Çarşamba, Ekim 07, 2015

Yeni Hayat.

İşte uyku vakti geldi. Ama ben birşeyler yazmadan bugünü bitirmek istemiyorum. Hayatım tamamen değişti ve benim artık blog yazmaya vaktim yok. Vaktim varken mecalim yok.

Dün upuzun bir post yazdım, sonra beğenmedim ve yayınlamadım. Şu anda da enerjim yetersiz bence. Yazı sanki kendine yeni kardeş gelmiş çocuk gibi küstü. Neyse alışana kadar herhalde diyelim, ve onu biraz hoşgörelim.

Vay blog. Çok çalkantılı bir haftaydı. Bir yandan blogun onuncu senesi sebebiyle yazdığım posta karşılık blogda yaşanan bugüne kadar görülmemiş izdiham. Bir yandan Celes'e teşekkür notu yazmam ve onun buna değer verip beni upuzun yanıtlaması, Türkiye'yi ziyaret etmek istediğini ve geldiğinde beni de görmeyi çok istediğini söylemesi ve notumu tekrar okumak için saklayacağını söylemesi. Aynı gün Musiki'de traji-komik bir sınav geçirmem, ve tabii ki de hiç ümidim yokken, başardığımı öğrenmem ve sevinçten gözyaşlarına boğulmam, ortalık yerde. Gene aynı gün, on beş kişilik bir saz ekibi eşliğinde hayatımda ilk defa bir koroda bir şarkıyı seslendirmem. Sınavın ertesi günü, onu her gördüğümde etkisinden çıkmam bir hafta süren S. ile buluşmam. Ve bugün musikinin ikinci dersinde, kalp krizi geçirmemeyi başararak (sesim totoma kaçtı, onu geç), herkesin içinde öğrendiğimiz parçayı seslendirmem.

Ay hayat allahaşkına bir soluklanayım.

Tabii ki düzenim tamamen değişti. Şu an altüst vaziyetteyim. Bütün iplerin ucu kaçtı. Alışana kadar diyeceğiz ona da. Daha dün bir, bugün iki. Ama o kadar şaftım kaymış ki, dersten eve geldim, birinin bana yemek hazırlamasını bekliyorum.

Sana sınavı filan ayrıntısıyla belki anlatırım sonra, hatta dün onu oturdum yazdım ama beğenmedim. Çok uzun oldu. Belki bir daha yazarım. Daha kısa.

Sadece şunu söylemek istiyorum: çok etkilendim. Çok et-ki-len-dim! Anlatacak binlerce duygu düşünce birikti. Müzik...Hayatımda ilk defa...Hani facebook'ta bir video var, kulağı ameliyat edilmiş bir bebek, ilk defa annesinin sesini duyuyor ya, videoda tepkisini görüyorsun. Ona çok yakın bir haldeyim.

Onca duygu iniş çıkışları heyecan ve gözyaşından sonra, artık ilk derse gireceğim, Cumartesi günü. Hala daha inanamıyorum buraya girmeye hak kazandığıma. Rüyada filan gibiyim. Kapıdan bir girdim. Sağda duvarın dibinde, ney, ud, keman, klarnet ve isminin bendir olduğunu sandığım aletlerle oturan insanlar. Hiiiiiiiii. Onbeş kişi.  Orkestra toplamışlar. Bizim için!!!! İlk ders diye herhalde diyorum. Yanımdaki kıza soruyorum. Sence hep böyle olur mu? Yok canım sanmam diyor. Ben de öyle tahmin etmiştim. Bize jest yapmışlar. Gerçek müzik!!!! Gerçek aletlerle. Ben sanıyorum ki kuru kuru bir odada şarkı söyleyeceğiz. Ay müziğin ortasına düştüm. Bunu hayal bile edemezdim. Bana göre çok büyük lüks.

Hoca: "bir Hicaz dinleyelim" diyor. Ve udla ney Hicaz dinletiyorlar anında. Höh. Bu ne? Sonra da öğreneceğimiz parçanın girişini çalıyorlar. Ve biz söylerken de eşlik ediyorlar. Nasıl ya??? Günler böyle geçemez herhalde. Böyle çalgıyla, türküyle, hep beraber şarkı söyleyerek, hem de gittikçe daha iyisini söylemeye çalışarak. İlk ders için bile olsa, ne büyük incelik! Biz müziğin tadını bir damağımızda duyalım diye.

Tabii burada parantez açmak istiyorum. İlkokulda müzik diye bir ders gördüğümü zaten hatırlamıyorum. Ortaokulda ise bir blok flüt sesi bile duymadım müzik dersleri boyunca. Sadece, teneffüste bile bu kadar enerji saçmayan çocukların gürültüsü vardı sınıfın içinde. Tek bir müzik aleti görmedik dört yıl boyunca. Ne de duyduk. Tek bir şarkı: ne dinledik ne söyledik. Dört yıl boyunca elimizdeki tek kitabın içinde tek bir nota yoktu. Çünkü müziğin tarihini anlatıyordu. Tarih kitabıydı yani aslında. Ve ben tüm bunları şimdi fark ediyorum.

Bugün ikinci ders vardı Cemiyet'te. Ve inanılmaz olan oldu. İlk iş duvar kenarına baktım. Bendir'i gördüm kapıdan ilk. Hiiii. Ay evet. Gene buradalar. Ay demek ki bundan sonra böyle galiba. Galiba udun sesine aşık oluyorum yavaştan. Çok güzel.

Evet yatma vakti çoktan geçti. Benim piller de artık tükendi. Zengin kalkışı olacak bu gece. İyi geceler dünya. Gerçeğin hayallerini bile aşsın hep.


4 yorum :

  1. sevgili joe, senin adına sevindim. sesim çok iyi değil ama bende uzun zaman önce koroya katılmıştım, her derste orkestra hazırdı. solo söylemedim. koroda da sesimin yetmediği yerde ağzımı oynatırdım, konserler verdik turneye bile çıkmıştık. benim için terapiydi. çok keyifli ..konserlerinize davet edersiniz artık :) başarılar dilerim..sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. Umarım benim gerçeğimde hayalimi aşar. Senin adına çok sevindim. Mutlusun umarım hayatın hep mutlulukla geçer. Sevgiyle ve mutlulukla kal

    YanıtlaSil
  3. @nur deniz: yaa demek sen de koroya katıldın, konserler turneler vay vay ...bizimkisi eğitim sınıfı pek turneye gideceğimizi sanmıyorum. galiba bir tane sene sonunda konser olacakmış anladığıma göre. yani koroda orkestra normal mi şimdi? Geçen sene girmeye çalıştığım koronun resimlerini hatırlamaya çalışıyorum, prova resimlerini filan, aaaa hatta dur, bir buçuk sene önce gittiğim konserde aletler banttan mı çalıyordu yoksa? Arkalardaydım gerçi ama, hiç müzik aleti kalmamış aklımda. Dur bir araştırayım ben şu işi.

    YanıtlaSil
  4. @ sibel...evet umarım aşar Sibel, umarım yepyeni şahane bir hayat başlar şu belayı atlattıktan sonra. Sevgiler.

    YanıtlaSil