Salı, Ağustos 11, 2015

Destansı Zafer.

Ah nasıl özledim burayı bilsen. Sanırsın iki aydır filan yazmama izin vermemişler.

Dün gece çok pis bir maç aldım. Atıyla kalem ve vezirime çatal atmıştı, mideme oturdu, hem de planladığım hamleye de engel oluyordu, fakat soğukkanlılığın gözünü seveyim, birden bir baktım, ah, hat açmış oradan atı çekince gerizekalı, hoooop kaleyle en üst sıradan şah, kaleyle engelledi ama ne fayda löp diye yuttum kalesini, gene şah ve mat. Niahahahhaha. Vezirime, kaleme çatal ha. Al otur şimdi.

Sonracıma istatistik şeysinde artık kesin eminim Statcounter eksik sayıyor. Bazı gün 7 misli fark ediyor. Sandığımdan daha çok okuru varmış buranın çok sevindim.

Jane McGonigal'ı duydun mu bilmiyorum. Ted talks'ta dinledim (dileyene türkçe altyazı mevcut, aşağıdaki altyazı ayarlarından şeyediyorsun). Video oyunları ile dünyayı kurtarma peşinde. Özetle dünyanın sorunlarını oyunlaştıralım, insanlar da oyun oynuyoruz diye dünyayı kurtarsın diyor. Mesela "dünyada petrol bitti, haydi bak başının çaresine" senaryosu. Dahiyane değil mi sence de?  Hem de ne kadar cesurca bir düşünme tarzı (bu arada 2007 'de mi ne bu petrol senaryosunu oynatmışlar gönüllülere ve inanılmaz yaratıcı çözümler çıkmış ortaya).

Fikir çok güzel, ama benim dikkatimi Epic Win dediği kavram da çekti. Türkçesi Destansı Zafer olabilir. Destansı Zafer, kazanmanın mümkün olduğunu kazanana kadar bilmediğin bir zafer türü. O lafı konuşması sırasında telaffuz ettiğinde salonda gülüşmeler oldu. Sebebini anlamış değilim. Belki video oyunu sevenler arasında çok bilindiği içindir.

Destansı zafer. İşte ismi bu. Buldum. Ne zamandır her gün günlük olaylara karşı bulduğum çözümlerle gelen hissin adı. Çünkü mahallenin içinde şeref turu atasım geliyor, konu bulaşık sabununu pompalı kaba aktarmayı başarmaktan ibaret dahi olsa.

Aslında Coursera'nın gamification (oyunlaştırma) diye bir kursu vardı kışın kaydolduğum. Aklımdaki fikir buydu, daha küçük çapta fakat temel olarak buydu. Fakat kursu dinlemedim. Ted talks'tan sonra madem böyle bir fikir var bir bakayım dedim şu Gamification ne menem bir şey. Bir de baktım ki Jane McGonigal'dan da bahsetmiş. Eh. Aklın yolu bir. Daha sadece bir haftasını bitirebildim ama. Devam ederim herhalde.

Bu arada daha kaç gün oldu, hani küçük bir iş kurabilirim demiştim. Senelerdir arıyorum o işi ben. Ne olabilir, nasıl olabilir diye. Bir sürü kitap, kurs ve arada tek tük fikir. Dün akşam, abuk subuk bir girişimcilik makalesi okuyup artık fenalıklar geçirmek üzereyken lönk diye fikir kucağıma düştü. Ah. Dur bakayım. Ama ben bunu daha önce de düşünmüştüm. Mesela Şubat ayında filan. Sonra ne oldu da aklımdan çıktı ki? Belki o zaman "en-en-en" takıntısından bu iş yeterince karlı görünmemişti bana. Kursunu bile bulmuştum da sonra havalar bozmuştu. Tabii ki de aromatik ve tıbbi bitki yetiştiriciliği.



Tam benlik değil mi sence de? Hem biyolojiden altyapım da hazır. Hem de köşesinde bostanımı da ekerim istersem. Hem çok küçük bir sermayeyle başlayabilirsin. Hem de, tahmin bu tabii, diğer yaratıcı işlere engel olmayacak kadar rahat. Şimdi oturup bu fikir olur mu olmaz mı kapsamlı bir araştırmaya girmem lazım. Yer de çok önemli elbet. Kardeşimin bir arkadaşı fidanlık işine girip başarılı olmuştu. Demek ki çok da uçuk kaçık bir fikir değil. Evet kapsamlı araştırmak gerek. Önünü arkasını. Yapanları bulup onlarla konuşmak gerek. Memnunlar mı, değiller mi, değillerse neden.

Olmayabilir de. Hesaplar tutmaz, bir şey, bir şey. Ama olursa ne olur? Destansı Zafer olur. Bence. Evet. Destansı Zafer.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder