Perşembe, Ağustos 27, 2015

Kalibre.

Başka bir geceden merhaba sevgili okurum. Çok yorucu fakat güzel geçen bir gündü. Üç gündür ev işi yapmaktan iflahım kesildi. Üç günde ancak toparlayabildiğim mutfak şu an gene darmadağın. Bunun neresi güzel dersen, yemekleri derim, ayrıca da evin şu an mutfak dışındaki kısımların temiz olması.

Sabah ekmek bitmişti. Ben de pasta yedim. Ahaahaha Mariantrikot'un kulakları çınlasın. Pasta değil ama pancake yedim tam olarak. Konseptte değişen bir şey yok.



Akşam da onca yorgunluğun üstüne dolma sardım. Yaprak evet. Değdi mi peki? Değdi be. Midemin yanı sıra ruhum doydu çünkü. Kıymalı. Yoğurtlu. Çoktandır yapmıyordum.

Dün gece biraz Entelektüelin Kutsal Kitabını okudum. Modern İnsanın Kutsal Kitabı ile aynı seri. Çok güzel kitapmış. Tavsiye ederim. Her telden çalıyor: müzik, edebiyat, felsefe, din, tarih. Makaleler bir sayfa. Ve o bir sayfada bilginin özünü sunmuş. Mesela James Joyce'un Ulysses'i ile ilgili bir sayfa var. Çok iyi geldi onu okumak. Ulysses'i bir gün oturup okur muyum bilmiyorum ama şimdi en azından bir fikrim var.



*   *   *
Bunu dün gece yazdım. Sonra da çok uykum var diye gittim yattım. Artık böyle. 

Önceki gece mesela, çok uykum vardı, baktım direniyorum. Hep yaptığım şey. Sonra da, neden normal saatlerim yok herkes gibi. Bunun için yok. Saatlerin normal, sen bozuyorsun. 

Peki. O zaman sorunun köküne inelim. Direniyorsam madem, neye direniyor olabilirim tam olarak? Yarına. Yarını geciktiriyorum sanki uyumazsam. Böyle ortaya çıkınca, cıscıvalak, elbette mantığın gücüne yeniliyor. Yanılsama olduğu belli oluyor anında. Yarını geciktiremezsin bebeğim. Boşuna direniyorsun. Ancak günlerinin ritmini bozar ve memnuniyetsiz bir gün geçirirsin. O zaman?
O zaman dans! Renk! :D (Biliyor musun o karikatürü? En en en sevdiğim.) O zaman "yarını kucakla" moduna geç. Hatta zamanı kucakla. Nasılsa yavaşlatmak mümkün değil. Durdurmak hiç değil.

Hala aynı konu. Oysa ben bu zaman konusunu kökten hallettiğimi sanıyordum.

Neyse işte, o yüzden gittim yattım.

*   *   *
Bu güzel bir şeyler olacak, hayat daha güzel olacak, hissi var ya. Bazen içime bir şüphe giriyor, acaba kendimi mi kandırıyorum, ya da şu anda moralim düzgün diye mi bana öyle geliyor diye. Fakat, uzun zamandır blog yazmanın gözünü seveyim, eski blogda bunu hissedip yazdığımı hatırlıyorum. Hem de ta kaç sene önce. Ve nitekim hayatım ummadığım kadar güzelleşti. Demek ki kendimi filan kandırmıyorum.

Şu an etrafımda "yapamazsın, edemezsin" diyecek insan yok. Ama geçmişte çok oldu. Aslında "yapamazsın, edemezsin" 'den ziyade, "yapma, etme" diyen çok kişi vardı. Çok kişi demeyeyim de, sözünden çok etkilendiğim iki üç kişi. Hatta bunlar öyle tuhaf insanlardı ki yapılmışa "sen yapmamışsındır" dedikleri de oldu. Yeri geldi, kazanılmışa sevinmeyi bile bilemediler. Bırak sevinmeyi, neredeyse elimden aldılar.

Normal mi? Değil. Yapıcılıktan çok uzak bu insanlar hem kendi hayatlarını kuruttular hem kendi yakın çevrelerindekini. Artık hayatımda değiller. Ama "normallik" ayarlarımı ben onlara göre kalibre etmiştim. Onların bu tavrını içselleştirmiştim. O yüzden içimde sürekli bir savaş var. Bir yanım "yapamazsın, yapma" diyor, diğer yanım "işte yaptım" diyebilmek için var gücüyle uğraşıyor. Çok gereksiz. Çünkü bu hengamede, kendi asıl yapmak istediğimi bulmak için çok zaman kaybettim. Sürekli kendimi kendime ispatla oyalandım. Yazık. Kunegond'un dediği gibi, "hayatı öğrenene kadar, hayat geçiyor".

"Yapabilirim" den kurtulup, "yapmak istiyorum" a geçebilirsem eğer, geçmişin çok ağır bir yükünü sırtımdan atmış olacağım. Geçiş sürecindeyim aslında. Ne yapmak istediğimi biliyor gibiyim. Ama hala o çekilmiş el frenini, sırtımdaki o kamburun varlığını hissedebiliyorum. 

Geçmişte normal saydığım birçok insanı ve şartları bugünkü aklımla ve bilgimle tekrar değerlendiriyorum. Sonuçlar oldukça şaşırtıcı, bazen de üzücü. İşlemin kendisi oldukça yorucu. Ama sonsuza kadar sürmeyecek deyip kendimi yüreklendirmeye çalışayım. Sonrası rahat, refah. Ama şu an, zor. Zor.






4 yorum :

  1. Çok güzel yazmışsın Joe'cuğum..özellikle bir bölümü beni çok etkiledi çünkü ondan muzdaribim ben de ama neyse orayı geçelim. Bu arada kulaklarım çınladı vallahi sabah dolaptan peynir ekmek yerine dün akşamdan kalan profiterolü çıkarıp yememek için zor tuttum kendimi..o zaman Dansss:))))))

    YanıtlaSil
  2. Blog aleminin en komik rumuzlu insanı :))) Çınladı demek kulakların. Afiyet olsun. Sen de yayınlamışsın o karikatürü demin gördüm :D <3

    YanıtlaSil
  3. Bir de "yap istiyorsan ama sonunda şu şu olabilir bil, yine de karar senin, yap istersen" diyen ve seni "istersen yap hah" konumuna sürükleyen gizli olumsuzlar var (ki en başta annem gelir, bu konunun uzmanıdır kendisi) ayyyh

    YanıtlaSil
  4. Evet gizli olumsuzlar da çok tehlikeli...aman diyeyim. Bazen de kendim başkasının olumsuzu oluyorum. İşin o kısmı biraz ekşi...:(((((

    YanıtlaSil