Çarşamba, Eylül 23, 2015

Ev halleri.

Mutfak tezgahlarının üzerinde kirli bulaşık kuleleri yükseliyor. Evin neresine baksan utanılacak halde. Buzdolabının tam önündeki taşlarda bir kargaburun ve bir pense, bir mutfak ve bir kağıt makası maydanoz kırpıntılarının arasında bir haftadır yan gelip yatıyorlar. Az ötelerinde gazetelik olmasına karar verdiğim bir tel kafes, yanından her geçişimde beni paçamdan, bacağımdan durdurmaya çalışıyor. Şu an bacaklarımı, en ucunda iki ip yumağı, bir mutfak dergisi, bir bitmiş patlamış mısır ambalajı, menülerin durduğu ahşap kutum, ve kutunun üzerinde duran satranç takımımın bulunduğu koltuğa uzattım. Kahve içip yemeğin üstünden tatlımı yiyorum. Ve blog yazıyorum. Bir haftalık verimli çalışmamın bedeli bu darmaduman rezil ev.

Göya dün tam günü ev işlerine ayıracaktım. Fakat hiç bir iş görmeden çok yorulduğumu gördüm. Hem de artık sıcakları da suçlayamam. Gerçi havalar da bir tuhaf. Yoksa benim termostatlarda mı bir enayilik var bilemiyorum. Dün girdiğim dükkanda habire ter basıyorken, dükkan sahibine sordum, yirmi beş dokuz dedi. Yirmi altı desek. Seni terletir mi yirmi altı? Terletmemesi lazım sanki. Bana otuz üç gibi filan geliyordu. Gerçi bütün yaz havalar otuz iki gösterirken bana kırk gibi geliyordu ya. Neyse dün sabah ilk defa pike hafif geldi, üşümüş uyandım sabah. Ne mutluluk.

Ben başka şey söyleyecektim. Hiç iş görmeden yorulduğumu anladığımda tekrar yemeklere çeki düzen vermek istedim. Onu diyecektim. İki gündür çok dikkatli besleniyorum. Bir kaç gün sonra bakalım etkisini hissedecek miyim.

Geçen haftayı gözden geçirmek ve bu haftanın planını yapmak tam bir günüme mal oldu. Dün tek onu yaptım. Bir de işte yemek alışverişi ve yemek.

******

Bunu dün yazdım, sonra gittim yattım. Dört saat kadar derin bir uyku uyumuşum. Uyandığımda saat akşam dokuz buçuğu geçiyordu. Dolaptaki semizotu pörsür diye yemeğini yapayım dedim. Şimdiye kadar semizotunu hep salata olarak çiğden yemiştim. Yemeği çok pratikmiş.

Bu sabah da kalkıp çay demlenirken ilk önce bulaşık makinesini boşalttım. Sonra tezgahlara el attım. Sandığımdan çok daha kısa sürdü ve kolay oldu. Hala biraz iş kaldı ama. Elde yıkanacakları ayırmıştım. Bir de silmem lazım boşalmış tezgahları. Bulaşık makinesi gene doldu. Sonra tezgahlar boşalınca fesleğen pestosunu yaptım. Onunla kahvaltı ettim. Şimdi rondoyu filan da temizlemek gerek. Ama çok keyifli bir kahvaltıydı. Demli çay, kızarmış ekmek, labne, üstüne de fesleğen sos.

Bugün ev işlerini yapsam iyi olur ama asıl sıra yazı projesine gelsin istiyorum. Formumda hissediyorum kendimi o konuda bugün. Bir de evin şu son dekorasyon kısmını bitirsem çok mutlu olacağım. Koltuğun çevresindeki kısım çok çıplak. Raf ve çerçeve ayarlamam lazım. O zaman gerçek bir eve benzeyecek. Nihayet.

Sonbahar gelmiş, hiç söylemiyorsun? Resmi olarak sonbahara girmişiz sessiz sedasız. Eh artık vakti gelmişti. Sanki dünyanın ekseni kaymış da biz sonsuza kadar bu sıcaklardan kurtulamayacakmışız gibi bir his, bir endişe taşıyorum içimde. Hiç bir sene bu kadar sevindiğimi hatırlamıyorum sonbaharın gelişine.

Haydi. Ufaktan girişmek lazım işlere. Ama bu sonbahar ve kıştan çok güzel beklentilerim var. Tosbağa gibi küçük fakat istikrarlı adımlar atabilirsem başaracağım. Biliyorum.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder