Cuma, Ekim 02, 2015

13 Ekim 2005---

Ricamı kırmayıp, bir önceki posta yorum bırakan herkese çok teşekkür ederim. Önceki postu kaçıranlar için ise hala geç değil. Şu an da bıraksanız aynı şekilde makbule geçer.

İşte söylediğim gibi ilk blog postlarımdan biri. Blogu yayına açan kısacık yazı ve tanıtım postundan hemen sonra yazılmış. Eski blogumu merak edenlere takdimimdir. Benim de nostaljim. Tarih 13 Ekim 2005. Acı bir gün benim için. Bir şair ölmüş. Herhangi bir şair değil. Beni duruşuyla etkilemiş daha o zamandan. "O captain my captain" başlıklı yakın zamandaki postumun  başkahramanı ve ilham kaynağı. O zamanki duygularım ve düşüncelerim. Buyurun.

13 Ekim 2005 Perşembe


Geç kaldım.


Once bizim evin ordakinden duydum. Canım sıkıldı. Herhalde az getirtiyorlar diye geçirip sinirlendim. İşe geç kalmıştım. Kulübe kulübe gezecek zaman değildi ama bugun Cumhuriyet almazsam sonradan çok acırım diye düşünüp bir de metronun girişindekine sordum. Cevap aynı. "Cumhuriyet bitti". Bitirmeyiverseydiniz gibisinden baktığımı gorünce:
"-Bir de karşıya sorun hanfendi."
Üüüüüüüüfffff yok karşıya geçecek vakit. Neyse hadi. Geçtik ve üçüncü kez aynı cevap: "Cumhuriyet kalmadı". Artık dayanamadım.
" Nasıl olur ? Üç ayrı yere sordum üçünde de kalmamış. Az mı getirtiyorsunuz da hemen bitiyor?"
"- Yok ondan değil; hani, olüm yazısı var ya..." Yanlış mı duydum?
"-Atilla İlhan?".
"- Evet".
Anladım. Demek herkes benim gibi düşünmüş. Ve semtteki bütün Cumhuriyet'ler tükenmiş. O'nun adına gurura benzer bir şey duydum. Ve biraz da mutluluğa benzer birşeyler. Ne kadar az yalnızmışım meğer. Gazete satıcısıyla bir an gozgoze geldik: sanki içimden geçenleri anlamış ve paylaşıyormuş gibi baktı. Daha da fena duygulandım. Off of. Geç kaldın kızım, dedim kendime, GENE geç kaldın.
Çok değil, bir- iki sene once bir sabah erkenden gazetelerimi almaya giderken karşılaşmıştık. Ben çok heyecanlanmıştım. Gidip konuşsam diye heveslenmiştim once. Sonra utanmıştım. Hem ne diyecektim. Nasıl diyecektim. Ezilip büzülecektim. Biliyordum bir türlü soyleyemeyecektim. Hem onun çok mu umurundaydı benim O'na ne kadar derin bir hayranlık beslediğimi bilmek. Onun televizyon konuşmalarından birinin benim miladım olduğunu,kendimi tam anlamıyla bulmamı ona borçlu olduğumu,ilk kez onun sayesinde yapayalnız olmadığımı anladığımı,benim asla anlaşılmayacağını düşündüğüm fikirleri çatır çatır dünyanın suratına çarpmasının benim için neler ifade ettiğini falan filan. Soyleyemiycektim butun bunları. Ve sonunda soylemedim de. Yanımdan geçip gitti. Neyse diye avuttum kendimi. Birgun ona bir mektup yazarım. Ya da kafamda iyice toparlarım ve nasolsa tekrar karşılaşırız o zaman soylerim.
Fakat geç kaldım.
Dun sabah erken kalkmıştım tıpkı o sabah gibi. Radyoyu açmış bir yandan da tembel tembel kahvaltı ediyordum. Ahmet Kaya diyordu spiker. Ve şarkısını çalıyordu. Sonra şarkı bitti. Ve başka bir spiker, titrek fakat kendine hakim olmaya çalışan bir sesle anons etti haberi. Sanki bir yakınımın olum haberini alır gibi inanamadım uzun süre. İdrak edemedim. Bütün gün düşündüm.
Atilla İlhan oldü. Ve ben geç kaldım.

2 yorum :

  1. Ahh kaptan... Hala yaşıyor diyeceğim kadar günlerimin içinde var ama benim. Kendi sesinden şiirleri arabada, bazen dinlediğim şarkılarda sözleri, kitapları kitaplığımın en görünür yerinde, hayatından anlar hep aklımda...

    YanıtlaSil