Pazartesi, Kasım 09, 2015

Bir mikindirik batarya.

Gün erkenden kararmaya başladı bile buralarda. Asıl Kasım'ın kasvetini bundan sonra göreceğiz.

Tuhaf hallerdeyim. Mutlu muyum keyifsiz miyim bilmiyorum. Dünden daha iyiyim onu biliyorum sadece. Dün moralim diplerdeydi. Gece yatmadan, yarın muhteşem olsun dedim, içimden. Dua gibi, niyet gibi. Gece yatmadanki ruh halinin uykuna, oradan da ertesi güne etkisini çok gördüm kendimde. Gece kötü kötü rüyalar gördüm, sonra da sabah kurulmuş oyuncak gibi altı otuzda gözlerimi açtım hem de uykumu tamamen almış ve dinlenmiş halde. Gece dokuz buçukta yatağa girmiştim.

Bir dolu iş gördüm, başka zaman iki günde filan anca üstesinden geleceğim işler, kim bilir saat kaç olmuştur şimdi dedim, ona çeyrek vardı daha. Böyle bereketli bir gün aslında. Bak hala daha gün bitmedi. Hava karardı ama gece başlamadı bile.

Dün canımı sıkan konu, uyandıktan kırk dakika filan sonra tık diye kafamda çözüldü kendinden. Tıkırt dedi rayına oturdu. İnanılır gibi değil. 

Sonra kahvaltımı filan bitirdim. Sonbahar battaniyesini hurca kaldırdım, ortalıkta ve dolapta dağınıklık yapan yaz ayakkabılarını da ayırdım. Bulaşık makinesini filan çalıştırdım. 

Sonra da günlerdir yüreğimi tüketen şu Çin'den beklediğim alışverişin durumunu anlamak için nette vardığı söylenen İstanbul'daki posta şubesini aradım. Muhtemelen ilk telefon eden bendim saat sekiz buçuğu, yani onların mesai başlangıcını, az geçiyordu. 

Çok mu gerekli bu telefon sanki diyordum kendime, bir yandan. Bir yandan da, et sen et, sonra memnun olacaksın diye hissettim içimden. Hani patron angarya bir iş verir ya, yaparken hiç inanmazsın, kendim için yapmazdım dersin. Fakat yaptıktan sonra, patron haklıymış, yapılmalıymış bu gereksiz gözüken iş, patron işi biliyor dersin ya. Sonra bu da bana ders olsun da dersin, ama genelde olmaz o başka. 

Postane telefonundaki kızın sesi çok sevimliydi. Hani kafa bir arkadaşın olur. Öyle bir sesi ve konuşması vardı. Oradan anladım zaten işlerin yolunda gideceğini. Dedim ki yurtdışından kayıtlı postam var, gerisini o halletti. Evet bizde zimmetli. Henüz dağıtıma çıkmamış, nette dağıtımda olduğu gözükse de dedi. Hah. İşte. Bana bununla gel. Çünkü nette "dağıtılmaya çalışıldı" gibi muğlak bir ifade vardı beni rahatsız eden. Sanki gelmişler ve beni bulamamışlar. Halbuki kaça kadar onları bekledim ben o gün. Gelen giden olmadı. Ama nasıl kanıtlayacağım? Kime anlatacağım? Meğer daha dağıtıma çıkmamış. Amanın çok sevindim.

-Bugün evde olacaksanız bugünkü paketlerin arasına alayım onu dedi. Hiii canımsın. Sarılıp öpecektim. 

Valla üç haftadır bunun stresini yaşıyorum ben burada. Üç haftadır adım adım bu gönderiyi takip ediyorum. Problemli bir alışverişti. Ve kesin bir bokluk çıkacak, paketten saç fırçası filan çıkacak laptop bataryası yerine diye bekledim son ana kadar. Fakat öğleni az geçe postacı kapıyı bir kere çaldı. Hatta bak şöyle. O kadar bekledim ki o anı, videoya filan çekesim geldi. 

-Kim o?
-Postacııı.

Ohhhh...Çok şükür kavuşturana. Dünya varmış. Geldi batarya en sonunda. Bağrıma bastım postacıdan alıp. Saç fırçasından ağır, batarya olma olasılığı yüksek paketi açtım, postacıya teşekkür edip yolculadıktan hemen sonra, kalbim hala pırpır. Ya kullanılmışını kakaladılarsa? Ya şarj olmuyorsa. Sonradan okuduğum yorumlarda çalışmayan batarya yollamış bunlar başkasına önce (sonradan aklım başıma gelir hep, sonradan). Kesin benimki de öyle olacak. Zaten bir ulusal bayram dediler, bir de beş gündür elektriğimiz yoktu dediler. Bana çok zırva geldi. Ama Çin'in bir bölgesini sanırım sel bastı. Ben on saniye filan tv açmıştım. Dünyadan bihaber yaşadığım için onlara şans verdim. Hadi dedim. Görücez. Hele bir çalışmasın o batarya. Buradan taa Çine öyle bir fırlatırım ki kafanıza tak diye denk gelir yeminlen. Taktım fişe. Doluyor. Oh.... Çok şükür. Ya şarjı tutmazsa? Saat tuttum. Yarım saatin sonunda ilkokul problemi gibi denklem çözdüm. Bir batarya 15 dakikada yüzde 4 boşalırsa tamamen boşalması ne kadar sürer. Sonuç: 375 dakika. Böl altmışa. Yaklaşık yedi saat. Hmm tamam. Galiba oldu bu iş. Vallahi oldu. İşe yarar bir batarya alışverişi yaptım. Geçen sefer Kadıköy'deki o meşhur handan almıştım, ve kazıklanmışlık hissi peydahlanmıştı ruhuma. Bu sefer nitekim yarı fiyatına satın aldım. 

Günün en büyük mutluluğu buydu blog. Altı aydır, daha bile fazla, laptopun bataryası şarj tutmuyordu. Hep şarj kablosuyla kullanıyordum. Artık canıma tak demişti. Yetkili servis aradım haldır haldır. Bir dolu angarya. Bulamadım. HP'nin göya bir hizmet numarası var. Seni gene online bilmemneye yönlendiriyor, ona bas, bunu tıkla, dön, dolaş. Sağol biz de oradan geliyorduk zaten. Kısır ve boş bir döngü. Bir sonraki hiçbir şeyim HP olmayacak. Özellikle uzun vadeliyse. Hem de elektronik aletlerde on sene yedek parça bulundurma mecburiyeti varmış. Ama kime anlatacağım derdimi? Muhattap yok.

Bak şimdi aklıma geldi. Ben bu laptopu almadan, HP'nin yedek parça problemini okudum. Fakat o zaman dedim ki, varsın yedek parçası olmasın dayanıklıysa. Hangi yedek parçayı ne yapayım demiştim. Dayanıklıysa yedek parçaya gerek kalmaz. O zaman bilmiyordum ki pillerin zamanla eskidiğini. Hmm.

Neyse şimdi bu laptop'un ömrü biraz daha uzadı. Benim kadar uzun kullanan var mıdır bunu acaba. Üç kere filan fan'ının tozunu aldım, açıp. Üç kere de batarya değiştirdim. Dört buçuk senedir kullanıyorum. Memnunum da. İki sene daha beni götürür. Sonra da bakarız. Çalışan bir aleti çöpe atmak kadar saçma gelen bir şey yok bana. Tüketim toplumu işte. Dünyanın kaynaklarını tükettiğimizi anlayıncaya kadar bu delilik devam edecek. Sonra bir gün duracak. Ve tersine dönecek. Gör bak. Küçük Joe söylemişti dersin.

Bugün başka neler yaptım. Telden gazeteliğin üç kenarını çevirdim. Dördüncü kaldı. Gitarda ve çakma org'da Yine bir Gülnihal'in notalarını çalmaya çalıştım. Ama çabuk yoruldum. Orgda biraz birşeylere benzedi de gitar beni tüketti. Çünkü gitarda daha tellerin notasını bilmiyorum. Hangi nota nerde. Bir de porteyi okuyamayınca iyice ızdırap oluyor. Org gitara göre çocuk oyuncağı. 

Sonra biraz örgü ördüm, yatak örtüsünü. Biraz romanın başına geçtim. Müzik dinledim. Göksel'den Sen Bensiz Ben Sensiz'i dinledim. Bu kadar güzel yorumladığını daha önce farketmemiştim. Sadece kulağıma hoş gelirdi, beğenirdim. Şimdi olağanüstü güzel geliyor. Fotoğraf çekmeden önce ve sonrası gibi. Musiki'den önce ve sonrası olacak sanki. Sırf bunun için bile değer. 

Şimdi de canım hiçbir şey yapmak istemiyor. İstesem bir film koyarım. Bir belgesel. Ya da biyografik belgesel. Kitaplarım var okunmayı bekleyen. Tesla'nın biyografisini aldım Pandora'dan. Bülent Çallı'nın Simsiyah'ı var. Ona biraz başladım ama çok karanlık. Gene de sonradan sarabilir. Ama Kasım kitabı değil bence. Onu daha sonra okuyayım okuyabilirsem. Kitap okuyamamak beni kahrediyor. Gazeteliğin dördüncü kenarını çevirebilirim. Son dersi çalışabilirim. Oje sürebilirim ellerime. Yemek yapacağım orası kesin de. Sana son pratikliğimi söyleyeyim mi. Salataya limon yerine mandalina sıkıyorum. Limonlar çok pahalı mandalinalar da çok ekşi çünkü. Çok yakışıyor. Dene bak. Ama işte canım birşey yapmak istemiyor. Dün gece de böyleydi. En son gidip yatmıştım. Arabam olsaydı. Biraz dolaşırdım çıkıp. 

Ben gene gidip yemek yapayım. İyi geceler dünya.


Not: Hala burayı okuyup oy vermeden geçip giden var. Gördüm sizi sobe. Lütfen iki saniyenizi ayırıp kadın ya da erkek olduğunuzu (web sürümünde) profilimin altındaki ankete oy verme yoluyla belirtir misiniz. Çok sevinirim. Teşekkürler.

8 yorum :

  1. Ne zamandır okumuyordum, özlemişim:-)

    YanıtlaSil
  2. @ gözde öyleymiş hakikaten.

    YanıtlaSil
  3. Kunegond!!! Neredesin sen. Hem yazmıyorsun hem ortalıkta yoksun. Hem yazılarını hem seni özledim :)

    YanıtlaSil
  4. Oyumu kullandım Küçük Joe:)

    YanıtlaSil
  5. Teşekkürler Hayal Kahvem.;)

    YanıtlaSil
  6. Evet o gun gelecek ve tuketim duracak.
    Ben de katiliyorum yakin zamanda alisverisi durdurmaya.

    YanıtlaSil
  7. Alışverişi durdurmaktan ziyade, çalışan ya da onarılabilen bir şey çöpe atılıp yerine yenisi alınmasın bana yeter. Çok şaçma değil mi? Bu moda denen şeyi kim icat etti kardeşim? Hangi sivri akıllı? Bak kaç tane pantalon gömlek bilmem ne gözden düşüyor! Diğer yanda ayakkabısız gezen çocuk var. Yazık değil mi ama? Hayır sevmediğin bıktığın şeyi kullan zorla demiyorum sana. Ama alışveriş dükkanları yerine takas platformları olabilir çok farklı bir zihniyetle işleyen bir uygarlıkta. Filan ve falan.

    YanıtlaSil