Cumartesi, Ağustos 22, 2015

Turnuva.

Şu an salonda Joan Baez çalıyor. Leş gibi yorulduğum bir günün akşamı eve geldim. Leş yorgunlukların en iyi ilacı sıcak bir duş. Pirüpak oldun mu, zaten günün gidişatı değişiyor. Tertemiz pijamalarını giyeceksin. Üstüne, dolaptan çıkarttığın anda yiyebileceğin, ısıtma bile istemeyen besleyici değeri de olan doyurucu bir tabak hazır yemek. Mesela mercimek salatası. Komposto da var. Birazdan onu da doldururum. Kaslarım şu an nasıl teker teker gevşiyor bilemezsin. Belimin alt bölgesi, sırt tarafı. Bütün gün doğru dürüst bir yere yaslanamadı. Bacaklarımın arkası. Sonrasında ya dizi izleyeceğim ya da direkt yatağa atacağım kendimi. Gözkapaklarımın durumuna göre.

Sabah kendi çapımda bir rekor kırdım. Saat 10:23'tü gözlerimi açtığımda. Saat 11:10'da ayaklarım Kınalı'ya basmıştı. Normal vapur zaten Kadıköy'e uğramıyorsa 45 dakika'dan önce götürmez seni. Kadıköy'e uğrarsa bir saat sürer yolculuk. Nasıl oldu peki? Çünkü deniz otobüsüne bindim. Ama nasıl bindim. Bir de bana sor. Ölüm kalım meselesiymiş gibi. 10:45 deniz otobüsüne yetiştim. Çünkü yeğenimin satranç turnuvası vardı, ve iki gün önce ona ben de geleyim mi demiştim. O da evet demişti. Söz ağızdan çıkmış. İlla gidilecek. Neyse yetişebildim.

Yaklaşık 60 çocuğun katıldığı bir turnuva. Kalabalık, gürültü, heyecan. Kazananlar, kaybedenler. Ağlayanlar, hatta kusanlar.

Öğrenmek isteyene ders çok. Ben olsam mesela orada. Çocuk olsam. Kazanmaya o kadar odaklanırım ki oradaki ortamın, değişik bir sosyal etkinliğin varlığını tamamen ıskalayabilirim. Halbuki orada olmak, o kadar çocukla beraber ortak bir amacı paylaşmak, bütün günü televizyonun karşısında evde geçirmektense...Ne tuhaf değil mi? Ortada bir görünür amaç var, mesela maçları kazanmak, fakat asıl olay bambaşka, onun hemen yanıbaşında. Değişik bir ortama girmek, değişik bir gün geçirmek, başka çocuklarla karşılaşmak.

Hayatta başka şeyler de mi böyle acaba? Iskalıyor muyuz böyle, bazı hedeflere kilitlendiğimizde? Belki ara sıra geriye çekilip, tabloya geriden bakmayı akıl etmeli. Neredeyim, kimlerleyim, hangi konuları konuşuyoruz, çevrede başka ne güzellikler var? Güneş mi batıyor? Gölgeler mi uzuyor? Rüzgar mı esiyor? Havada hoş bir koku mu var? Değil mi? Genelde yapıyoruz da, daha mı sık yapsak?


4 yorum :

  1. Aynı fikirdeyim. Bazı şeylere odaklandıığımızda ıskaladığımız öyle çok şey var ki...Farkına varımıyoruz, kaçırıyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Aynı fikirdeyim. Bazı şeylere odaklandıığımızda ıskaladığımız öyle çok şey var ki...Farkına varımıyoruz, kaçırıyoruz.

    YanıtlaSil
  3. "İki genç balık beraberce suda yüzüyormuş. Karşıdan gelen yaşlıca bir balığa rastlamışlar; yaşlıca balık onlara bir baş selamı vererek şöyle demiş: "Günaydın çocuklar. Su nasıl?" Genç balıklar yüzmeye devam etmiş ama bir süre sonra biri diğerine dönüp sormuş: "Su da neyin nesi?"

    YanıtlaSil
  4. @ Makbule :)))) zor ama ya...

    @ Kitapsız kedi, tam isabet :)))) Aklımda başka bir hikaye daha var aynı konuyla ilgili. Belki birazdan yazarım.

    YanıtlaSil