Çarşamba, Mayıs 20, 2015

Güç bende gayrı.

İki mutfak tezgahı da, bir küp şekeri bile koyacak yer bulamayacak kadar doluydu. Silme. Az önce - o cesaret nereden, nasıl geldi bilmiyorum - girişeyim dedim. Artık taksit taksit. Üç saatte mi biter, üç günde mi. Olduğu kadar. Oynak bir müzik de koydum startı vermek için. Komple daldım. Bulaşık makinesi zaten içindeki temizlerden kullandığımdan yarı yarıya boşalmıştı. Neyse uzatmayayım, yarım saatte- arada ufak bir mola da bu süreye dahil - topladım, bitti böylece bu iş. Kısa günün karı.

Temiz çamaşırları da katlamıştım öğleden sonra bir ara. Ki o da üç hafta filan sürünebilirdi. Süre tuttum: yedi dakika. O kadar erteleyeceğim iş topu topu yedi dakikama mal oldu. Son parti hassas çamaşırları da yıkadım, telde kuruyor şu anda. Şimdi çok şahane bir yol buldum. Benim balkon çok ufak ya. Çamaşırları mecburen odada kuruturdum o da iki gün filan sürünürdü. Şimdi balkonun iki penceresini ardına kadar açıyorum, teli de getirebildiğim kadar balkonun penceresine yanaştırıyorum, bir yarısı hala içerde kalıyor ama iç pencereyi de açıyorum, ertesi sabaha kurumuş oluyor. Bazen gün içinde bir kaç saatte kuruduğu bile oldu. Neredeyse makinenin kurutmasıyla yarışacak.

Yani yarın bir rutin temizlik var. Bir de çarşafları değiştireceğim başka hiç işim yok. Toplam bir saat on beş dakika.

Yeni bir kişisel gelişim gurusu keşfettim. Altucher diye bir adam. Çok süper. Tony Robbins, birinci nesilse benim için, Celes ikinci nesil kişisel gelişim uzmanı. Celes'in eline kimse su dökemez derdim, Altucher beni çok şaşırttı.

Pazarlıkla ilgili bir yazısı var. Şirket alıp satmayacaksan da oku. Dün gece bir kitabını buldum: Choose Yourself diye, gece sabah üçü geçiyordu zorla bıraktım elimden, sabah kalkınca ilk iş gene kitabı okudum. Bütün gün kitabını okudum. Bir günde 90 sayfa. Çok güzel yazıyor. Ama biraz geveze. Yani kitap çok zevkle okunuyor ama dişe dokunur bir bilgiye daha pek gelemedim. Blog yazıları öyle değil. Blog yazıları dolu dolu. Ama gene de kendimi çok güçlü hissettim okuduktan sonra. Ve boş dememe rağmen dört sayfa filan not aldım. Bu arada adam Twitter'ın CEO'su muymuş neymiş. Adamın ilk başta dikkatimi çeken yanı benzer ilgi alanlarımız: satranç, yazı, girişimcilik. Ama tabii onun hayatı, somutlaştırdıkları bambaşka. On tane kitap yazmış bile. Satrançta ustalaşmış. Yirmi tane şirket kurmuş (on sekiz tanesini batırdım diyor, komik adam). Milyon dolarlar kazanmış (ve kaybetmiş). Aslında söyledikleri şu sıralar kendi kendime düşündüklerimle çok örtüşüyor. Galiba beni heyecanlandıran şeylerden biri de bu.

On gün filan sonra yeni bir yaşa gireceğim. Bu son sene çok inanılmazdı benim için. Bana çok şey kazandırdı. Son altı ay, ayrı, son ay, ayrı. Ve bu daha başlangıç diyorum, mücadeleye devam. Geçen gece İnci'nin terasında kahve içip iki lafın belini kırıyorduk. İnci kahve falına çok meraklı. Benimkine baktı. Ufukta aşk gördü. Kafamın uyuşacağı bir adam. Omuz omuza vermişiz. Ve uzun bir ilişki olacakmış. Bence mümkün. Nasıl bu kadar rahat ve emin konuşuyorsun dersen, çünkü mutluluğumu (ve geleceğimi) bir adama endekslemedim. Dolayısıyla, manevra kabiliyetim daha geniş. Beni kısıtlayan bir unsur yok. Altusher'in dediği gibi aşk bir pazarlıksa eğer, bütün kozlar elimde. Anlaşırsak da kazanıyorum, anlaşmasak da.




2 yorum :