Salı, Temmuz 14, 2015

İnanç.

İzlenimim tazeyken, unutmadan yazmak istiyorum. Dün gece gelmiş geçmiş en büyük satranç dehası Bobby Fischer'in hayatını konu alan bir belgesel izledim 2011 yapımı. Bobby Fischer against the world: Bobby Fischer dünyaya meydan okuyor.



Derin düşüncelere daldım. Tespitlerde bulundum kendimce. Çıkarımlarım var. Aslında çokça teyit ettim önceden düşündüklerimi. Geçen gün hayatını okumuştum sabahlayıp neredeyse. Bu belgesel de aynı yönde gidiyor.

Belgeselde bir kırılma noktası tespit ettim Fischer'in hayatında (bunu wikipedia bilgisinde görememiştim). Belgesel de zaten çokça o döneme odaklanmış. 1972'deki Spassky ile İzlanda'da dünya şampiyonluğu ünvanı için karşılaşması. Dünya şampiyonluğu ünvanı öncesinde başka bir adam Fischer, sonrasında başka. Bin bir nazla katıldığı karşılaşmayı alıyor almasına ama sonra boşluğa giriyor, hatta depresyona. Hatta, dilim varmıyor demeye ama belki de psikoza. 

Ben sebebini biliyorum galiba. Çünkü bütün hayatını dünya şampiyonluğuna adamış. Ta kaç yaşındayken onu hayal ediyor. Belgeselde bu isteğini kameraların önünde söylerken yeni yetme bir ergen henüz, hafif mahcup. 

Amacına ulaşıyor en sonunda fakat sonrasını hiç düşünmemiş, bence. Dünya şampiyonu oldun, tamam güzel, peki sonra? Sonrası...Yok işte. Çok gençken birinin bana üçüncü bir şahıs için dediği gibi: evliliğe kadar programlamış hayatını. O da oraya kadar programlamış hayatını. Sonra kalıyor dünyanın ortasında, sap gibi. Başka hiç bir konuda geliştirmemiş kendini. Bir yandan da on beş yaşından bu yana bütün dünyanın gözü üstünde olmuş. O ünvan için yaptığı kaprisleri de anlıyorum. Bence seziyor başına gelecekleri. Ve aynı zamanda hayatının en büyük amacına ulaşmasına ramak kalmış. Tabii gerilir.

Bütün hayatını adadığı amaca ulaşmanın sevinci bir yanda, sonrasını düşünmemiş olmanın baş döndürücü boşluğu diğer yanda. Zor. Elbet zor böyle uç duyguların arasında kalmak.

Baştan bir dengesizlik var. Hatta annesi onu sekiz yaşındayken filan psikiyatra götürmüş, bu çocuk takıntılı şekilde satranç oynuyor diye. Psikiyatr da demiş ki "hanfendi hayatta daha zararlı takıntılar var" ve salmış bunları başından. Halbuki, aile hikayesi çok net sorunlu bir çocuk. Keşke daha ince ayar yapsaymış psikiyatr. 

*                        *                        *                          *

Beni sorsan, fena değilim galiba. Bu sabah poğaça yaptım. İyi geldi. Uyduruktan bir hamurdan. Bir de ev aramaya başladım. Bu evimi çok seviyorum. Çok mutlu günlerim oldu fakat gürültüsü canıma yetti. Zaten imarı sorunlu. Eninde sonunda taşınmam gerekecek. Gözümde feci büyüyor. Taşınma çok büyük angarya be blog. 

*                   *                 *                  *                    *      
        
Asıl beynimin dibindeki düşünceler taşınmaydı, poğaçaydı filan değil. 

Hayatımdaki olumsuz örneklerin hayatıma etkilerini düşünüyorum esas. Misal: Fischer. Misal: çevremdeki çiftler. Müdahale etmezsem, beynim kestirmeye sapıyor. Misal: "dünya şampiyonu olmak istemek çok da hayırlı bir amaç değil". "Evlenmek, uzun süreli ilişki sürdürmenin sonu hüsran". Gibi inançlar oluşuyor bilince çok yakın bir derinlikte. Bu inançları kıymık gibi bulup su yüzüne çıkarmak lazım. O durdukları kuytu yerde ömür billah kalıp, hayatımı yönetirler çünkü. 

Mesela şunu ele al: "Evlenmek, uzun süreli ilişki sürdürmenin sonu hüsran". Evet dipteki inancım bu, uzun vadeli ilişkilerle ilgili düşüncem böyle özetlenebilir. O yüzden de çoktandır uzun vadeli (asgari iki seneden uzun diyelim) gerçek bir ilişkim olmadı ve bundan bucak bucak kaçıyorum. Daha da kaçarım böyle düşündükçe. 

Halbuki al karşına bu inancı. Muhakeme et. Doğru mu, yanlış mı? Gözünün içine bakınca bu inanç eksik çıkıyor bana göre. Doğrusu şu olurdu: "Evlenmek, uzun süreli ilişki sürdürmenin sonu hüsran olabilir." Var yani öyle bir risk, doğruya doğru. Ama hüsranla bitmesin diye bir çaba içine girmek daha yapıcı değil mi? Öbür türlü düşüp, canımı acıtabilirim diye hiç yürümeye çalışmamak gibi bir şey. Risk hep var. Kabullen ki oyunu oynamadan mağlup olmayasın. Kabullen, önlemlerini al ve yola böyle devam et. Bak sonra o zaman hayat neye benziyor.

Var mı senin de böyle sinsi sinsi hayatına yerleşmiş yanlış inançların? Nasıl bulup çıkartırım dersen, şuradan başla: hayatının hangi alanı diğerlerinden geri kalmış? Finans? Özel hayat? Sosyallik? Diyelim para. Şimdi iki dakika seni rahatsız etmeyecekleri bir yer bul. Ve şapkanı önüne koyup parayla ilgili bildiğin en doğru cümleyi yaz önündeki kağıda. "Bence para..." diye başla. Böyle en az üç dört cümle kurmaya çalış. Sonra biraz dur. Ve kağıda yazdıklarını oku. Olumsuz bir inanç mı bu? Mesela "Bence para adamı bozar" gibi. Buldun işte bebeğim. 

Sırada bu inancı muhakeme etmesi kaldı. Düşün bakalım. Arkasına bir soru işareti koy. Ters inancı savunmaya çalış şöyle bir an için."Para insanı bozar mı gerçekten? Yoksa bozulacak olanı mı bozar? Beni bozabilir belki. Ama bozulmaya direnmek de var işin ucunda."  İşte. Bu kadar. Gerisini sana bırakıyorum.

Haydi güzel hayatlar yaşayan güzel insanlar olalım.

8 yorum :

  1. Hayatı tek ve somut bir amaca bağlamak, sonunda kesinlikle mutsuz olmak demek bence de. Zengin olacağım, o evi alacağım, mükemmel keman çalacağım, o adamla-kadınla evleneceğim vs.vs. Bunlar olmamalı yaşamın amacı. Bunlar sadece araç, amaç değil. İnsanı mutlu edebilecek araçlardır bunlar olsa olsa.
    Benim dipteki inancım ve bucak bucak kaçtığım konu ise çocuk sahibi olmakla ilgili sanırım. Ama bu denenerek risk değerlendirmesi yapılabilecek bir konu değil :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu iki yorum buraya geldiğinden beri evirip çeviriyorum konuyu kafamda. Sonunda senin lafına geldim galiba. Tek amaç sağlıksız. Hayatının tek alanını geliştirmek dengesizlik yaratıyor. Bir kaç alanda amaçları olsa insanın böyle boşluğa düşmez. Sırf para, sırf evlilik. Sırf kariyer başarısı. Ulaşıldığında uzun yıllardan sonra hayatın zaten dengesiz bir eksende dönüyor olmaz mı?
      Çocuk yapmak riskli mi geliyor sana kitapsız kedi? Tereddütteysen bence de riske atılabilecek bir konu değil. Çok iyi düşünüp taşınılması gerekir. Bir de inancını değerlendirdikten sonra aslında haklı olduğun sonucuna da varabilirsin. Her sinsi inanç yanlış çıkacak diye bir kural da yok.

      Sil
  2. Çok doğru tespitler barındıran bir yazı. Hepimizin hayatında böyle dönüm noktaları vardır eminim. Aslında kesin hedefler koymadan hayattan tat almaya çalışarak yaşasak her şey ne kadar da güzel olur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hedef koymayı seviyorum. Sonunda konuyu kafamda toparladım ve yukardaki yorumda dediğim gibi yegane amaç uğruna yaşamanın yanlış olduğu kanısına vardım. Yorumularınızı düşünürken aklıma astronotlar geldi. Uzaya gitmiş astronotlar dönüşte çok büyük boşlukta kalırlarmış ruhsal olarak. Sonra da aklıma Elvis Presley gibi aşmış sanatçılar da geldi. Onlar da kariyerlerinde zirveye tırmandıktan sonra uyuşturucuya sarılıyorlarsa bence sebebi biraz da bu olmalı. Ulaşabilecekleri en üstün başarı arkalarında kalıyor. Hayatlarına anlam verecek yeni bir şey arasalar belki çıkarlar bu boşluktan.

      Sil
  3. Haydi...
    Offf of. Sade yaşayan sade insanlar da olabiliriz aslında, o da güzelliği getiriyor sanırım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. senin sadelik anlayışınla mükemmel getiriyor hem de. ama hırs var içimde Ceren. İnkar edemem, var yani. Gerçi şu son zamanlarda o bitmez tükenmez sandığım, kimliğimin en önemli özelliği sandığım o hırs bile yavaşlamada. dedim ya eskiden olsa dünya şampiyonu olmak isterdim diye. o hırsın yarısı tatminsizlik. artık öyle geliyor bana. ama diğer yarısı bende hala. :)))) bakalım belki gün gelir o da küser gider.

      Sil
  4. Bayıldım yazınıza :) Bence de insanın hayatta birden fazla amacı olmalı ama bu amaçlara ulaşmak için insan kendisini yıpratmamalı.Belli bir takım amaçlar uğruna ,anı yaşamak gibi bir zevkten mahrum kalmamalıyız.Bir de dediğiniz gibi şapkayı önümüze koymalıyız.Dikenleri çıkarmalıyız gün yüzüne ki sonradan iltihap yapmasın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aaa bu yorumu yanıtsız bırakmışım. Oysa yanıtladım sanıyordum :) Çok teşekkürler güzel sözlerinize. Bazen yıpratmak da gerekiyor malesef ama keşke hiç yıpranmasak. :) İltihap. Aynen içimden geçen kavramdı. Sevgiler.

      Sil