Salı, Mart 17, 2015

Odaklanmak-pirinç salatası-çağla

Dün vazgeçmek ve odaklanmak kavramlarının bağlantısını keşfetmiştim. Bugün de hemen uygulamaya soktum. Yıllık hedeflerim bilgisayarın masaüstünde postit notlar olarak hep gözümün önünde durur. Bu sabah ilk iş, onları ayıklamaya karar verdim. Sadeleştirdim ve en elzem olanlara indirgedim. Altı tane postit üçe indi. Verdiği his: inanılmaz bir hafifleme. Basitleşme. Derlilik topluluk. Netlik. Kolaylama. Oh.

*   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *

Mutfakta ustalaştığını nasıl anlarsın? Çok güzel yemekler pişirerek mi? Olabilir. Fakat asıl ustalık bence eldeki malzemelerle lezzetli bir yemek uydurmak. Örnek. Dün akşam dışarı çıkasım ve dışardan yemek sipariş veresim yoktu. Buzdolabını açtım. Bulduğum malzemeleri sayıyorum:

 - ne zamandır dolabın köşesinde duran bir kutu mısır.
- bir gariban patates.
- bir yalnız patlıcan.
- ucundan çalınmış büyük kırmızı biber.
- son bir salatalık.

Bunlarla ne yemek yapılır? Dzzzzt. Cevap veriyorum. Pirinç salatası. Patatesi soyup küçük küçük küp olarak doğradım. Bir bardak pirinçle beraber tencerede pilav gibi pişirdim. Diğer yanda patlıcanı ortadan dörde bölüp, ince ince dilimledim ve bir tavada yağda kızarttım. Biberi ince ince doğradım. Keza salatalık. Mısırları attım içine. Limon suyu kalmıştı limon sıkacağının içinde. Zeytinyağıyla karıştırdım. Buzluktan kıyılmış dereotunu da çıkardım. Bütün olay patlıcanda. Çok basit bir pirinç salatasını çok lezzetli ve havalı bir yemeğe dönüştürüyor.

Bu akşam da daha besleyici olsun diye marketten hazır pişmiş fasulye konservesini kestim gözüme. Almadım ama olabilir. O zaman komple bir öğün olur. On beş yirmi dakikada hazır bir yemek. Artanı da saklama kabına al, evin köşesinde hazır yemek.

*   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *   *

Çağla mevsimi başladı. Çağla ben çocukken okulun çıkışında kese kağıdında fahiş fiyattan satılırdı. Onunla ilgili özel bir durumum var.

İlkokulda sanırım sınıfın büyük kısmı alıp yemiştik ve sınıfın o kısmı karın ağrısından dersi dinleyemez olmuştu. Öğretmen bir süre sonra durumu anladı. Zaten okul çıkışı satılan işporta yiyeceklere gıcıktı öğretmenler ve okul yönetimi. Fakat, asıl kıyamet çağlayı nasıl yediğimizi öğrenince koptu. Yeşilinin üstüne tuz serpip yiyorduk, içini de atıyorduk. Öğretmen küplere bindi. Sanki çocuğu taş toprak yiyen bir anne gibi. Biz, onun dediğine göre yanlış yiyorduk. Bademini atıp çöpünü yiyorduk. Bize böyle saçma sapan şeyleri kim öğretiyordu. Kimin aklına uyuyorduk. O yeşil yenmezdi ki. Tabii sonra karnımız ağrırdı. Öğretmen o gün bunu o kadar kesin bir uslüpla söyledi ki o günden sonra bir daha ağzıma çağla koymadım. Yeşili çok lezzetliydi oysa ama ya onun dediği gibi çöpünü yiyorduysak? Doğrusunu nereden bilecektik? Sonra o ilkokul bitti. Öbür gittiğim ortaokulun ve lisenin önünde çağla filan hiç satılmadı. Ya da ben üstüne bakmaya bile korktum. Markete de alışverişe gitmezdim. Sonra da zaten Fransa'ya gittim. Son seneler bizim burada satıldığını görüyordum fakat görmezden geliyordum.

Bugün o minnacık körpecik çağlaları görünce, tüm cesaretimi toplayıp tanıdık manava sordum: "size saçma gelebilir ama bu çağla nasıl yenir?" yerin dibine girdim sorana kadar. Halbuki manavın hiç umuru değildi.
-"abla bunun yeşilini yiyorsun."
-"içi?"
-"yoook, içi yenmez.".

Buyur. Buradan yak. Beş altı avuç attım poşete. Doya doya yedim sonra. Karnım filan da ağrımıyor. Kim bilir belki de o gün kahvaltıda bize getirilen poğaçalarda bir enayilik vardı. Yazık oldu bunca seneye.


6 yorum :

  1. Ya küçÜk joe geceleri süt sağarkEn vazgeçilmEzim oldun.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok tatlı :)))) O minik bebeğin burnundan öp benim için.

      Sil
  2. İlahi Joe, eğer acı badem değilse yeşili de içi de yenir. Tutarsın çağlayı sapından, banarsın tuza, hop atarsın ağzına, of ki of :) Bazen isportada satanlar ucuz olsun diye acı badem çağlası ya da kendi ürünleri ise daha bademken az para ediyor diye acı badem çağlası satarlar, onu da anlarsın zaten. Beyazını yediğinde acılık varsa çıkarır atarsın beyaz kısmını. Yok eğer herhangi bir acılık gelmiyorsa ziyan etme çağlayı, hepsini gönder gitsin mideye :) Bu konuda uzmanım canım, eşimin kasabasının adı bile Bademağacı, yüzlerce badem ağacı var :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Leylak Dalı'm neredesin bunca yıldır? Ben bilsem bu kadar yakınımda çağla-badem uzmanı var, ohooo. Nitekim dün baktım beyazın tadına herkese rağmen: tatlıydı. Oysa ilkokulda'ki dediğin gibi zehir gibi acıydı. Bugün gittim gene aldım. Bu yorumu okuduktan sonra da bütün olarak atıyorum ağzıma. Mmmmf. Nefis. Yaşa be Leylak Dalı.

      Sil
  3. Ha bir de şu minik bilgiyi vereyim, beyaz çiçek açan badem ağaçları tatlı, pembe çiçe açanlar acı bademdir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamm benlik bilgi bu. Pembe çiçek=acı. Ok. ;)
      Halbuki ben aynı ağacın bazısı tatlı bazısı acı olur sanırdım.

      Sil