Cumartesi, Ağustos 15, 2015

Muktedir.

Dün akşam mutsuzdum, mızmızdım, yorgundum. Bir post yazdım. Ama yayınlamadım. Galiba son cümlesinde sızdım uykudan. Sabah uyandığımda bilgisayar yerdeydi fakat kapatmamışım.

Bugün o mutsuzluktan eser kalmadı. Uyku besin gibi birşey. İnsanı yeniliyor. Bünyeyi şarja takıyormuşsun gibi.

Evvelsi gün, abimlere yemeğe davetliydim. Çok güzel bir geceydi. Bahçede yemek yedik, asmanın altında. Benim sevdiğim biradan almışlar.
"Hoşgeldin" diye kadeh kaldırdılar. "İyi ki varsınız." diye kaldırdım. Bak, dedim sonra da kendime, o kadar da boşa gitmiyor herşey, ölünce. Böyle anlar da yanımıza kar kalıyor. Hiç yaşamamış olsak? Yeğ mi ki?

Yeğenim de oradaydı. Yeğenler bana benziyor şaşırtıcı şekilde. Fiziksel olarak demiyorum. Zihinsel olarak. Sabahın ikisinde, onun odasında, koli kartonu, bant, elektronik bir kaç parça, bilgisayar ve dikiş kutusu, onun bir robot kolu yapıp hareket ettirmesini izledim keyif ve gururla. Bana dedi ki:"insanın kafasında tasarladığını gerçeğe dönüştürmesi çok güzel bir şey hala". Ah dedim, bilmez miyim. Ona bir güzellik yapmayı tasarlıyorum ama ses etme. Sürpriz. Bilmiyorum daha yapabilir miyim. O yüzden.

Abimlere giderken, adada vapur çıkışı, kuzenimi gördüm. Önde yürüyordu kalabalığın içinde. Seslendim. Döndü. Konuştuk, ne var ne yok. Hadi, dedi, bize uğra. Eşi, yeğeninin eşi ve bebekleri de onlardaydı. Hiç buluşmaya fırsatımız olmuyor. Ne yazık. Bu şehir böyle bir şehir. Ancak tesadüfen rastlarsan görüşebiliyorsun. Kazdağları için çadır alışverişi yapabileceğim hanı anlattı bana. Ertesi gün adadan doğrudan Kadıköy'e geçtim. Çadırı ve diğer malzemeleri satın aldım. Beşiktaş vapur salonunda dönüş vapurunu beklerken, bu sefer de bizim enişteye rast geldim. Sanırsın Istanbul 16 milyon değil. Sanırsın gün 80 küsur bin saniye değil. Sanırsın bizim familya yüz bin nüfuslu.

*                  *                     *                    *                    *

Bak, sana bahsetmek istediğim bir kitap var. Aslında iki tane aldım ama daha birini okumaya başladım. Modern İnsanın Kutsal Kitabı.


Gördüğün gibi bir çok yerini işaretledim. Bu kitabın özelliği, benim önümde yeni ufuklar açmış olması.

Günümüz insanı, ya da ben diyeyim, çok bilgiye sahibiz ancak, bir yandan da çok aciz hissediyoruz kendimizi. Çoğunlukla olaylara seyirci kalmaktan öteye geçemiyoruz ve bu mecburi pasiflik büyük sıkıntı yaratıyor. Herkeste. Okuyorum, görüyorum, hissediyorum. Karanlıktan şikayet edeceğimize mum yakalım diyoruz, onu da diyebiliyoruz ama nasıl yapacağımızı pek bilmiyoruz. Oy veriyoruz, bir kaç markayı boykot ediyoruz yeri geldiğinde, evet bir de fb'ta atarlanıyoruz, ki o bana çok boş gelse de, bazen işe yaradığı da oluyor. Ama yeterli mi? Bana yetersiz.

Ben eylemlere katılan ya da katılacak bir insan değilim. Greenpeace'e de üye değilim, misal. Olmayı da düşünmüyorum. Ama dünyada değişmesinin gerektiğini düşündüğüm şeyler bol ve bu kitap bunun için işe yarayabilecek yapılabilir yöntemleri derlemiş.

Bir tane örnek: çıkartmalar üretin.
Bir paket boş etiket satın alın. Onları keserek ilginç şekiller verin. Kışkırtıcı sloganlar bulup onları kamu alanlarına yapıştırın: "plastik torbaya hayır, bez çantaya evet"

Bu bez torba sloganı bizzat benimdir efendim. Mesela git, her zaman alışveriş yaptığın markete bunu kasaya yapıştırmak için izin iste. Misal. İzin vermezse, git oranın çıkışındaki elektrik direğine yapıştır tam çıkanların gözünün göreceği yere.

Başka örnek: yakınlarda boş bir arazi varsa, orayı ortak bir bahçeye dönüştürmek için mahallenizdeki diğer insanlarla bir araya gelin. 

İstanbul'da boş arazi mi kaldı ki diye düşünüyordum, ki arkada küçük bir yer var galiba diye aklıma geldi. Ayrıca belediye saksılarının boş olanlarına biber tohumlarını ekmek nasıl fikir? Biber tohumu dediğim de, biberin kesince içinden çıkan zibilyon tane ufak beyaz pullar. Hani çöpe yolladıkların. Evet onlar ekilince ve sulanınca çimleniyor ve meyve veriyor. Bizzat balkonumda denenmiştir. Bu blogun gediklileri bilir.

Bak bu da fena değil: Kendi yeşil elektriğinizi üretebilirsiniz, hatta bundan para bile kazanabilirsiniz.  Mesela oturduğu yerden, yorulmadan para kazanmaya çok meraklı olan bu millet için biçilmiş kaftan. Bir uyansak bu duruma İran'a filan biz satacağız enerjiyi.

Alıntılıyorum: "Yenilenebilir Enerji Yasası'ndaki son düzenlemelerle apartmanlara kendi enerjisini üretip, fazlasını devlete satma imkanı getirildi. 20 kw lık türbin kuran 15-20 daireli bir apartmanın her ay 250 dolar kazanacağı tahmin edilmektedir. Artık isteyen herkes 500 kw altı olmak koşuluyla kendi elektriğini rüzgar, güneş su gibi kaynaklardan üretebilecek. Kendi elektriğini üretmek isteyen kişi ve kurumların elektrik dağıtım şirketlerine başvuru yapması yeterli (edaşlar). Bunun için bankadan kredi de çekmek mümkün. Bir apartmanda oturuyorsanız apartman sakinlerinin bu konuda bilgilendirerek ortak bir türbin kurulmasını sağlayabilirsiniz."

Uydu anteni yerine rüzgar türbinlerini hayal et. Azıcık daha az yoksul olmaz mıyız? Azıcık daha az petrol yakmaz mıyız? Hatta belki dolar bile düşer, kimbilir :)

Sonracıma şöyle de bir inisiyatif var: photovoice. org u ziyaret edebilirsin. Toplumun dışına itilmiş gruplara fotoğraf gazeteciliği eğitimi vererek onlara ses ve mesleki beceriler kazandırmayı amaçlar. Evsizlere, mültecilere, çocuk işçilere, sokak çocuklarına, engelli gruplarla çalışmışlar. Hayatları gündelik mücadeleyle geçen bu insanlar tarafından çekilmiş fotoğraflar insanların nasıl yaşadıkları konusunda olağanüstü bakış açıları sunmaktadır.

Kitapta bunlar gibi yapılabilir veya ilham verici birçok fikir var. Şimdi eğri oturup doğru konuşayım, beğenmediklerim de var. Ben her zaman balık vermektense, balık tutmayı öğretmekten yanayım. Gelişmemiş ülkelere elden düşme telefonları, bilgisayarları gönderme fikri hoşuma gitmedi mesela. Fakat genel anlamda okudukça, "doğru bak böyle bir şey aslında yapılabilir", "şöyle bir inisiyatif dünyada bir fark yaratır" diye düşündürten yazılar buldum. Bazı yazılar da bir yemek kitabı gibi, hazır fikirleri alıp birebir uygulamalık değil de, bir başlangıç noktası, bir model olarak düşünüp akılda tutulacak cinsten.

Özet olarak bana güç veren bir kitap bu. Sandığımdan daha çok şey yapılabilirmiş. Dünya daha güzel bir yer olabilirmiş ve benim de çorbada tuzum olabilirmiş.




5 yorum :

  1. ne yazık ki.
    ama yine de bunu başarabildiğin için seni tebrik etmeleri lazım.

    YanıtlaSil
  2. yazık demek... eh ne yapalım herkes olduğu kadar.

    YanıtlaSil
  3. bir iki yazından çıkarttığım sonuç bu.
    biraz daha okumalıyım.
    aceleci biri değilimdir ama elim yoruma bunu dedirtti.

    YanıtlaSil