Cuma, Eylül 18, 2015

Şarkı kursum ve mutfak.

Yazasım var gene. Hem de çok. Immm ne anlatsam, ne anlatsam...

Şarkı kursundan çok memnunum. Biraz onu anlatayım bak. 

İkinci haftanın sonuna geldim şimdi, son iki ders kaldı bu haftadan. Sonra da ödev var yapılacak. Sonrasında nasıl olur bilmiyorum ama ilk iki hafta söz yazımı ve şarkının genel yapısı ile ilgili dersler aldık. Çok somut şeyler öğretiliyor ve bu çok hoşuma gidiyor. Henüz müzik yok. Müzik sadece bir yerde, hoca bir örnek verdiği sırada, sade bir davul ritmi ile vardı. Verilen örnekler çok basit. Hatta hoca bazen dalga geçiyor o kolay sözlerle. Ama örnek kendi işlevini yerine getiriyor mu? Hem de mis gibi. Fransızlar olsa şimdi mesela, hemen en sofistike, en felsefi en bilmem ne dizelerle örnek verirlerdi. Galiba kasma alışkanlığım onlardan gelme. Böyle basitten örnek verilince, e ben bunu yaparım ki diyorsun, insana şevk geliyor. 

Mesela bugün, dize sayısının tek veya çift olmasının, dizelerin birbirine göre uzunluğunun şarkıya etkilerini öğrendim. Sırf bu sayıları ve uzunlukları ayarlayarak, sıkıcı bir şarkıya hareket katabiliyorsun, ya da bir dizeyi öne çıkartabiliyorsun. Ben bunu iki yüz sene düşünsem bulamam. Somut bilgiden kastım buydu. Ve bunu şiire de uygulayabilir miyim diye düşünüyor insan. Bir de Türkçe'ye uyar mı acaba? Aynı etkiyi yapar mı? Bunu forumlarda sorabilirim. Uymasa bile böyle bir araç var elinde. Artık uyarlarsın, denersin, dinlersin bulursun. Ya da türkçe prozodi diye bir şey var mı araştırırsın.

Benim bu işe el atmam şartmış. Sanki kalın bir deriyi sıyırmışım, altından taptaze esas ben çıkmış gibi hissediyorum ve bu inanılmaz bir duygu. Nefes almak gibi. Esas kendin olmak, esas ilgi alanlarına yönelmek bazen büyük cesaret istiyormuş. Bunu anladım. Neden bu kadar korkuyordum ki? Nasıl yapacağımı bilememekten çokça. Çok zor sanmaktan. Ben beceremem demekten kendime. Bir de gençken para kazandıracak garanti işler arıyorsun ya...Hepsini bir araya koy, al sana Çin Seddi'nden hallice bir duvar. Kendinle arana girmiş. Ya...Ya...

Tabii daha işin müzik kısmı var. Ama sadece söz yazarı bile olabilir insan. Tabii. Olabilir. Ama ben müziğini de besteleyebilmek isterim şarkının. O da dört haftada öğrenilebilecek bir şey olmasa gerek. 

Akşam üstü de biraz yazı projeme çalıştım. Evde durmaktan biraz sıkılmıştım. Tebdil-i mekanda ferahlık vardır dedim, tası, tarağı, bilgisayarı topladım ve favori kafeme konuşlandım. Son önemli düğümü çözmüştüm ya, artık esas çalışma başladı sayılır bugün itibariyle. Şöyle geniş masalı, ev konforunda ferah, aydınlık ve sessiz bir çalışma ofisim olsa. Yokluğunda gürültülü bir kafe ile idare edeceğim. Aslında Alkım'ın ara katları bu iş için gene en uygunu. Yürüsem oraya kadar yürüyüşü de aradan çıkarmış olurum. Manzarası da var. Hmf. Neyse işte. Bugün az da olsa yazı projesine de çalıştım sonuç olarak. 

Yediklerime de gene dikkat etmeye başladım. Az yemek pişireyim, az mutfak işi çıksın diye bütün hafta iki çeşit yemekle idare eder olmuştum. Ama mutfak işinde bu eve ilk taşındığıma oranla ciddi bir ilerleme var bende. Görebiliyorum. Mesela semizotu almıştım. Yanına nar ve ceviz koyup salatasını yaptım bir gün önce. Tavuk önceden pişmiş halinde vardı, buzdolabından çıkarıp ısıttım. Yanına da patates püresi yaptım. Patates püresine de çeşni olsun diye biraz dolapta artmış çesil peyniri, tereyağ ve ince kıyılmış maydanoz ekledim. Mis gibi bir menü oldu. Sonra bir gün evvelki semizotunun saplarını atmamıştım ben. Bugün de öğlende canım hafif bir şey isteyince, onları köklerinden ayırıp, yıkadım, bir parmak eninde kestim, ve tavada az soğanla kavurdum. Kokusu çıkıp rengi biraz dönünce de üstüne kıyılmış maydanoz, biraz pul biber ekleyip biraz daha kavurdum ve bir çırpılmış yumurta kırdım üstüne. İncecik bir omlet oldu. Çok da lezzetliydi. Üstünden de bir muz. Bir sürü vitamin protein mineral sana. 

İşte günler böyle geçiyor. Sabah gözümü açtığımda, yapacaklarımı düşününce, yataktan zıplayasım geliyor. Şarkı kursunu düşünüyorum mesela. Sabırsızlanıyorum. Doğru yolda olduğumun daha büyük bir işareti olabilir mi?



7 yorum :

  1. sevgili Joe, her sabah işe başlamadan önce size uğruyorum.. bütün gün yazsanız okurum, bana enerji veriyosunuz, hayatımıza kattığınız çok şey var, teşekkür etmek istedim, kolaylıklar dilerim, sevgiler..

    YanıtlaSil
  2. Ben de bir sene boyunca musiki cemiyetine gitmiştim, güzel şey şarkı söylemek:)

    YanıtlaSil
  3. @ Nur Deniz: bu sabah gözümü açtım ve okuduğum ilk şey senin yorumundu:))) O kadar duygulandım ki. Çok teşekkür ederim. Çok iyi geldi. Uzun zaman kalbimde taşıyacağım yorumlardan. Umarım senin de günün güzel geçer. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. @ Yeraz, musiki cemiyeti mi. Güzel fikir. Hala var mıdır? Öyle elini kolunu sallayarak gidilebilinir mi? Ben de gitsem mi? Bir araştırayım ben bu işi.

    YanıtlaSil
  5. Ben Üsküdar Musiki Cemiyetine gitmiştim. Müzik kulağına bakıyorlar bir de TSM'den bir şarkı söyletiyorlar. Yani ufak bir sınavı oluyor. Ama baya okul gibiydi Salı Perşembe akşamları iki saat şarkı öğreniyorsun, Cumartesi 1'den 7'ye kadar nota, usul, solfej dersleri vs vardı. Sene sonu da konser oluyor. Iyi ki yapmışım dediğim bir deneyimdi. Sıkılmazsan bu tempodan tavsiye ederim:)

    YanıtlaSil
  6. Yeraz!!!! Sana haberlerim var. Sen bu yorumu buranın saatiyle sabah dörtte attın ya. Ben o sırada daha uyumamıştım. Hatta blogun başındaydım. Hemen online araştırdım Üsküdar Musiki Cemiyetini. Hatta mail attım gitmedi geri döndü filan. İki kez. Tarihlere bakınca koro seçmelerini kaçırdım diye gördüm. Üzüldüm. Sonra özel kursları araştırdım. Baya bir eşeledim ortalığı senin anlayacağın. Sonra Beşiktaş ta bir özel kursta karar kıldım en son. Sabah artık insanların uyanıp kahvaltı ettiği saatte de yattım. Öğleden sonra uyandım. Kahvaltımı ettim. Özel kursu nasıl yaparım filan diye kafamda kurarken, bir anda aklıma geldi, ben şu Üsküdar Musiki'yle bir konuşayım dedim. Ekşi'de hakkında çok güzel sözler edilmişti ortamla ilgili. Telefon açtım. Karşıma dünyanın en beyefendi insanı çıktı. Dedim ki "ben bilgi almak istiyordum, koro tarihlerini kaçırdım sanırsam, özel derslerle ilgili bilgi verebilir misiniz". "Hayır kaçırmadınız" demesin mi? Sonuç: Ekim başında sınava giriyorum, henüz kesin bir şey yok ama o beyefendi insan öyle yüreklendirici, öyle güzel konuştu ki, telefonu kapatınca zırıl zırıl ağladım.
    Ya... Yeraz. İki yorumunla bana ne kapılar açtın. Senin de önünde en güzel kapılar açılsın hep. Öperim.

    YanıtlaSil
  7. Ay ya nasıl bu kadar geç gördüm bu yorumu:(
    Ne kadar sevindim, bu kadar mutlu oluşuna ve iyi dileklerine. Çok teşekkür ederim.
    Dilerim her şey yolunda gider ve hayatına yeni arkadaşlıklar, güzellikler katarsın.
    Çok eski bir cemiyet, köklü. Seveceğini düşünüyorum. Umarım uzun süre devam edersin.
    Maceralarını bekliyorum:) Sevgiler...

    YanıtlaSil