Salı, Haziran 30, 2015

Pembe kurdele, dil ve devrim.

Takip ettiğim bloggerlardan biri "yazmak benim hayat damarlarımdan biri olmuş" demişti geçenlerde. Ne zamandır ifade edemediğim bir gerçeği söze dökmüş. Müteşekkirim kendisine. Bazen konular doluyor içine, anlatmak istiyorsun. Yani öyle böyle değil, illa yazman lazım. Şimdi öyle hissediyorum.

Yeni tasarımımı fark ettin mi? Harfleri büyüttüm. Fontları değiştirdim. Yan tarafı ufalttım azıcık. Bir de pembe kurdelemiz var artık. Bu blogun müdavimlerinden Sibel'in sana mesajı: kontrollerini düzenli yaptır, meme kanseri şaka değil. Pembe kurdelenin üstünü tıkladığında vikipedia'nın meme kanseri ile ilgili makalesi açılıyor. Önce kötü haber: her 8 kadından birinde çıkacak kadar yaygın diyor orada. Yani burayı bugün bu saate kadar 88 kişi ziyaret etmişse, eminim arada erkek okur da vardır ama sanki çoğunluk kadınmış gibime geliyor, 11 okurum risk altında demek. Kaldı ki erkekte de meme kanseri riski var. Sadece onlarda kadınlardan 100 kat daha az. Şimdi güzel haber: erken teşhis edildiğinde iyileşme oranı %96'larda. O yüzden kontrollerini düzenli yaptırma(m)n lazım. Sibel'e buradan tekrar geçmiş olsun dileklerimi ve sevgilerimi iletiyorum. Sevgi, umut ve cesaret hiç yanından ayrılmasın.

Dün anneme uğradım. İlginç bir kadın. Benim ortaokulda İspanyolca öğrendiğimi ve yazın da teyzemlerin aralarında konuştukları Italyanca'yı kendi başıma söktüğümü bilmiyordu. İnsan çocuğunun hangi dilleri konuştuğunu bilmez mi? Yuh diyorum. Kibar ve anlayışlı olamayacağım, kusura bakma.

Konu Ermenice okumadan açıldı. Amcamın hatıralarının yazıldığı bir kitap geçti elime babamın kitaplığında. "Bunu okumayı çok isterdim" dedim. Kitap Ermenice bu arada ve belki bilmiyorsundur, Ermenice'nin harfleri Latin harflerinden çok farklı. Ve benim doğru dürüst okumam yazmam yok. Kendi ve biraz da babamın çabasıyla öğrenmiştim küçükken ama bir kısım harfleri bilmiyorum. Diyeceksin ki o kadar dil öğreneceğine git önce anadilini öğren. Bir de altı üstü 36 tane harf. Her gün bir tanesini öğrensen bir ayda biter zaten. Ayıptır. Ama anneme dediğim oydu, ben artık dil öğrenmekten çok yoruldum. Takatim kalmadı. Çünkü iş sadece harfleri öğrenmekle bitmeyecek. Kelime haznem kıt. Her sayfada anlamadığım asgari 20 sözcük çıkacak. Açıp da Ermenice sözlükte arayacak sabır yok yani, kimse kusuruma bakmasın.

Bellllllllki google 'lasam. Ayarları Ermenice'ye getirsem ve mikrofona söylesem?

Bak Ermenice harfler bunlar: öndeki başharf yandaki küçük. Nasıl?


Aslında babamın kitaplığında satranç kitaplarına bakınıyordum. Bir tane çok şahane buldum galiba. Demin bir göz attım da. Şu an resmini çekmeye çok üşeniyorum. Işık da güzel değil zaten, bir de enerjim biraz düşük. Halim yok. Özet olarak Kombinezon sanatına giriş diyor başlıkta. Sanki yıllardır aradığım kitap. (Sanki yıllardır satranca verdim kendimi peh). O değil de. Bir kurs buldum. Şu an asıl onun heyecanı var.

Bir tane meşhur bir Büyük Usta veriyor. Biraz pahalı ama. Eylül'de başlayacak zaten. Gitsem mi ki bilemedim. Yani aslında gitmezdim, o parayla kendi başıma ne sitelere kaydolur ne kitaplar programlar alırım derdim fakat beni düşündüren kısım şu: bugüne kadar (yani satrancı öğrendiğim o ilk günden bugüne kadar ki bu 40 sene ediyor tamı tamına) "satrançta belirli bir seviyede oynamak istiyorsan mutlaka ama mutlaka açılış ezberlemen gerek" tezi önümde kale kapısı gibi yolumu kapattı. Ve ben inatla "hayır, hayır, hayır, ezberlemem, ezberleyemem, söz konusu bile olamaz, çok sıkıcı, ayrıca sonu yok, eksik olsun seviyesi" dedim ve bugünlere geldim.

Şimdi bu Büyük Usta (saygı ifadesi değil bu arada, resmen edinilmiş ünvan, bir oyuncunun edinebileceği en yüksek seviye) nın sitesinde antrenörlerin en sık yaptığı yanlış konusunun altında bu ezber meselesi geliyormuş. Kesinlikle açılış ezberlen-me-me-li diyor. Çalış ama ezberleme, anlayarak çalış. Ahhh! Demek ki mümkünmüş. Demek ki ben doğrusunu düşünüyormuşum. Ve bu öğrenme yöntemiyle çok yüksek seviyelere gelmek de mümkün, göründüğü kadarıyla.

Bu benim için ne demek biliyor musun? Koşuyu çok seven birinin yıllarca bir ayağını sakat zannederek hep koşudan uzak durması, ve bir gün tesadüfen aslında bacaklarının değme koşucularınkinden daha sağlam olduğunu öğrenmesi demek. Devrim bebeğim. Bu demek: devrim.

Şimdi gel de o adamdan ders alma. Hem de frankofon. Hem de meslektaş. Hem de Büyük Usta.

Dur hele. Sakin. Panik yok. Bak bunu da satrançtan öğrendim. Kaybettiğim oyunlarımı incelerken, ortaya çıktı. Kritik pozisyonlarda fazla heyecanlanıp, yeterince düşünmeden telaşla oynuyordum. O telaşın farkına vardığımdan beri oyun galibiyetlerim çok net yükseldi.

Hala daha hızımı alamadım. Bıraksan on sayfa daha yazarım. Ne hevesmiş kardeşim. Sanırsın bir aydır kağıdını kalemini bilgisayarını aldılar elinden. Neyse yeter artık. Haydi Scotty, ay yani Blogspot, ışınla bu yazıyı.

5 yorum :

  1. Sayfanda bana ve meme kanserine yer vermiş olduğun için çok teşekkür ederim.ÇOk mutlu oldum. Gerçekten de moral oldu iyiki varsın

    YanıtlaSil
  2. Moral olmasına çok sevindim :) Sen de iyi ki varsın: bana oldu, bari başkasına olmasın diye düşünmen beni etkiledi. Haydi çabucak iyileş, ağız tadıyla satranç konuşalım, keyifler paylaşalım.

    YanıtlaSil
  3. Umarım dediğin gibi çabuk iyileşir keyifler paylaşiriz.Tekrar teşekkurler

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Santrancı belki de diğer oyunlardan ayıran içindeki felsefesidir.akıl ve mantıktan ayrı olaraktan.ben şöyle düşünüyorum .doğru ve yanlışlığını hiç yorumlamadım sadece benim düşüncem.mat olmayı kabullenmezse bir oyuncu kesinlikle başarılı olamaz.santrançta ilk başta sakin olmayı öğrenmeli.nitekim bu sakinlik en doğru hamleyi yapma fırsatı verir insana.blog adımı seçerken bile ben mat olmayı kabullendim.kaybetmeyi.kaybetmez isem kazanamam.her kaybedilen oyunda kazanmayı,yanlış hamle yapmamayı öğrenir insan.hayatta öyle değil mi? Yanlış yapa yapa doğruya ulaşmaz mıyız.?daha da uzun yazabirdim joe,lakin siz bunları zaten biliyorsunuz.sadece bir selam vermek istedim.hepsi bu.

    YanıtlaSil