Pazartesi, Ağustos 03, 2015

O captain my captain.

Neredeyse varoluşsal sıkıntıları bile atlatmaktayım.

En diptekileri, söylenmeyenleri, insan olmaya dair olanları.

Zamanımızın kısıtlı oluşunu.

Ne yaparsak, neyi başarırsak, ne öğrenirsek, neyi- kimi seversek sevelim bir anda toprak olabileceğimiz gerçeğini mesela.

Hepsi boşa gidecek.

Bu bana çok büyük sıkıntıydı. Ve önümde koca bir kaya parçası gibi yapmak istediklerimle arama girerdi. Neden uğraşayım? En- en- en- bile olsam ne fark edecek? En- en- en- olmasam da ne fark edecek?

Bu insan olmaya dair ortak bir sıkıntı. Herkes bunu farklı yollardan aşmaya çalışır. Kimi çocuk yapar, genlerinin bir kısmını bırakır dünyaya, kimi fikirlerini yazar, düşüncelerini bırakır, kimi resim çizer, bir iz bırakır kendinden, kimi ahirete inanır, kimi de sadece düşünmemeye çalışır gününü kurtarma derdindedir ya da, çok derin sulardan uzak durur itinayla, bu sıkıntıyı düşünmeyerek aşar.

Ben uzunca bir süre "en- en- en-" olmaya çalışmışım. Maksat "en- en- en-" olup ismini bırakmak dünyaya. Oysa bir isim nedir ki. Sen gitmişsin ismin kalmış. Sana ne faydası var.

Sonra bir gün, beklemediğim bir şey oldu. Keyif denen bir şey keşfettim. Hatta güzel bir yemeğin keyfi. Normal insanların hayatının başında keşfedip onları hayata tutunduran şey aslında, psikanalitik bakış açısıyla. Bende geç oldu. Ama güzel oldu. Olunca bütün taşlar yerinden oynadı. Olunca hayat bayram oldu. Hem de günde kaç kere. Doymak. Zevkli bir sofra kurabilmek. Yeni bir tarif denemek. Başarmak. Keyif almak. Sırf bunun için yaşayabilir insan. Sırf bunun için bile hayatın diğer zorluklarına katlanabilir.

O zaman anladım belki çok uzaklarda büyük zahmetlerle aradığım şeylerin aslında çok yakınımda ve ulaşılabilir olduğunu.  Bir mucizeydi benim için. Büyük bir devrim. Milat. Hayattan böyle bir güzellik beklemezdim. Ama oldu. Şükürler olsun.

Dolayısıyla "en- en- en-" olmak ikinci, üçüncü plana düştü otomatik olarak. Çocukluk oyuncağı gibi gözden düştü. Yemek gibi gündelik keyiflere dikkat kesildi, itinayla tadıldı yeni keyifler, çoğaltıldı. Bir süre böyle yüzdü gemi. Kendini suyun akışına bıraktı, rotalar çizmeye çalıştı uzun süre kendine, biraz yol gitti, sonra geri döndü olmadı, sil baştan. Acemiydi biraz da, hayat acemisi, ama mutluydu, en önemlisi de buydu.

Ve son durumlar. Bir kaptanla çakıştı yolu. Uzun lafın kısası, bir rüzgar öğrendi ondan. Öyle bir rüzgar ki arkana aldın mı seni dünyanın çevresinde sekiz tur götürür, karşına aldın mı ömrünce bir arpa boyu yol alamazsın. Gerçeğin rüzgarı. Kaptan ona kılavuzluk ediyor şimdilerde. Onun rüzgarını arıyor yelkenleri. Ve artık derdi "en- en- en-" olmak değil, "ben, ben, ben" olmak sade-ce. Toprak olmaksa gene olacak eninde sonunda fakat, herkesten öte olmak mıydı bütün kavga? Olamazsın. İnsansın. Sadece insan. Kendinden öncekiler gibi. Kabullenecek artık bunu gemi. Kendinin en son parçasını da buldu sonunda, dünyadaki yerini.



11 yorum :

  1. en-en-en olmak yerine ben-ben-ben olmak.. ne güzel ifade etmişsin çoğumuzun sorununu. yazıların şahane, okumalara doyamıyorum. :)

    YanıtlaSil
  2. Teşekkür ederim Mutlu Keçi, beğenmene çok seviniyorum.

    YanıtlaSil
  3. Ben de aynen okumaya doyamayanlardanım bu yazıları..
    ben-ben-ben de çok gerekli imiş, yeni anladım..
    teşekkürler

    YanıtlaSil
  4. muhteşem bir yazı, artık bende böyle yaşıyorum , düşe kalka '' ben'' oluyorsun işte..hemen olmuyor zaman alıyor..elinize sağlık, teşekkürler..

    YanıtlaSil
  5. Biliyor musun Joe, bu yazı süper. Süper ötesi, muhteşem. Kesinlikle haz alıyorum seni okurken.

    YanıtlaSil
  6. dört yorumcuya da gönülden katılıyorum. + 1 :)

    YanıtlaSil
  7. Çok teşekkürler hepinize beğenileriniz benim için çok kıymetli. :)

    YanıtlaSil
  8. Senin gündelik keyiflerini okumak beni de keyiflendiriyor. Ben de küçük keyifleriyle yaşamı seviyorum. Ama bazen bir kötü oluyorum Joe. O beni saran anlamsızlık boşuboşunalık duygusu yok mu? Öldürüyor beni. Sana da oluyor mu bazen Küçük Joe ?

    YanıtlaSil
  9. İşte tam da konu o duyguydu ya hüznün tadı? :)

    YanıtlaSil
  10. Çok doğru, çok düşündürücü..

    YanıtlaSil