Perşembe, Temmuz 02, 2015

Hayat sana şükürler olsun. Joan sana da.

Bir hafta kala haberim olmuş, düşünebiliyor musun? Allah benim tepemden baksın. Joan Baez Istanbul'da konser verecek, dibimde ve ben bunu neredeyse bittikten sonra öğrenicem. Say şimdi bildiğin bütün küfürleri.

İmkansız tabii, bilet mi kalır bu saate, kalırsa da en dandik yerden kalır, tadı tuzu olmaz diye düşünmeme rağmen, baktım. Numarasız diyordu. Bir an onun bilet olduğunu bile algılayamadım. Bilet kalmamış diye anladım. Sonra gözümde canlandı, Açıkhava, merdivenlere oturan insanlar...Kızzzzz, dedim kendime, zıpla, kap onu bak, o da biter şimdi. Ay ama bilet mi o gerçekten? Ya boşa verirsem onca parayı? Ya kapıda, numarasız yer olur mu hanfendi, sistemde yanlışlık olmuş, anlamanız lazımdı derlerse? Ay o zaman carlarsın, o sizin sorununuz, ben para verdim, giricem bu konsere dersin. Bir yandan da gözümde beliren merdivende oturan insanlar görüntüsü var, kafa sallıyor oradan bana, "al, al sen merak etme" diye. Aldım. Ay aldım valla. Ay tahsil etti parayı dönüş yok artık. Gerekirse carlamalı. Ne carlaması, dava bile açarım, manevi tazminat talep ederim.

Sonra bir sabah telefon geldi. Kurye. Evde misiniz? Evdeyim de, gönderi kimden? Bilemiyorum hanfendi, Biletix. NEEEAAAAAAA? Ay tabi evdeyim, tabii ki, evdeyim, hemen şu an evdeyim mesela. Salak kafam, unutmuşum. Az kalsın bilmediğim numara diye Joan Baez konserinin biletini getiren kuryenin telefonunu açmayacaktım, konsere üç gün kala. Of ne macera ama.

Geldi bilet. Elimde artık. Numarasız diyor ama bilet sonuçta. Tamam, kesin merdiven. Kızııııım, merdivense yaşadın sen. En güzel yerden izlersin yeterince erken gidersen. Var ya, safi balsın.

Her yaşında ayrı güzel ama favorim bu resmi

Amma uzattım. Kapıların açıldığı saatte, konserin başlamasına bir buçuk saat kala içeri girdim. Bir an bile düşünmedim o bir buçuk saat nasıl geçer diye.

Dahasını söyleyeyim, konsere gittiğim yol bile keyifliydi. Şu an Joan Baez konserine gidiyorsun diyordum içimden. İnanabiliyor musun? Onu canlı dinleyeceksin. Onunla bir gece paylaşmış olacaksın. Senin Joan Baez'in.

Benim annem, babam, Joan Baez hayranı değildi. Hiç dinlediklerini sanmıyorum. Hatta tanıdıklarından bile şüpheliyim. Onların nesli değil. Ben onu öğrenciyken kendi başıma keşfettim. Hiç hatırlamıyorum nereden, nasıl.

Tek bildiğim, hayatımın macerasını yaşayarak parasını çıkardığım müzik setime onun medyatekten ödünç aldığım CD'sini koyduğumda sene 1995'ti, ve o günlerde hayatımın aşkını yaşıyordum, ve fonda onun şarkıları o günlerin ve o aşkın fon müziğini oluşturuyordu.

Gracias a la Vida diyordu Joan Baez. Gracias a la Vida diyordum ben de onunla. Söylemek de kesmiyordu. Yazmaya başlamıştım. Romanımın adı: Merci la Vie'ydi. Gracias a la Vida'nın fransızcası, yani "Hayat sana teşekkür ederim". Bir gün film olursa müzikleri hazırdı. Öyle hissediyordum, iliklerime kadar ve o sırada duygularımı en güzel o ifade ediyordu o duru sesiyle. Her sabah: Gracias a la Vida. Sevgiliden her dönüşte: Gracias a la Vida. Hayallere dalıp giderken: Gracias a la Vida.

Ve bir de dönüşümlü olarak: No nos moveran (bizi buradan götüremeyecekler). Seviyordum bunu da. Hiç bir politik etkinliğim yoktu, hiç bir halk isyanına katılmamıştım o güne kadar, ama sesindeki o kararlılık, o mücadele ruhu bana durduk yerde güç veriyordu. Hangi olaya tepki olarak yazıldığını bilmiyordum ama bir haksızlığa karşı yazıldığını hissedebiliyordum ve yüreğime dokunuyordu.

Gitmeyeceğiz demek, o kararlılıkla. "Gitmeyeceği kesin" dersin, "hapı yuttuk" dersin karşı taraf olsan. Yılarsın. Şiddetsiz güç, şiddetsiz direnme. Belki buydu beni etkileyen, bunu şimdi düşünebiliyorum ama. Onu da dinliyordum, sanki hayatımdaki tüm haksızlıklara, hayatın tüm haksızlıklarına isyan eder gibi. Henüz 24 yaşındaydım, okur. Onu da hesaba kat. No nos moveran. Hatta bana o kadar güç veriyordu ki bu şarkı, beni korkutan önemli bir sınavdan önce de dinledim sonrasında. Ve bitirme tezimin jürisinin önüne çıkmadan. No nos moveran.

O bir buçuk saat nasıl geçti hiç bir fikrim yok. Açıkhava yavaş yavaş doldu. Ben zaten sahneyi tam karşıdan gören, dahası hava kararınca sahnenin yukarısında duran dolunayı da görebilen Açıkhava'nın en güzel yerini kaptım. Konser tam saatinde başladığında Açıkhava ağzına kadar doluydu. Merdivenlerde bile oturacak yer kalmamıştı. Joan Baez sahneye çıkıp halkı selamladığında gözlerimden, yere paralel çizgide, yaş fışkıracak sandım.

İlk sözleri İstanbul halkı içindi. Ahhhhh. Doğru!!!! Doğru ya. O bizim en zor günlerimizde, Gezi sırasında, desteğini açıklamıştı dünyanın bir yerinde, şimdi hatırlamıştım. Aaa, Joan Baez! olmuştum o zaman. Ah be kadın demiştim. Yakışır demiştim. Vay be demiştim. Bize de vay be demiştim. Yüreğim biraz olsun ferahlamıştı. Joan Baez de bizimle demiştim. No nos moveran. Hey gidi. Tabii ki. No nos moveran. İstanbul'daydı şimdi kadın. İki sene sonra. Gezi'ye belki bir kilometre mesafede. Tabii ki gönderme yapacaktı.

Ve başladı konser. Bu ses. Ah o seneler. Bir gün canlı dinleyebileceğimi neden hiç düşünmedim ki. Ah Lyon'daki mütevazı evim. Hayatımın en özel zamanlarıymış. Joan Baez, sen nasıl bir kadınsın? İzleyicilerin arasında bir sürü çakma Joan Baez vardı, beklerken gördüm. Onun yaşlarında. Saçlarını onun gibi kestirmiş, onun gibi boyasız, ve onun gibi sade ve duru ve doğal. Çakma deme onlara, dedim kendime içimden, onu örnek almışlar, kötü bir şey değil bu. Bazı bilinmedik şarkılar da vardı arada. Ve sonlara doğru Gracias a la Vida. Ah işte bunu bekliyordum. La la la la la la, la la la la. Beraber söylemek. CD'ye eşlik değil bu sefer. Ah. Kredi kartı reklamı gibi: konser bileti şu kadar, açıkhavada Joan Baez ile Gracias a la Vida'yı beraber söylemek: paha biçilemez. İyi ki'ler doldu içime hayatımın değişik konularına ilişkin.

Konserin ortalarında bir yerinde, perküsyoncu birden gökkuşağı bayrağını çıkardı salladı sürpriz şekilde yüzünde muzır bir gülümsemeyle. Çok güzel değil mi şimdi bu? Onur yürüyüşünde olanları gördük, biliyoruz, kınıyoruz demek en sade şekliyle. Helal olsun ama ya. Alkış kıyamet koptu.

Ve finale gelmek istiyorum. Sahneye gençten çocuklar çıktı. Ben tanımıyordum, benim ayıbım. Ama Açıkhava'da gene ıslıklar alkışlar koptu. Kardeş türküler'miş. Çıktı mı tencere tava havası? Joan Baez'in beline eşarbını düğümlediler Türk üsulü, o da sanki doğma büyüme buralıymış gibi attı mı göbekleri? Ben bu yazıyı yazarken, arkadaşım dün gecenin youtube kayıtlarını bulmuş, fb'a duvarıma postaladı az önce. Ne yazdığımı bilmediği halde Gracias a la Vida'nın videosunu koydu önce. Arkasından da finali. Susuyorum şimdi. Finali seyret:







6 yorum :

  1. ne güzeeelll, ben de çok isterdim gitmeyi fakat çok uzağımm.:( ... bazı şarkıların hayatımızda çok önemi vardırya, dinlediğinizde anılarınızı tazelersiniz, birde söyleyenide canlı canlı karşınızda olunca eşlik etmek, anılarınızı canlandırıp geçmişe bi tur atmak....iyi ki almışsınız numarasız bileti...sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nur, iyi ki almışım değil mi? Ah...

      Sil
  2. Biz de cümbür cemaat oradaydık, ay ışığında büyülü gibi bir geceydi :-)

    YanıtlaSil
  3. :))))))))) değil mi? özeldi ... Joan Baez'in kendisi gibi.

    YanıtlaSil
  4. Ay evden seyredeyim videoyu.

    YanıtlaSil