Pazar, Eylül 06, 2015

Keyifli bir gecenin formülü.

Demek ki küçük bir zafer ve iyi bir film, sıradan bir günü hareketlendirip güzelleştirebilirmiş. Film hazırlanırken toplanmış bir mutfak da bonusu olsun.

Evet günlerden sonra Quinn'i yenebildim. Ama güzel yendim doğrusu. Soğukkanlılık. Çok ama çok önemli. Biliyorum daha önce söyledim. Ama gene söylemek istiyorum. Çünkü o pozisyonda panik yapsam, iki hamle sonra gelen matı kaçıracaktım. İki hamle diyorum yahu.

Dün gece bambaşka bir ruh halindeydim. Nasıl bet. Bütün gece yatağa uzandım. Kaç saat öyle durdum bilmiyorum. Belki dört saat olabilir. Bir ara havam değişsin, çıkıp şu karşıdan külahta dondurma alayım dedim. Gücüm yoktu. En sonunda gittim aldım ama zor oldu. En eski depresif zamanlarım gibiydim. Kolumu kaldıramadığım.

Bugün bilgisayara ücretsiz bir analiz programı yükledim. Satranç pozisyonunu giriyorsun sana kim avantajlı, en iyi hamle hangisi filan hesaplıyor. Ama çok zor yükledim. Birini yüklüyorsun, yetmiyor, yardımcı başka program gerek. Onu da buluyorsun, bu sefer nasıl kullanacağını anlamıyorsun. Böyle seksenlerden kalma bilgisayar programlarına benziyorlar. Arayüzü çok karmaşık filan, doğru dürüst bir açıklaması yok. Neyse bugün biraz uğraştım, en sonunda, az da olsa kullanabildim.

Ve şunu anladım: dün kaybettiğim oyunda o yanlış hamleyi oynamadan önce aklıma gelen hamleyi oynasaydım, ki en avantajlı hamle o çıktı analizde, yaklaşık 2.3 puan avantajlı durumda olacaktım. Yani aslında zafere teğet geçmişim. Oysa ben ağır yenilgi aldığımı sanıyordum. Bugün onu bilerek oynadım ve önüme çıkan kritik pozisyonu aştım ve dediğim gibi iki hamle sonra da mat. Kendine güven, sabır.

Filmim ise tam bu gece izlemek isteyeceğim türde bir filmdi. Kaliteli ve keyifli. İsmi Finding Forrester. Özellikle yazarlığa gönül vermiş olanların seveceğini düşünüyorum. Sean Connery oynuyor, Matt Damon'unun da küçük bir rolü var. Gus van Sant yönetmiş. Biraz Hollywood klişeleri ve kalıpları barındırsa da ben sonuna kadar keyif alarak izledim. Filmin tadını kaçırmadan, biraz konusundan bahsedecek olursam, Bronx'un ortasında 16 yaşında siyah bir genç (Rob Brown), kitap okumayı çok sever ve sürekli defterlerine notlar yazar. Bir yandan da arkadaşlarıyla basketbol oynayarak vakit geçirir. Yazdıkları bir gün, yaşlı bir yazarın eline geçer (Sean Connery) ve aralarında bir dostluk başlar. Özellikle açılıştaki fakir semt görüntüleri çok hoşuma gitti. Fransa'da, göçmenlerin tıkıldığı "banliyö" lerde hissettiğim atmosferi birebir yansıttığını düşündüm. Oyunculuklar da gayet düzgün. Bu film daha çok ses getirmeyi hak ediyor.





Hiç yorum yok :

Yorum Gönder