Pazartesi, Mart 16, 2015

Vazgeçmek- yılan ve kelebek.

İşte bir gün daha akşam oldu. Sokaktan geçen arabaların gürültüsü azaldı. El ayak çekildi. Kahvemi yaptım. Başucuma koydum. Koltuğuma boylu boyunca kuruldum. Koltuk ışığı yanıyor. Ev sessiz. Müzik yok. Üstümde en yumuşağından uzun kollu penye ve penye eşofman.

Sonunda kıyafetlere karşı verdiğim savaşı kazandım. İki tane ütülenecek gömlek kaldı. Bir kaç parça da yeniden şekillenmesi gereken bluz. Kıyafetleri hızlıca ayırabilmek için üç kategori yapmıştım: çok sevdiklerim- kalacak, kesinlikle bir daha görmek istemediklerim-verilecek/atılacak, ve en problemli olan atmaya kıyamadıklarım fakat giymeye da bayılmadıklarım. Aslında dördüncü kategori de var ama onlar önceden belliydi. Geri dönüşüm kategorisi.

Birinci kategori en kolayı, hemen dolaba kaldırıldı. Problem ikinci ve üçüncü kategoriydi. Bir kere, kime vereceğim? Hepsini gözden çıkarmışım, hepsi için bunu kim ne yapsın diye düşünüp kimseye teklif edemiyorum. Önce dedim ki boşuna kafanı yorma at çöpe gitsin. Sonra içim elvermedi. Kadıköy açık gardırobu duymuştum. Oraya veririm dedim. Netten araştırdım. Biraz zahmetli. Paketleme listeleme götürme filan. Öf. İyi ne yapayım. Bir şekilde paketlerim diye düşündüm. Fakat sonra olaylar sürpriz bir şekilde gelişti. Anneme telefonda lafın arasında eski kıyafetlerimi vermeyi düşündüğümü söyledim. O da biraz sesini alçaltarak, filancaya da ayır bir kaç tane dedi. Aaaa! Bir kaç tane niye ayırayım? Seçsin, istediği onun olsun, istemediğini bıraksın. Hiç aklıma gelmedi ki! Hem bu durumda vermeye kıyamadığım fakat giymek de istemediğim el örgüsü yün kazak da onun işini görebilir! Onun eline geçecekse helal olsun o kazağı gönül rahatlığıyla veririm. Ve daha birçok şeyi. Ah en zorlayıcı kategori kendinden çözüldü mü?

Sonra o kıyafetlerin farklı kategorilere ayrıldığı fakat yatağın üstüne yığıldığı akşam, onları yataktan alıp salonda sandalyelere koltuklara dağıtmıştım. Görüntü korkunçtu ve moralimi çökertiyordu. Bir ara komşu kapıyı çaldı. Ne var ne yok diye çene çalarken, "ya ev korkunç halde verilecek kıyafetler kararsız kaldıklarım filan yığılı salona" dedim. Neyse kısa anlatayım, filancaya vermenin anlamsız olacağı, fakat kendimin özene bezene dikip bolca giyip artık pek keyif vermeyen bir bluza da komşu bayıldı mı? Ama kararsız kategorisine koymuşsun. Atacağın zaman bana verirsin dedi. Ay o kadar sevilecekse onun olsun o bluz. Sevilerek giyileceğini bileyim yeter ki. Ben zorla giyeceğim giyersem.

En problemli birkaç parçayı böylece hallettim. Hem de kendinden oldu. Sıfır çaba. Sıfır arayış. Mükemmel çözüm.

Bugün de verilecekleri bavula koyup filancaya götürdüm. Ve böylece bitti kıyafetler offff..............Kendimi eski derisinden güç bela sıyrılmış muzaffer bir yılan gibi hissediyorum.

Meğer en büyük kalem iş buymuş. Bütün diğer işlerin önünü tıkayan. Kartopu gibi kafamda büyüte büyüte dağ yaptığım. Kalan işler öyle kolay ki.

*   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *

Satranç için iki tane şahane kitap buldum: how to reassess your chess ve silman's complete endgame course. İkisi de Silman'ın. Birazdan gidip onları okuyacağım. Sonra da çok geç olmazsa bir el oynarım. 1300'de bir oyun daha aldım ama bir oyun da verdim.  Asıl demek istediğim satranç gittikçe bir tutkuya dönüşüyor. Mesela bu sabah uyandığımda yeni kitaplarımı düşününce yataktan fırlayasım geldi. İyi. Demek ki ben de bir şeye odaklanabiliyormuşum.

Odaklanmak aslında (freudyen olacak burası ama varsın olsun) bir şeylerden de vazgeçebilmek demekmiş. Yani ben bunu derste seçimler için zaten duymuştum. "Bir şey seçmek eşittir bir diğerinden vazgeçebilmek" derdi bize hocalar. Fakat odaklanabilmek de hemen hemen aynısı. Neyden vazgeçtin ki dersen. Henüz kesin karar vermediysem de şarkı bestelemek hedefimden. Çok fazla hedef hedefleri öldürüyor. Satranç bana çok keyif veriyor, taşlara bakınca bazen karnıma heyecan giriyor ve sırf sene başında şarkı da bestelemek istiyorum diye karar verdim diye bu keyfe gem vurmak saçma. Bugün onu farkettim aslında kenarından. Çok fazla kelebeğin peşinden koşuyorum. O yüzden hep bir yetişememe, hep bir tatminsizlik. Ne gerek var? Hayatım yeterince renkli zaten şu haliyle. Gözüm doysun biraz. Şarkı bestelemeyi de on sene sonra, beş sene sonra, ne bileyim başka zaman yaparım vakit bulunca. Madem halihazırda beni heyecanlandıran bir şey var. Doya doya keyfini çıkar değil mi? Yok illa hem o, hem o, hem ondan da, ama bundan da, bir de şundan, arkada da bir şey mi kaldı.

Hmm. İlginç bir yere çıktım. Düşüneyim ben bu konuyu. Sanırım büyük boy bir içsel değişim taşının üstüne daha bastım.


10 yorum :

  1. Ben o kıyafet verme işini şöyle çözdüm, oturduğum ilçenin anasağlığındaki hemşireye veriyorum, o köylerden gelen ayağında giyecek ayakkabısı biie olmayan bebelere, annelerine dağıtıyor benim ve çocukların kıyafetlerini, dpnrali gidişimde de verdiğinde sevindiler mi diye soruyorum hemşireye, sevinmezler mi, çok ihtiyaçları vardı diyor, nasıl mutlu oluyorum anlatamam, ama kadıköyde böyle bir insan grubu bulmak zor olabilir küçük joe.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani bir yerde almaya çok ihtiyacı olan insanlar bir yerde de vermeye ihtiyacı olan insanlar ve biz bu çağda bu ikisini buluşturamıyoruz. Yani ben neredeyse buluşturamıyordum.

      Kadıköy açıkgardrop belediyenin bir hizmeti. http://www.kadikoy.bel.tr/haberDetay.aspx?haberID=488 linkini de vereyim belki ilgilenen olur. İhtiyacı olan insanlar faydalansın diye.

      Sil
  2. Burda her köşe başında bir elbise konteyneri var, yıkıyor ve plastik poşete koyuyorsun, kutudan atıyorsun. Çocuklar için de ayrı kutular oluyor. Çok güzel di mi?
    Değil.
    Çünkü o kıyafetler meğerse afrikaya gidiyormuş ve orda bizim de çok sık gördüğümüz pazarlarda satılıyor! Yani sen hayır yapıyorum sanıyorsun ama birinin ekmeğine yağ sürülüyor..
    Yine de daha iyisi burada da yok, o nedenle ben de atıyorum kutuya.
    Bir kategori de bende şu yalnız: çok eskiyen ama hala inatla (pamuklu da eskidikçe rahat oluyor yaw) giydiklerim :D yalnızken tabii evde. 2000'den kalma bir tshirtüm var desem (pasaklı ceren)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Duymuştum o avrupa-afrika pazarı eski kıyafet trafiğini. Her şeyin de b.kunu çıkarmasalar ne var sanki. Gene de çöpe atmaktansa birisi bunları sermaye yapsın tercih ederim. Biraz enayi yerine konmuş oluyoruz ama.
      Ev kıyafeti kategorisi! Bende de var. Onları baştan ayırmıştım. O yüzden burada bahsi geçmiyor. Fb'tan bir ahbabım o tşörtlere bir güzelleme yazmıştı. Üstü leke olur üzülmezsin, ütü istemez, candır can diye. :)) Ama bazılarını ev kıyafeti olarak bile görmek istemiyordum. Gözüm görmesin yeterdi. :)

      Bu arada, artık yuh mu dersin, ne dersin bende 1987'den kalma bir polo var. Orijinal Ralph Loren ayıptır söylemesi ve geçen sene filan aldığım penyelerden daha yeni duruyor. Niaahahaha 2000 de neymiş? Yok mu arttıran?

      Sil
    2. :D Ama işte iyi mal buna denir.. Eşimle tartışıyorduk, artık teknolojik aletlerden giyim kuşama yediklerimize bile "çakma" diyebiliriz, neymiş o annelerimizin ananelerimizin zamanından kalma eşyalardaki sağlamlık.. Sana da öyle gelmiyor mu? Herşey tek kullanımlık oldu..

      Sil
  3. Anadolu Yakası'nda muhtarlara da bırakabiliyoruz ve gerçekten de ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor.
    Belki sizin muhtarınızın da böyle bir uygulaması vardır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhtar hiç aklıma gelmezdi. Çok teşekkürler. Bir dahaki sefere onu da düşüneyim. Araştırayım.

      Sil
  4. Merakları muhtelif, ilgisi dağınık olunca, bilgisi de benim gibi yarım yamalak olur insanın biliyorum ama şimdinin içindeysek, neyi istiyorsak yapalım derim:)

    Demek şarkı bestelemek istiyorsun Küçük Joe, bestele bence... Du bi... Heyy! Ben yapabilir miyim acaba? Aaaa! Valla:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. öyle deme hayal kahvem. yetişemiyorum. hep bir tanesi geri kaldı onu da yapmalıyım duygusu. elimdekinin tadını çıkarmama engel oluyor. Sen yapmak istersen bak sana mis gibi bir kurs, hem online hem bedava. Hem de meşhur Berklee Müzik kolejinden.

      https://www.coursera.org/course/songwriting

      Sil
  5. Hey, bakayım hele... Kurs denilince, hele bedava olursa... Atlarım:)

    YanıtlaSil