Pazar, Temmuz 12, 2015

Kaybetme korkusu üzerine.

Oldum olası bilimi sevdim. Bildiklerimi uygulamaya sokmayı da. Fizik kanunlarını hayatta uygulamaya sokabildiğim zamanlar, eline yeni oyuncak verilmiş çocuk gibi olurdum. O yüzden oynadığım satranç sitesinde istatistik çizelgesini bulunca çok sevindim. Tam benlikti. Tastamam.

Bak şimdi, şu aşağıdaki oynadığım oyunların sonucundaki Elo puanım. Elo puanı nedir dersen, kabaca satrançtaki seviyeni belirten bir hesaplama sistemi diyelim. Elo puanın ne kadar yüksek olursa o kadar başarılı bir oyuncusun. Derdim gücüm bu puanı yükseltmek.



Benim gördüğümü sen de görüyor musun? İniş çıkışlara bak. Başlarda ne kadar dengesiz ve nasıl da stabilize olmuş zamanla. Tabii işlerin iç yüzünü bildiğim için benim için bu çizelgenin anlamı daha belirgin. Dört dönem var şimdilik. Hatta dördüncü bölümü de ikiye ayırabiliriz. Bak aynı böyle:


Bu çizelgeyi çok seviyorum. Çünkü her bir bölümün başı farklı bir bilinçlenmemin somut karşılığı. Ben bilinçlendiğimi biliyorum, farkındayım fakat somut olarak görmek çok keyifli.  

Mesela bir'de var gücümle, adeta ardıma bakmadan, nefes almadan oynuyordum, sonra bir kere kaybedince bir daha toparlanamadım. Ve uzun süre oynamadım o moral bozukluğundan. Sonra aradan zaman geçti, bir iki kitaba baktım, ve tekrar başladım oynamaya. 

İki'nin karakteristiği kaybedince çok fena koymasıydı. O yürek çarpıntılı, adeta kalp krizli oyunlar. 

İki'den üç'e geçiş çok net. Önce sakin, soğukkanlı olmayı kafaya koydum ayrıca geçmiş ve kaybedilmiş her oyunun kırılma noktasına geri dönüp, inceledim. Neden olmuş, ne olmuş. Bir de karşı tarafın zayıflığı ne? Çünkü 3'te hep aynı bilgisayara karşı oynadım. (1150 Elo'lu Theresa). 

Üç'ten dörde geçişte bir yavaşlama, neredeyse gerileme olmuş gibi gözüküyor. Fakat gene de kontrollü bir iniş var. Çünkü, Theresa'nın bir üst seviyesi Sarah'ya karşı oynamaya başladım. İlk başlarda oynadığım zaman, Sarah benim iflahımı keserdi. 

Gene biraz beni zorlamış fakat bunu bekliyordum, üzmedi. Sonra gene ufaktan toparlandım. O toparlanma noktası da çok yakın zaman. Babamın kitaplığında bulduğum kombinezon kitabının tek bir dersini uyguladım. 

Keşke hayatımın da böyle bir çizelgesini bulabilseydim bir yerde. Böyle somut bir çizelge ne kadar işime gelirdi. Kendim mi çizsem, ne yapsam? Değişkenleri bizzat belirlesem mesela. Olabülü. Belki bir ara yaparım.

Biliyor musun, bu yapay zekalı satranççıları kim programlamışsa acaip programlamış. İnsan gibi oynuyorlar. Yani şöyle, diyelim ki sürpriz şekilde önemli bir taşını kaybediyor. Bir anda panik olup oyunu zayıflıyor, hatta saçmalıyor. Çok ilginç. Tam tersine, bir avantaj aldı mı da kaplan kesiliyor. 

Bu satrançtan öğrenilecek çok şey var. Çok. 

Sezgi denen şey de çok acaip. Geçen oyunun bir yerinde baktım tahtaya: burada mat var dedim kendime. Kesin mat var, iyi bak. Evirdim çevirdim, buldum. Varmış gerçekten. Ama çok şaşırtıcı değil mi? Nereden bildim ki? 

Bu arada facebook'ta girişimcilerin bir grubuna üye oldum. Sempatik bir grup. Birisi bir soru sorunca diğerleri bildikleriyle destek oluyorlar. 

Şu anda kafamda satranç ve girişimcilik konuları arasında bir paralellik kurulmakta. Kaybetmek. Yanlışlarından ders almak. Hangi girişimcilik kitabını okursan oku, hangi girişimciyle konuşursan konuş, hiç sekmez, sana hep bunu söyler. (Fransızca mıydı o laf? Yoksa Türkçe miydi? Muhtemelen Fransızcaydı. Ah gelmiyor tam olarak aklıma. Türkçe'de o ikisinin farkı da yok mu yoksa. Varmış. Şimdi baktım netten. O zaman mealini söyleyeyim ben sana kestirmeden: "bir çarpışma kaybettik, savaşı değil".) Bence başarıya giden yol bu zihniyetten geçer. Her kaybettiğini çarpışmadan sayıp, ders alıp, günün sonunda savaşı kazanmak. 

Kaybetmeyi kişiselleştirmemek belki de oldukça güçlü bir yöntem. Soğukkanlılıkla incelemek, hatasını öğrenmek. Tekrarlamamak. 

Kaybetmek korkusu. Girişimcilikte sanırım önümdeki en büyük engel. Muhtemelen  başka bir çok insan için de öyle. Korkuları evcilleştirebilmek, insanoğlunun en güçlü silahı. 

Para kaybetmek tabii ki satrançta bir oyun kaybetmeye benzemez. Gözünü açacaksın. Ama girişimciliğe soyunduysan, bebeğim, ben sana lafı dolandırmadan söyleyeyim, hesaplı risklere girip, kaybetmeyi baştan göze alacaksın. Hesaplı riskten kastım: kaybetmeyi göze alamadığın parayı yatırmayacaksın. Mesela evini ipotek edip varını yoğunu koymayacaksın ortaya. 
Ufaktan başlayacaksın. Ama kazanmak için oynayacaksın, o başka. 

Şu an salonda oturuyorum. Sakin bir Pazar öğleden sonrası. Radyoda Für Elise çalıyor. Tekli koltuktayım. Ayaklarım öbür koltuğun kolluğuna yaslanmış. Bu müziğin, bu konulara, şu Pazar öğleden sonrasına ne kadar yakıştığını, adeta cuk oturduğunu düşünüp anın keyfini çıkartıyorum. Haydi bakalım yallah. Gidip biraz hayata karışayım. 



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder