Cuma, Eylül 25, 2015

La Dolce Vita*

Bu sabah erken kalkabildim. Dolayısıyla öğlen olmadan hem yalandan bir temizlik yaptım, hem de yazı projesine el atabildim. Kaplumbağa adımlarıyla ilerliyorum. Öyle çok da uzun saatler veriyorum sanma. Yarım saatte bir bakıyorum hedefime ulaşmışım. Sonuç peki mükemmel mi? Hiç değil. Ama hedefte birinci günden mükemmel olacak demiyor. Yine de, bir gün önce hiç ortalıkta olmayan bugün artık var. Kabası var. Ama var. Heykeldeki gibi. Ya da resim. Önce orantılara bakılır ya kağıdın üzerinde. Yerler işaretlenir. İnce iş sonradan yapılır. Galiba bilmeden o yoldan gidiyorum. Kabasından incesine. Olacak galiba. Hala inanasım yok. Ben mi başaracağım bu işi? Hem de hırpalanmadan, paralanmadan.

Dün Steve Jobs'un hayatının belgeselini izledim. Steve Jobs deyince senin aklındaki izlenim ne? Rahat, yaratıcı belki çalışkan diyebileceğimiz kendince havalı bir adam. Daha çok sevimli, mi sevimsiz mi gelir sana? Bana sevimli gelirdi. Belgeseli altyazısız doğrudan İngilizce izlemek zorunda kaldım. Kabasını anladım ama bazı incelikleri kaçırdığım kesin. Fakat o adamla ilgili izlenimim tamamen değişti. Hele gençlik hallerini gördükten sonra.

Bobby Fischer belgeseli ile yan yana koyunca ABD'nin çok dengesiz adamları tepelere çıkarıp, başarı ikonu yaptığını düşünür oldum. Daha doğrusu, bir numara olmak demek, hayatını bir dengesizlik üzerine inşa etmek demek. Sonra da normal insanlar bu adamlara tapınıyorlar. Steve Jobs'un gençlik halleri diyordum... Yirmili yaşlarının başındayken... Gözlerindeki ifade tek kelimeyle ürkütücüydü. Bir insan gözleriyle sivri sivri ısırır mı? O ısırıyor.

Sevgilisini hamile bırakıp, o çocuk benden değil deyip sırra kadem basıyor üç gün. Kadına tazminat davası açıyor, "ben kısırım" deyip. Kendi şirketi milyonları götürürken, bu anne-kız devlet yardımıyla geçimlerini sağlıyorlar. Sonra nasıl oluyorsa tatlıya bağlanıyor. Belki de DNA testinden sonra olabilir.

Sade kendi dengesizliği değil, yanında çalışanların da dengesini bozuyor. İlk zamanlar onunla beraber çalışan üst düzey bir "eleman" bu başarı serüveninde eşinden ve çocuklarından oluyor. Çok çalışmaktan.

O meşhur Stanford mezuniyet konuşmasında da tabii ki yalanlar var. Mesela Pankreas kanseri hikayesi. Olayları kitabına uydurarak anlatmış. Anlattığı şekilde olmuyor olaylar.

Başka bir açıdan, önemli bir çalışanı, ayrılmak isteyince önce ikna etmeye çalışıyor, bizimle kal, bizde çok emeğin var gibi güzel güzel konuşuyor, fakat son sözü bir tehdit. Senin için hiç iyi olmaz. Böyle bir adammış.

Eksik olsun bence Iphone, Ipad ve diğerleri.

*******

Gene ertesi gün oldu. Bu üstteki yazıdan çok emin değildim. Bazı kısımları sildim. Böyle daha iyi.

Gene yazı yazdım bugün. Gene küçücük adımlar attım. Daha önce hiç böyle olmamıştı. Yazmanın en sevdiğim, en zevkli yerinden geçtim bugün. O kadar yoğun bir duyguydu ki ağlayacak gibi oldum. Sonra da ara verdim. Olacak galiba deyip duruyorum kendime. Vallahi bu sefer galiba olacak. Çünkü hala - hala - inanmıyorum olacağına. Neden ki? Onca olumsuzluk ayıkladım içimden, hala neyin inançsızlığı bu anlamıyorum. İlk başta bana yardımcı olsun diye netten bir resim indirip kağıda bastırmıştım. Çerçeveye koydum. Çalışırken bunu karşıma alıyorum.


görsel buradan: http://deucerman.blogspot.com.tr/2012/06/progress-flagging-on-your-novel-try.html

Sonucu gözümde canlandırmak, ne için uğraştığımı görmek beni motive ediyor. Bu "deste"yi Şubat sonuna programladım. Bir ihtimal, daha erken bile olabilir diye düşünüyorum bugünlerde. En büyük yardımcılarımdan biri dediğim gibi bu fotoğraf, diğeri de her masa başına oturduğumda o günlük amacımın somut bir cümle ile ifade edilmiş olması. Bazen o amacın dışına çıkabiliyorum ama onu dert etmiyorum. Mesela bugün karakterleri çalışacak, hikayeye renk katan unsurlar bulacaktım fakat onun yerine ortaya hikayenin bir sayfalık iskeleti çıktı. Ben de yazdım. Halbuki o, bir sonraki aşamaydı. Dediğim gibi katı bir tutum izlemiyorum. Esnek. Nereye gittiğini bilince öyle sapmalarla dağılmıyorsun. Önemli olan ilerlemek.

Bugün yarın geçici bir başlık da bulurum artık. Madem iskeleti çıktı. Bir ayda. Sıfırdan. Fena değil bence. Sen ne dersin?

Diğer yana döndüğümde karşıma müzik çıkıyor. Aslında aynı metodu müzik için de yapsam. Öyle çerçeveye resim koysam bir tane sembolik. Çünkü şarkı kursunun ikinci hafta ödevi kaç gündür sürüncemede.

Bugün ilk defa sayılır, sesimi kaydettim ve dinledim. Kötü demem. Çok muhteşem de denemez. Orta.

En güzel yanı neydi ama asıl, söyleyeyim mi? Yazıdan başımı çevirip müziği görmek. Buydu en güzeli. Bu beni heyecanlandırdı. Umarım hayatıma müziği dahil etmenin bir yolunu bulmayı başarırım. Şimdi Musiki'nin sınavı var önümde. Çok stres yapmamaya çalışıyorum. Başarırsam o zaman müziği hayatıma dahil etmiş sayacağım kendimi. O gün telefonda, "adı sınav" demişti o kibar insan. "Sizin ses renginize bakacaklar ama duyduğum kadarıyla (telefonda konuşuyorduk ya o sırada) sizinki uygun." demişti. Sınavı geçersem hemen o gün başlayacak dersler. Geçemezsem başka bir yol düşüneceğim. Ama geçmeyi çok istiyorum. Bir hafta sonra işin müzik kısmını sıraya sokmuş olacağım çünkü.

İşte böyle. Hayat güzel bir yere gidiyor. Şu yazı ve müziğin başını yola sokayım arkasından iş gelecek. Yoksa La Fontaine'in Ağustos böceği ile karınca'sını revize etmek zorunda kalacağım bu sefer de.


------------------------------------------------
*La dolce vita: tatlı hayat.

6 yorum :

  1. Yazı projeniz nedir acaba?Gerçekten çok merak ettim,eğer bir kitapsa ilk alan kişi ben olmalıyım!Mmm bir de planner tutuyor musunuz?Yoksa buradaki günlüğünüz yetiyor mu?..İyi geceler küçük Joe^^

    YanıtlaSil
  2. Evet Anıl, bunu ilk alan sen olur musun bilmiyorum ama ilk soran sen oldun :) Roman olmasını amaçlıyorum. Ama henüz yolun çok başındayım. Daha yazım işi bitecek (biterse o da), bir yayınevi bulunacak, baskıya girecek ve piyasaya çıkacak. Kabaca iki sene tutar herhalde. En iyimser tahminle bir sene. Asgari. Planner derken, ajanda filan gibi bir şey kastediyorsan, zaten sanırım aklına gelebilecek her çeşit kayıt aracını tutuyorum. Burası sadece yayınladığım. Sana da iyi geceler Anıl :)

    YanıtlaSil
  3. 1 Yıl çok iyi bir süre.Umarım en iyi şekilde başarırsın,evet çıktığı gibi bir kitapçıya koşacağım ^^

    YanıtlaSil
  4. Çok teşekkür ederim Anıl. Böyle yorumlar beni çok yüreklendiriyor. :))

    YanıtlaSil
  5. Sınav için başarılar dilerim ama başaracağından eminim:)

    YanıtlaSil
  6. Canım Yeraz <3 Teşekkürler. Bakalım, çok istiyorum. Umarım olur.

    YanıtlaSil