Çarşamba, Mart 11, 2015

Yeşil.

Pazar günü abimlere yemeğe davetliydim. Yeşil de vardı (Yeşil de kim dersen yanda sağda açıklaması var). Koca delikanlı oldu. Annesi ona hamile kaldığı sıralar bende çocuk isteği tavan yapmıştı. Oyuncakçıları gezip hayal kurardım. Bebeğim olsa şimdi ona şunu alırdım, biraz daha büyüdüğünde şunu. Yolda yürürken iki tanesinin elinden tuttuğumu büyüğün de önde kendi başına yürüdüğünü hayal ederdim bazen.

Sonra bir gün Lyon'daki öğrenci evimin telefonu çaldı. Annemler. Sana güzel bir haberimiz var, abinler bebek bekliyor. Nasıl bir sevinç, çığlık, zıplama. Artık oyuncakçıları gerçek bir bebek için ziyaret edebilecektim. İşin tek boktan tarafı onun bütün bebekliği boyunca ben uzaktaydım. İlk gördüğümde üç aylıktı. Sarı kafa. Mışıl mışıl uyuyordu odasında. O kadar tatlıydı ki. Anca yazları, bir de Noel tatillerinde görebildim onun bebekliğini.

 Hiç unutmam, meşhur Fransa'nın Brezilya'yı 3-0 yenerek dünya şampiyonu olduğu sene daha konuşamıyordu. Fakat belli ki maçları izlemiş. Nereden belli onu da söyleyeceğim. Oturma odalarında televizyon açıktı, ve yanılmıyorsam dünya kupasının maskotu çıktı reklam sırasında. Yeşil, minnacık boyuyla hemen çift kişilik koltuğun üstüne tırmandı. İlk önce ne yaptığını anlamadım. Koltuğun üstünde kendini oradan oraya atıyordu. Ben, ne oldu bu çocuğa şimdi diye düşünürken, elleriyle bir top tutar gibi yapıp kendini yana attığını anladım. Kaleci!!! Kaleciyi taklit ediyordu. Maskottan dünya kupasını hatırlamış, dünya kupası-futbol-kaleci bağlantısı kurmuş henüz konuşamadığı için gösteriyordu.

Şimdi de istediğin konuyu konuş onunla. Şimdiden yaz tatilini nasıl değerlendirecek onun planlarını yapıyor. Staj yapabilir mi diye araştırmış mesela. Okulun dayatması filan değil. Kendi inisiyatifi. Helal olsun. Sonra tartışırken bazen ortaya çıkıyor, hayatın karşısında ne kadar doğru durduğunu görüp şaşırıyorum.

Kesin öbürsü de böyle olacak. Safir.

Ve şu anda onların yaşında çocuklarım olabilirdi. Ne yapalım, anne olamadıysak, anne yarısı olduk en azından. Fakat o zamanki sevgililerimden hiçbirinden çocuğum olsun istemezdim. Alıp da oturabileceğin tipler değillerdi. Muhtemelen düzgün adamlar da çıktı karşıma, fakat ben anlayamadım. Mesela tıpta, etüd odasının solunda, köşede, ders çalışan, çalışırken de bazen bana bakan gözlüklü çocuk. Çok düzgün birine benziyordu. Hem de hoştu. Fakat. Geçmiş olsun. Bor'dan yürü, dümdüz Niğde'ye.

Çok farklı şeyler anlatacağımı düşünüyordum. Bugünü. Nispeten verimli geçen günümü. Satrancı. Oyun sonlarını kesin öğrenmem gerektiğine ikna olduğumu. Çok yorulduğumu. Sütlaç ve bakla pişirdiğimi. Yemekten bu yana hiçbir şey yapacak hal kalmadığını. İnternet gelicek nesillere kalırsa, o insanların bizim tüm bunları ne sebeple yazdığımıza belki de akıl sır erdiremeyeceklerini.

Daha da yazasım var fakat yarın erkenden kalkıp önemli işler halletmem lazım. Bu hafta herhalde komple çok yorucu geçecek. Ama çok iş de bitecek.

4 yorum :

  1. Bakla.. koca yazıdan bu kelimeyi mi gördüm ya..
    Annelik illa ki bir çocuğa olmuyor be Joe'm ;) ama yine de gençsin güzelsin ya bu ne, dur daha.. Bu Türkiye'deki aaa 25ten sonra hamile kalınmaaaaz olayını ben anlamıyorum, amma sosyal baskı var, halbuki burda 35ten önce hamile kalana vah zavallı diyorlar (doktorlar bile!) AYH.

    YanıtlaSil
  2. 25 i geçmiştim zaten Yeşil doğduğunda :D 35 de baya geride kaldı. Bakalım, 45' e yetişirsek yetişiriz ama az kaldı, bir de ortada baba adayı yok. Bir de bir ilişkiye böyle saat ayarlı bomba gibi baskı yapmayı da doğru bulmuyorum. Bir de o zamanlar hormonlar ittiriyordu şimdi o kadar elzem değil. Sadece ortaya çıkan sonuçları görünce benimkiler nasıl olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Güzel olurlardı herhalde. Ama çok emek, çok enerji, çok endişe. Bakalım hayat ne getirirse o. Şikayetçi değilim halimden.

    YanıtlaSil