Çarşamba, Mart 18, 2015

Salı günü günlüğü.

Café de Paris'nin notaları salonda uçuşuyor, dört başı mamur. Az önce İnci'deydim. Göya yarım saat oturacak sonra eve gelecektim. Ama muhabbet güzeldi, onun da şikayetçi bir hali yoktu. Kaldım.

Şimdi de kendime bir bitki çayı koydum. Tamamen uyduruk. Dolapta ne varsa. Nane, melis, tarçın, zencefil, kakule. Daha da malzeme buldum dolabın dibinde ama bunlar yeterli. Amaç sıcak bir şeyler içmek. Şöyle tadı azıcık değişik. Bu karışımı daha önce de denedim. Bana acaip şekilde Nature&Découverte'i anımsatıyor. Öğrenciyken gittiğim, sanırım Lyon'un en orijinal, en sevdiğim mağazası. İçeri girince, başka bir dünya varmış hissi yaratırdı. İsmini çevirsen: doğa ve keşif. Mesela sedir ağacından dolaplar güzel koksun diye güzel yusyuvarlak yontulmuş tahta parçaları satarlardı. Yıldız haritaları. Teleskoplar. Dünyanın neresinde gece neresinde gündüz gerçek zamanlı gösteren bir duvar panosu. Çakılar. Doğanın seslerinin kaydedildiği kasetler. Mesela şelale sesi kuş cıvıltısı. Şimdi öyle radyolar var doğrudan. Arkada da büyük bir semaver içinde bu çaydan. Parasız. İkram. Küçük kağıt bardaklar da yanda dururdu. Herkes bilmezdi. Benim aldığımı görüp de alan çok olmuştu. Hatta bir gün yaklaşık on kişiye filan servis yapmıştım. Beni orada çay servisi görevlisi filan zannetmişlerdi. Bana da doldurur musun diyen diyene. Ben de doldurmuştum. Halbuki annemin evinde misafire servis yapmazdım. O çay bana çok sağlıklı bir şey içiyormuşum hissi verirdi. Aynı yoga yapmak gibi. Bir gün orada gene birine çay doldururken "başka hiç bir yerde yok bu çaydan" demiştim. Adam da suratıma bakıp, "bu birşey değil ki, evinde de yaparsın bunun aynısını" demişti. Neden kulak asmadım ki o zaman?

Bu sabah da yoga yaptım. Yirmi dakika kendini hemen hemen hiç zorlamadan yaptığın hareketler nasıl bu kadar etkili olabilir aklım almıyor. Günüm özellikle güzel geçsin istiyorsam o günün başında yapıyorum. Yoga hocasının ders sonunda "I wish you peace, joy and happiness" demesi çok hoşuma gidiyor. (sana huzur, neşe ve mutluluk diliyorum). Sanırım söyleme şekli çok etkileyici.

Safir'in kazağının dikim kısmı bitti. Şimdi tek yakası kaldı. Onu da umarım yarına bitiririm artık. Çocuk büyüyecek kazak bitene kadar. Tek derdim o.

24 saat yetmiyor be blog. Bak daha oturasım var. Oysa saat sabah biri geçti. Bütün işleri yapayım diyorum, sonra satranca bakarım. Sonra da bu saat oluyor. Halbuki dinç kafayla bakılması lazım. Ama o zaman da yemek hazırlayamayacaktım. Örgünün sonu gelmeyecekti. Of. Haftalık plan da yaptım bugün.

Şu evi bir temelden toparlama işleri bitsin, o zaman belki de gün yetecek. Bir de bu Mart başı hep böyle bürokratik işlerle geçiyor. Yarın onun da bir kısmından kurtulacağım inşallah. Gerçi arkasından başka işler geliyor. Of.  Ama bir gün durulacak elbet. Nisan değilse Mayıs en geç.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder