Salı, Eylül 15, 2015

Kültür Sanat Bahçe

Abajur ve okuma lambası yanıyor şu an salonda. Saatlerdir spotify'ın Your Favourite Coffee Shop kanalı sakin sakin çalıyor. Bazen bir keman, bir gitara eşlik ediyor.

Son iki gün kişisel tarihim açısından çok verimli geçti. Yazı projem saplandığı bataklıktan bugün itibariyle beklenmedik şekilde kurtuldu. Aslında ben iki, üç gün daha uğraştırır en azından diye düşünürken, bugün başına oturmam ve çözülmesi bir oldu. Şimdi bir iki gün dinlendireceğim galiba. Bu haftaki hedefime vardım. Tabii bunda hormonal durumun sonunda düze çıkması, nefes aldırmayan sıcakların geçmiş olması, ve suçladığım gözlüğümün nitekim suçlu çıkması da var. Bir de Celes'in "big rocks first" prensibini uygulamam iki gündür.

Yazarken sürekli dikkatim dağılıyordu ve ben korka korka göz doktorundan randevu aldım geçen hafta. Korkum şu: ya gözlüğüm aslında gözüme uygunsa ve ben bahane buluyorsam? Bana dünya paraya patlayabilir üstelik de kendime çok fena kızabilirdim. Bahaneci yönümle aram bozuk. Uzun lafın kısası, göz doktoru "hmmm, iki gözünüz arasında fark var, huzursuzluğunuzun sebebi bu olabilir" dedi ve ben böyle floşşşş diye rahatlayıp huzura erdim. Oh. Dünya varmış. Benim fikren odaklanma için harcıyorum sandığım çaba meğer gözümün odaklanma için harcadığı çabaymış. Okullarda rutin göz kontrolü yapılması şart bence. Daha ileri bir seviyeye gelirse memleket, bir gün bunu da görmek isteriz.

"Big rocks first" prensibi de özetle önemli işlerini ilk önce yap demek. Yani kavanoza önce büyük taşlarını koy (sonra çakıl taşları, sonra kum, sonra su. Suyu başta doldursan öbürlerini almaz.) Gerçekten çok işe yarıyor. Günün sonunda belki daha az kalem iş halletmiş oluyorsun, ama "önemli işler gördüm bugün" hissi yaşatıyor. Ki bugün saat 18:00 gibi bütün yapılacakları bitirmiştim. Bugüne kadar görülmemiş şey.

Sonra online bir satranç kursu buldum. Galiba yazılacağım. Galiba kendi çabamla ancak buraya kadar gelebiliyorum. Biraz destek gerekiyor. Bir senelik bir program. İstediğin zaman cayabiliyorsun. Atla deve de değil. Ve gözüm tuttu. Sistematik gidiyor anladığım kadarıyla.

Sonra burada henüz söylemedim sanırım, gördüğüm bir rüyanın etkisiyle Coursera'nın şarkı yazma kursuna başladım apar topar. Birinci haftayı bitirdim. Toplam altı hafta. Berklee Müzik Koleji veriyor dersleri Coursera aracılığıyla. Şimdilik güzel gidiyor. Bir de bir öğrenci grubu var, ona katıldım. Dünyanın dört köşesinden şarkı yazarlarıyla temas halinde olmak beni çok heyecanlandırdı. Kimi Rusya'dan, kimi Hindistan, kimi Tayland...

Ve müzik demişken, Biletix'i taradım. Güzel bir konser var mıdır diye. En son Joan Baez'e gitmiştim, hatırlarsın. Bir tane klasik müzik konseri buldum. Konserin solistinin özel bir durumu vardı. "Shine" filminde hayatı anlatılan, çok başarılı bir konser sonrası aklını kaybeden ve on iki sene boyunca tedavi gören ve iyileşen David Helfgott'un bizzat kendisi veriyordu bu konseri.  Biletix'in yalancısıyım, bu konser için Istanbul'a özel turlar düzenlenmiş, dünyanın dört yanından onu izlemeye gelmek isteyenler varmış.

Hoşuma gitmedi. Tereddütte kaldım. Hala bilet vardı. Ama...Adam onu yıllar önce hasta eden parçayı çalacaktı. Bana pek doğru gelmedi, ruh sağlığı açısından, bir risk sonuçta. Ve ben, kendini riske atan bu adamı, kendini riske atarken, seyircilerin arasında bulunmak istemedim. Ayrıca akıl hastalığının konser tanıtımına malzeme yapılmasından da rahatsız oldum. Tamam, tabu da olmasın ama bu... çok fazla. Zaten "Shine" Oscar Ödüllü bir film, yeterince konuşulmuş. E ben klasik müzik konseri dinlemek istiyorum, bana adamın müzisyenliğini anlat, değil mi? Yok. İlla sansasyon. Tiksiniyorum.

Sonuç olarak almadım. Gittim başka konserlere baktım. Hiç tanımadığım yabancı başka bir müzisyen buldum. Hiç tanımadığım için youtube'dan bir videosunu dinledim önce. Bayıldım. Mohsen Namjoo. İranlı. Amerika'da yaşıyor. Sanırım kendi memleketinde davası filan var.



Ah... Farsça bilseydim keşke. Bugün konser bileti elime geçti. O da başka bir heyecan, başka bir keyif. Zarfı açıyorsun ve içinden biletin çıkıyor. Benzer bir zevki Amazon'dan kitaplarım geldiğinde tatmıştım. Konser tarihi 19 Aralık. 

Ve son etkinlik, Kendine Yeten Balkon kursu. O da bu Pazar. O da çok hoş. Kurs dediğime bakma, üç saat toplamda. Katıldıktan sonra izlenimlerimi buradan paylaşırım.

Sırada Film Ekimi var. Biletler satışa çıkmadan üç dört tane film beğeneyim diyorum. Ama emin değilim. Bu yoğunlukta bir de film seçmek ciddi bir mesai. Bloga da yeni bir düzen getirmeyi planlıyorum çünkü. 


10 yorum :

  1. Kurs haberlerine bayıldım. Şarkı yazma kursunu hiç duymamıştım daha önce, çok neşeli geldi kulağıma :)
    19 Aralıktaki konser de umarım iyi geçer.
    Shine-konser konusunda aynı duyguları hissettim..sansasyona gerek yok...
    blogunun yeni halini de merak ettim :) sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Sanırım sizin oralarda ilham perileri dolaşmaya başlamış. Keyifli, enerji dolu , üretken günler olsun..

    YanıtlaSil
  3. Kendine yeten balkon kursu! Bunu okumayı iple çekiyorum :)

    YanıtlaSil
  4. ne güzel, ne cıvıltılı bir post olmuş Joe'cum çok sevindim. Bu arada Mohseen Namjoo'yu ben de çok severim:))))

    YanıtlaSil
  5. @iki balık bir kedi: doğrusu neşeli olacağı aklıma gelmezdi ama gerçtekten de eğlenceli bir kurs. Bloğun son halini de buyrun takdimimdir. Gönül isterdi ki mobil versiyonu da değiştirebileyim ama çok az oynayabiliyoruz onda.

    YanıtlaSil
  6. @begonvilli ev: ne kadar doğru bir teşhis!!!! aynen dediğiniz gibi oldu, ilham perileri tam mesai bendeler şu sıralar. Teşekkürler, hepimiz için öyle olsun, perili ya da perisiz :)

    YanıtlaSil
  7. @ Ceren: burada olsan beraber giderdik, ne güzel olurdu. Offf.

    YanıtlaSil
  8. @ Mari Antrikot: Mohsen Namjoo'yu bilir miydin yani? Vay...Müzik zevkimiz benziyormuş demek.

    YanıtlaSil
  9. Burdayım ama kendime hayrım yok.. Ciddi bir revüzyondan geçmem lazım, seni daha çok okumalıyım,bu konuda çok başarılısın ve çokda paylaşımcısın, ne güzel özellikler..

    YanıtlaSil
  10. @Ceren ilk başta inanamadım burdayım deyince. Sonra blogunda okudum. Görüşmediğimize çok üzüldüm. Blogunda yazdıklarını okumasam kırılabilirdim de, ama anlıyorum, bazen insan başkasıyla görüşecek hali olmuyor. Daha iyi zamanlarda umarım görüşürüz. Senin ve benim kafalar rahatken. Çok öperim.

    YanıtlaSil