına bugün yarın.

İşte böyle. Biraz Musiki'nin hayatımdaki yerine alışmaya başladım. İlk hafta başka hiç bir şeye yer kalmıyordu. Nerede yürüyüş, nerede roman yazmak, nerede derse çalışmak, hatta nerede yemek yapmak. Bugün makyaj yapmaya bile zaman bulabildim. Hem de derse de rahat rahat gittim. Ama Musiki'de şarkı söylemenin güzelliğine de alıştım, kötü anlamda. Artık bana o kadar olağanüstü gelmiyor. Normal geliyor. Bu fena. Ooooof. İlk gün nasıldım, şimdi nasılım. Balayı bitti mi diyelim buna. Ne diyelim?

Şu günlerde hayatı yaşama biçimime bir benzetme bul deseler, havada üç top çevirenler vardır ya, ona benzetirim. Dikkati elden bırakmayacaksın. Ve herşeye sırasıyla yer vereceksin. Biri yazı, biri müzik, biri günlük gereksinimler (yediğin, sporun, evinin düzeni). Mesela, telaşla bir yerden bir yere geçerken, önünden geçen güzellikleri de kaçırmayacaksın. Şunu bugün çekmedim, iki gün evvel fakat güzel bir örnek.

Günbatımı. Kanıksamamak. Görmek. Beğenmek. Değerini bilmek.




4 yorum :

  1. Index card nasıl bir şeymiş merak ettim. Goodreads'te var mısın, senin gibi kitap okuyan blogger arkadaşlarla okuma yarışı yapmak güzel oluyor. Romanını merakla bekliyorum.
    Sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. İndex card aslında kart vizitten biraz büyük kesilmiş kartonlar. Ana görevi kütüphanelerde bilgisayar öncesi çağda kitapları bulmak için her bir kitabın bilgisi ve bulunduğu rafın yazmaktı. Yazarlar da sahneleri üzerine yazıyorlar, sonra da istedikleri gibi sırasını değiştirebiliyorlar.Goodreads'te galiba varım ama hiç aktif değilim. Aslında doğru dürüst kitap okuduğum söylenemez. En çok değişmesini istediğim durum bu.
    Benden de sevgiler.

    YanıtlaSil
  3. Gelgitler olmadan hayat çok mu anlamsız olurdu acaba? Mutlu olunabilir miydi mesela?

    YanıtlaSil
  4. Gel git mi oluyor farkında değilim. En son aklımda kalan hep olumsuz hallerim. Sonradan okuyunca aa arada açılmışım diyorum...

    YanıtlaSil