Cumartesi, Haziran 20, 2015

Light

Spotify dinliyorum kaç saattir. Ayten Alpman radyosu. Çok süper. Şu an Mazhar çalıyor. Az önce leblebi ve cevizi karamele buladım. Deneme olsun diye az yaptım. Fena değil. Ama ben daha muhteşem bir tat bekliyordum. Ama iki sefer daha karamel yaparsam karamel kraliçesi ilan edeceğim kendimi. Çok kolayladım.

Hayatıma yeni uygulamalar kattım.

Birincisi: acele etmemek, zaman tanımak. Her şey o an olsun bitsin istiyormuşum, olmayınca strese giriyormuşum. "Hemen" moduna girdiğimi farkettiğimde, silkinip, "iki dakika tanı kendine" diyorum içimden, ya da beş, ya da on, kaçsa işte. Mesela yatmaya hazırlanırken. Ya da üstümü giyinirken. Sana kesin çok anlamsız geliyor bu söylediğim. Ama ben böyleyim işte, abuk sabırsız. Bir süre sonra otomatiğe bağlanacak diye bir ümidim var.

İkincisi: tıkkka basa yememek. Neredeyse çatlayıncaya kadar yiyormuşum. Ondan sonra hazmedene kadar yerimden oynayamıyordum. Bunu uygulamak için, tabakta bırakma izni çıkardım kendime. Ama sanırım bir süre sonra ona da gerek kalmayacak. Porsiyonları azalttım, tabakta pek artmıyor ve bugün dünle aynı saatlerde uyanmama rağmen üç öğün yiyebildim, her zamanki iki öğün yerine. Böylesi her açıdan daha sağlıklı.

Başka bir bağlamda sürekli meşgul olmam lazım kuralını da yıktım. Bir yumruk darbesiyle devirdim adeta. Her saniye faydalı bir iş yapmam gerekmiyor. Arada yatağa uzanıp tavanı ya da pencereden gökyüzünü de seyredebilirim bıkana kadar. Oh be.

Aslında ikinci maddeyle farklı bağlamda dediklerim birbiriyle alakalı. Çünkü hayatı da tıka basa yaşamamayı seçtim genel olarak. Kafamı tıka basa bilgiyle de doldurmama gerek yok. Zamanı da tıka basa meşguliyetle, projeyle. Tıka basa verimli olmasına da gerek yok günün. Her bir yeteneğimi köküne kadar değerlendirmek zorunluluğum da yok. Baya bi light mode'dayım senin anlayacağın.

Biliyor musun hayatımda ilk satın aldığım kişisel gelişim türünden kitap Anthony Robbins değildi. Acar Baltaş'ın Üstün Başarı kitabıydı. Sene 1990. Nişantaşı'nın köşesinde Seven/Eleven vardı (market). Rafta görmüştüm. Ve bu tür bir kitap satın almak beni utandırsa da, ne olursa olsun alacağım diye karar vermiştim. İçindeki tek bir fikir bile faydalı olsa gene kardır. Aslında tek bir fikirden daha çok faydasını gördüm. Ve en önemlisi o tarz kitapları elime almakta utanılacak bir şey olmadığına karar verdim. Üniversite'ye girecektim. Tıpta okuyacaktım. Sınavı veremedim ama bu kitap olmasa çok daha baştan kaybederdim, daha çok stres yapardım ve düştüğüm yerden de kalkamazdım kolay kolay (yiğidi öldür hakkını yeme).

Konu dağılacak ama bu kitabın tavsiyesiyle hazırladığım B planım tuttu ve psikoloji okudum. Mezun oldum ve Türkiye'ye döndüm. Türlü işler geldi başıma ve günün birinde, elimde psikolog diplomamla iş ararken, yolum nereye düştü dersin? Baltaş'ın ofisine. Kadere bak. Acar Baltaş değil ama eşi ile görüştüm. Sanırım eğitim firması mı ne kurmuşlar. Hiç bana göre bir iş değildi. Aradığım türde bir iş zaten değildi. Ama yine de gittim. Ofis zaten dağ başı gibi bir yerdeydi. Kadın çok korkunç davrandı. Saygısız, sinirli, terbiyesiz, anladın sen onu. Neyse, benim çok da umurum değildi. Vardır bir sorunu diye sabrettim. Bir ara kendini daha da göklere çıkarmak için, yeterince tepeden baktığı yetmemiş olacak, bu kitaptan bahsetti. Ama öyle bir bahsediyor ki, sanırsın İncil'i yazmış. Biliyorum ben o kitabı dedim. Kendini kaptırmış gidiyorken bir anda suratı duvara toslamış gibi oldu. Böyle: ha? ne? Okudum ben onu. Ta 1990'da marketten almıştım. O kitabı demiyor musunuz? Baya eski bir kitap. Rahat bir on senesi var. Ondan beri başka kitap çıkarmadınız mı? Ahahahaha . Pazarlama stratejisi filan bir şeyler gevelemeye başladı sanırım "market" lafının altından kalkmaya çalışıyordu. Bir anda havası söndü ama. Baya şişmekten patlamış bisiklet lastiğine benziyordu. Yazık. Onlara saygım vardı oysa önceden. İş görüşmesine çağırdığın kişiye köle muamelesi yapmak ne gereksiz bir davranış. Al karşına adam gibi görüş. Artısını eksisini tespit et. O kadar, bitti gitti.

Asıl demek istediğim o kitabın bir yerinde hayat standardını yükseltmekten bahsediliyordu. Ana fikir, insanların çoğu para kazanmayı amaçlar, oysa asıl amaç para kazanmak değildir, paranın sağlayacağı daha yüksek hayat standardıdır. Oysa bazen hayat standardını yükseltmek için paraya gerek yoktur. Örnek olarak (bizzat kitabın örneği): sabah kahvaltı ederken, beyaz peynirin üstünü bir dal maydanozla süslemek, daha yüksek bir hayat standardıdır ve maliyeti sıfıra yakındır.

Böyle diyordu özetle kitapta ve bu fikir o sırada bana çok çarpıcı gelmiş ve o zamandan bu yana yanımda taşıdım her yere.

Daha light yaşamak da kesinlikle son zamanlarda hayat standardımı yükselten en güzel uygulamalarımdan biri. Zaten evi de fiziksel olarak hafifletmiştim. Daha kullanışlı hale getirmiştim. Amaçlarımı bile hafifletmiştim, şimdi düşününce. Bu sene hafifleme senesiymiş de haberim yokmuş.

4 yorum :

  1. 1. Bademi karamele bula.
    2. Yavaş ebeveynlik diye bir akım var, ona kapılalı beri çok rahatladım, sadece ebeveynliğe değil tabii hayata uyarlamak önemli.
    3. Günde 5 öğün yiyin diyorlar aklım almıyor, öğün denen şey meğerse 1 tabak cacık gibiymiş.
    4. Çok başarılı ama inanılmaz kendini beğenmiş insanlar gördüğümde bunun da bir hastalık olduğunu, başarının da aslında olumsuz birşey olabileceğini düşünüyorum.
    5. Başarı zaten nedir? Sanki genel tanımlarla asıl başarı arasında bir farklılık mı var?
    6. Beyaz peynir üstü maydonoza, taze kekiğe, hatta büyük dal yapraklı fesleğene bayılırım.
    7. Seni özlüyorum, sen yazmadığın için değil, zamansızlıktan okuyamadığım için (şu işe bak)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1-Bademle karamel muhteşem bir ikili. Ama benim derdim cevizi farklı kılıklara sokmak. Bir de bir sefer çok sevdiğim biriyle gittiğim meyhanede yemeğin üstünden bu karamele bulanmış cevizden getirmişlerdi, zor durdurduk kendimizi, yedikçe yiyesimiz geldi. O zamandan beri hep yapacağım bunu bir türlü yapamadım.

      2-Evet sen bu yavaşlık akımından bahsetmiştin bir sefer daha. Çağ hız çağı, bilgisayarın, arabanın, trenin, uçağın daha hızlısı makbul ya, bu da karşı akım herhalde. Aslında benimkisi tam olarak buna uymuyor. Ben hızlı olsun istemiyorum, HEMEN olsun istiyorum. Yani salisesinde. Yani giyinmek yirmi saniye sürüyorsa toplamda, topu topu o yirmi saniyeye bile tahammülüm yok. Bilincin hemen altındaki bir seviyede durum bu. Tuhaf biraz.

      3- Evet komple öğün değil onların dediği. Arada atıştırmalı. Fındık fıstık da olur.

      4-Of çok büyük bir konu bu. Başarılı olsun olmasın kendini beğenmiş insanda mutlaka değersizlik hissi var altta. Çok net tespit ettiğim bir şey bu. Hiç şaşmaz. Onu aşağı çeken değersizlik hissine karşı koymak için var ettiği bir savunma mekanizması bence. Fakat çok sevimsiz. Bir de bir şekilde bir alanda başarı kazanıp bu kendine beğenmişliğe bir sebep yaratıyor ya. Tadından yenmiyor.

      5- Geçen gün aslında bunun üstüne yazacaktım :) Diyecektim ki mutlu olmak başarının kendisidir. Mutluysan başarılısındır.

      6- Ah. Fesleğen deme bana. En sevdiğim.

      7- Ben de seni özlüyorum valla. Artık daha seyrek yazar oldun sanki. Hep söylüyorum keşke aynı şehirde otursaydık. :(((((

      Sil
  2. beni anlatmışsınız sanki..çok yemek yerim, en kötü anımda bile yemek düşünebiliyorum :) yaptığım yemekleri süsleyip yerim. içine mutlaka farklı lezzetler katarım..sonrasında tabikide azaltmak gibi bir çaba olamıyor.., böyle mutluyum şimdilik...birazda sabırsızım tabi her işim biran önce oluversin isterim.. hep böyleydim, değişmiyor.. yazılarınızı hep takip ediyorum elinize sağlık, sevgiler..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz gülümsetti beni. Mutlu insan olmak ne güzel. Benden de sevgiler.

      Sil