Çarşamba, Ekim 28, 2015

Panzehir.

İşte günün en huzurlu saati. El ayak çekilmiş, trafiğin o arı vızıldaması gibi sinir bozucu hareketi bile durulmuş. Tütsümü az önce yaktım. Yazı yazmaya karar verdikten sonra.

Ders vardı bugün. Müzik. Bana şu sıralar çok büyülü geliyor. Büyülü, evet. Sanki hayatın bambaşka bir boyutundan girip, daha da başka bir kapısından çıkıyormuş gibiyim ders bitiminde. Ders bitimi, hepimiz sokaklara döküldüğümüzde, hayatın üstünden sanki bir kat vernik mi geçmişler desem, yok değil. Buldum bak. Hayat bir masa olsa dördüncü ayağı takılmış gibi. Hayatın diğer nimetleri, güzellikleri daha bir kıymete biniyor. Hiç böyle bir his duymayı ummazdım.

Bir de ne kadar sosyal bir uğraşmış müzik. Belki sanat dallarının içinde en sosyali. Ne resim böyle, ne edebiyat. Tiyatro, tamam daha sosyal doğru. Ama aynı şey değil. Müzik bambaşkaymış. Koro. Ne büyük zenginlik. Ne muhteşem bir renk.

Bugün zordu ders, hep çuvalladım. Hepsini yanlış yaptım. Şarkılar da çok zordu.  Usül de. Yeniydi. Uzun süre vuramadım doğru dürüst. Halen daha oturmuş değil. Şu an hiçbirinin melodisi ezberimde değil. Yarın filan üstüne gitsem iyi olur.


Bir de tüm bu mevsim dönümü çalkantılarının ortasında blog istatistikleri coşmuş halde. Statcounter'ın ayarlarını güncelledim. Şimdi blogspot'tan bile daha fazla sayfa tıklanması gösteriyor. Dün hele, rekor kırmış olabiliriz. Gerçekten bu kadar çok insana mı ulaşıyor bu sayfalar?

Küvet lazım bana şu an tam olarak. İçini doldurup, kokulu tuzlar filan katıp, hafif de bir caz müziği filan. Belki bir kadeh içki. Mum ışığı. Çok klişe gelmiş olabilir. Umurum değil. İçine yatmak istedim. Dünyadan arınıp.

Gündemi kasten izlemiyorum zaten.  Sosyal medyadan da uzak duruyorum. Gökyüzünde şahane bir dolunay vardı. Ve boğazın karşı yakasına geçtim, iki kez. Doğa ve deniz ve sanat. Dünyanın pisliğinin elimde kalmış tek panzehirleri.



8 yorum :

  1. Oh ne güzel bunları duymak. Şarkıların çoğu bana da yabancıydı. Hep üzülürdüm keşke daha önceden bildiğim bir şey olsaydı daha rahat öğrenirdim diye. Ama bilmemek aslında en iyisi. Çünkü piyasada büyük ihtimalle o kadar doğru icra etmiyorlardır. Nim sofyan, düyek ne günler:)

    YanıtlaSil
  2. Yeraz....Ah keşke seninle aynı döneme denk gelseydim. Sen hangi sene katılmıştın gerçi?
    Nim sofyan neyse de sofyan annemi ağlattı dün ha. Ooooğğğğf. Neyse uğraşıcam bugün biraz.

    O kadar çok seviyorum ki sanki biri elimden alacakmış gibi saçma sapan bir korkum var. :)

    YanıtlaSil
  3. Bu güzel yazılar,bizi içine çeken üslup okunmaları hak ediyor ^^

    YanıtlaSil
  4. Anıl!!!!! <3 <3 <3 teşekkürler...sarıldım kocaman.

    YanıtlaSil
  5. Küvet fikrine katılıyorum, fena halde soğuk almışım, sanki o küvete girebilsem, bir de sıcak ıhlamur vs bişey, tüm dünya normale dönecek.. Ama zaman yok, hep birşeyler bekleniyor benden ya da ben kendime görev edinmişim sorumlulukları. Evet küvet.

    YanıtlaSil
  6. Evinde halihazırda küvet denen nesne mevcutsa, ve ihtiyacım var iyi gelecek diyorsan, önceliklerinin en önüne koy bence. Yap bu güzelliği kendine. Bende yok. Olsa...:)))

    YanıtlaSil
  7. Şimdi sen sorunca hesapladım da tam on sene olmuş:) Hiç kendime güvenmiyordum ve gittikçe profesyonelleşiyordu. O yüzden ikinci sene devam etmedim. Bence üst sınıflar için ciddi bir ilgi gerekiyor. Sen çok hevesli gözüküyorsun umarım C sınıfına kadar sürdürürsün ve bize de anlatırsın:)

    YanıtlaSil
  8. Demek 2005...Hey gidi. Ben blogu yeni açarken sen o yollardan gidiyormuşsun. Ud ve ney ve kemanlar çalıyormuş.
    Biliyor musun ben de kendime hiç güvenmiyorum. Hatta kendimi sınıfın en gerisindeki kişi olarak görüyorum. Ama artık yeteneğin ne kadar abartıldığını bilecek yaşta olmak gibi bir şansım var. Çalışarak kapatmayı düşünüyorum o arayı. Bakalım. Olduğu kadar. Ya da beni attıkları güne kadar:))))) Atılmadıkça inatla söylemeye devam etmeyi düşünüyorum bu günlerde.

    YanıtlaSil