Salı, Eylül 29, 2015

Güle güle Eylül.

Tam olması gerektiği gibi bir sonbahar günü. İnsanın gözünü dinlendiren loş bir gökyüzü, arada bir şıkır şıkır ses veren yağmur, ıslak asfalta sürünen araba lastiklerinin, bu mevsim özellikle sevdiğim o sesi. Çocuklar okula gitmiş, ortalıklarda yok. Yürüyüşten döndüm. Dönerken biraz alışveriş yaptım. Hamsili ekmek aldım. Balık yemenin çarelerini buluyorum kendimce. Şu an midemde. Yanımda sütlü neskafem, çikolatam. 

Geçen haftadan pek memnun değildim. Çok verimsiz, çok isteksizdim. Dün sebebini anlamaya çalışınca ortaya çıktı. Gene tıka basa projeyle doldurmuşum hedef listemi. Çiğneyebileceğinden büyük lokma ısırmak. Ve sonra yorulup, yılmak. Tembellik ettiğini düşünüp kendine çok kızmak. Hemen sadeleştirdim. Bazıları ne kadar da önemli olsalar bekleyecekler. Sırayla. 

Boş oturmak tabii ki güzel değil. Ama ağzına kadar uğraşla zamanı tıka basa doldurmak da aynı şekilde güzel değil. Dengeyi bulmak gerek. Zaten herşeye birden yetişmeye kalkınca, hiçbirine gücün yetmiyor ve çok enerji, çok yürek tüketip, gene boş geçirmiş oluyorsun zamanı. Yani bana öyle oluyor.

Projenin kendi içindeki hedefte de aynı şey geçerli. Mesela yazı projesi. Bu haftaki hedefimi belirlerken, gene koca bir lokma ısırıyordum. Şu andaki özet bir sayfa. Onu dört sayfaya çıkarmak. Baktım. Dört sayfa çok. Hiç yapmak gelmeyecek içimden. O kadar gözümde büyüyor. Hadi dedim. İki sayfa olsun. Bak o, olabilir. Tamam bir haftada, hikayenin özetini bir sayfadan iki sayfaya çıkarmak biraz hafif olabilir ama varsın olsun. İlerlemiş olmayacak mıyım haftanın sonunda? İşte önemli olan o. 

Hani bir benzetme vardır ya, kadın-erken ilişkisi için duymuştum ilk. Bir kuşu elinde tutarken, çok sıkarsan, ölür. Çok gevşek tutarsan da kuş uçar gider. Kadın erkek ilişkisini bilmiyorum. Ama hedefler için böyle bir karar noktası var. Kararında zor olacak. Hatta benim gibi kendini çok sıkıya sokmaya meyilliysen, o kararı gevşek tarafa ittir, daha iyi olur. Varsın kolay olsun. Alışana kadar.

Şu son hafta karşıma çıkan en önemli kavram ne biliyor musun? Vermek ve almak. Özellikle vermek kısmını başa koydum, bak. Kendine yeten balkon kursunda da çıktı bu karşıma, Celes'in bir makalesinde de. İkisi de sanki sözleşmiş gibi aynı şeyi söyledi. Topraktan verim bekliyorsan, sen de ona bir şey vermelisin. Toprak konusunda bu azot ve karbon. Yazı konusunda da geçerli bu. Okurunun hayatına değer katan, özel bir şey vereceksin ki, o da sana zaman ayırıp okusun ve seni özel bir yere koysun. İstersen bunu işine de uygula. Patronunun sana zam yapmasını istiyorsan, sen de ona, önce, para kazandır. Gibi. Çok basit bir ilke. Ama ben uygulamayı akıl edemeyeni çok gördüm. Bugün toprağa artan maydanoz ve fesleğen saplarını kırpıp kırpıp ekledim. Üstüne de kahverengi kartondan pizza kutusunu kırptım. Hepsini suladım. Biraz da toprak attım üstüne. Birazdan yazı projesinin başına geçeceğim.

Eylül geçti, geçiyor. Ama geçerken bana güzel hediyeler bıraktı. Ekim'den de benzer bir tutum bekliyorum.



Görsel: http://www.nettebilgi.com/2015/05/dort-4-yaprakli-yonca-nedir-faydalari-Nelerdir.html

 


Hiç yorum yok :

Yorum Gönder