Pazar, Mart 01, 2015

Değişik (2) (bu seferki harbi)

Asıl değişik gün dündü blog. Sıradışı, derin, besleyici, düşündürücü. Evvelsi gün Dulcinea haber verdi. "Orhan Pamuk ile söyleşi ve imza günü varmış, gidelim mi?"
"Kesin gidelim Dulcinea." Yerini saatini öğrendik. Orada buluşmak üzere sözleştik.

Daha evvelden youtube'dan bütün röportajlarını dinlemişliğim var. Yeni kitabını da hala okumadım. İşte geçen akşam apar topar kitapçıya girip satın aldım ya. İmzalatmak içindi. Giderken beni işin sadece imza kısmı ilgilendiriyordu. Söyleşi biraz mecburiyetten katlanacağım bir bölüm gibiydi. Nasılsa yeni ne söyleyecek ki, kitaptan da spoiler verirler şimdi diye düşünüyordum. Neyse boşver iki laf dinleriz zaman geçer.



Yanılmışım. Televizyondan (ya da youtube'dan) edindiğim izlenimlerimin hepsi yerle bir oldu. Bir kere çok zeki bir adammış. Söyleşinin orasından burasından fışkırıyordu zekası. Dulcinea ile beraber gelen arkadaşları da söyledi bunu. Gerçekten çok çarpıcıydı zekası. Ayrıca da çok komik bir adammış. Bunu da hiç bugüne kadar anlamamışım. Salak televizyoncular. Adamın en belirgin özelliklerini kırpıp kırpıp kuşa çevirmişler.

Tabii yıllardır röportaj vermekten artık soruları ezberlemiş. Ve sırf o yüzden karşısında ezilip büzülen, söyleşiyi yapmaktan yükümlü adamın yerinde olmadığım için şükrettim halime. Bir sorunun sıradanlığıyla basbaya dalga geçti, ve pek hoş gelmedi bana. Soruyu da hatırlamıyorum. Belki de kitaplarının içinde en çok beğendiği hangisi sorusuydu. Evet sıradan olabilir, ama zor yani yeni soru bulmak. Sıkılmayıver.

Fakat sonra, söyleşinin sonlarıydı, söyleşiyi yapan başka bir soru sordu. "Yazmak size ne öğretti?" dedi. Orhan Pamuk uzun uzun, araştırma yapmaktan, bir kitabı yazmaya başlamadan ne kadar uzun süre araştırdığından, hatta artık imkanları elverdiği için araştırma yardımcıları olduğundan bahsetti. Bazen sırf araştırması ilgi çekici olduğu için bir kitabı yazmayı seçtiğinden uzun ve keyifli bir şekilde bahsetti. Benim adım Kırmızı'yı yazarken tarihi kitaplar, son kitap için sayısız söyleşiler, Cevdet Bey ve oğulları için babasının Teknik Üniversite'den arkadaşı olan hocalarla yapılan, bugün belge niteliğinde söyleşiler, şunlar bunlar. Bu cevabın bir kısmını orada burada okumuş ya da dinlemiştim. Fakat söyleşiyi yapan kişi ipin ucunu bırakmadı. "Peki ama tüm bunlar size ne öğretti? " Orhan Pamuk ilk başta, "öf anlattık ya işte on saat" gibisinden bunalma belirtileri gösterdi fakat söyleşiyi yapan "bunların tamamından, yani yazı yazmaktan ne öğrendiniz?" diye üsteledi. Orhan Pamuk, tam patlamak üzereydi ki, bir anda çok daha düşük bir perdeden: "alçakgönüllü olmayı" dedi ve koca salonda birden kıyamet gibi bir alkış koptu. "Bildiğimi uygulayabiliyor muyum onu bilmiyorum" diye ekledi.

Çok güzel cevap be...Bilgi ve bilgelik. Bilgiden bilgeliğe geçiş. Çok şıktı, çok hoştu, ve yeniydi. Çok beğendim.

Sonra söyleşi bitti ve koca salon dışarı çıkıp imza için sıraya girdi. Eheh. Biz kaldık mı sonlara? Git git git sıranın ucunu bulama. Git git bulama. Neyse en sonunda sıranın en uçta dönüp kıvrıldığı yerde bizden hızlı hareket etmiş olan Dulcinea'nın arkadaşlarını bulduk. Dulcinea, Dulcinea'nın kurstan arkadaşı, onun kızkardeşi ve onun ev arkadaşı. Beşimiz. Zaman zaman dedikodu, zaman zaman söyleşide konuşulanlar, derin muhabbetlerle bir buçuk saat sıranın bize gelmesini bekledik. Karizma mesela doğuştan mıdır? Sonradan edinilebilir mi? İmaj danışmanları düz adamı karizmatik adama dönüştürebilir mi? Söyleşinin kendi kadar keyifli geldi bana bu muhabbet. Vardığımızda Orhan Pamuk kibarca, beklediğimiz için teşekkür etti kitapları imzalarken. Hayatımda imzalattığım ikinci kitap. Birincisi Hakan Günday.

Sonra kızlarla kendimizi bir lokantaya attık Kadıköy'de. Saat altıya filan geliyordu ve hepimiz on iki'den beri yollardaydık ve açtık. Sonra kızlar konsere gittiler, Dulcinea ve ben evlere dağıldık. Bitik haldeydik yoksa bırakmazdık birbirimizi. Özellikle ben bitik haldeydim. Hala da toparlanmış değilim.

Bugün de Bella ile buluşacaktık. Ama iptal etmek zorunda kaldım. Fırıl fırıl başdönmesi. Geçer herhalde. Geçmek zorunda. Eninde sonunda.


7 yorum :

  1. Benim de babam benim adima imzalatmis, simdi ilk Turkiya seyahatimde benim elimdeki kitapla adima imzalanmis olani degistirecegim :) Orhan Pamuk kitaplarini ben hep cok gulerek okurum, Oguz Atay gibi, zekasi mizahinda gizlidir bence. Okudun bitirdin mi bozacinin hikayesini peki? Nasil buldun?

    YanıtlaSil
  2. Nasıl yani? Dün mü imzalatmış? Orada mıymış baban? Yoksa başka gün mü?
    Gerçekten komik olduğunu anlamışsın sen demek! Hem de yazılarından. Ben anlamadım valla bugüne kadar. Kunegond da Oğuz Atay için aynısını söyler. Yok ben daha o evreye gelemedim demek. Tam da diyordum ki neden bu adamın zekası yazısına geçmiyor. Ben anlamıyormuşum :D Güzel, demek daha keşfedilecek çok şey var.
    Söyleşi yukarda anlattığımdan bin kat daha doluydu elbet. Kar'dan bahsetti mesela, Kar'ın meselesinden. Kesinlikle bir kere daha alıcı gözüyle elime alıcam. Benlik konularmış.
    Boza'cıyı evvelsi gün aldım, dün imzalattım, daha dur, okumam asgari üç ayı bulur :))))))))

    Ve sen! Ta Afrika'lardan blogumu gün be gün takip edip bir de yorum bırakıyorsun ya. Nasıl şımarıyorum burada bilsen.

    YanıtlaSil
  3. orhan pamuk için türkiye ikiye bölünmüş bence. sevenler ve sevmeyenler
    diye. haksızlık yapılıp çok karalama yapılıyor bence. yazdıkları , kitapları
    çok kıymetli..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Karalama yapılmasının en birinci sebebi çok hassas bir konuda genel söyleme muhalif bir söylemde bulunmuş olması. İkinci sebebi de çok göz önünde ve popüler olması. Birinci sebep hakkında bir yorum yapmak bana düşmez fakat ikinci sebep için kıskananlar çatlasın diyorum :D

      Sil
  4. İnsan sonradan karizmatik olamaz.

    Arkadaşımın ikiz kızkardeşleri var.
    Biri öyle bir alımlı ki, diğerinde o yok. Averajjj.
    Bu da öyle bişi, doğuştan / default.

    Son kitabı beni zorlasa da, uzaktan severim kendisini.
    Böyle bilgin adamlara da ağır hasta olurum. Öyle böyle değil!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yani genetikle de alakası yok diyorsun. Aynı genler fakat biri karizmatik diğeri sıradan. Bence de karizma güzellikten ayrı bir şey. Kişilikle alakalı. Ama zaman içinde insanın karizmasının azalıp çoğalabileceğini düşünüyorum ben. Bir imaj danışmanı tuttun diye değil ama. Kendine güvenle alakalı olmalı. Ya da kazandığın başarı. Tam olarak bilmiyorum. Ama içerden gelen bir şey. Ruhtan.

      Sil
    2. Karizmanın azalıp çoğalabileceğine inanıyorum ben de.
      Güven, hayat karşı duruş, fiziksel duruş bile.

      Karizmasından yüzüne bakamadığım bir adam var. Neyse ki sık karşılamıyoruz. Karşıdaki toplantı masasının altındaki ayağına bakıyorum. Ayağı bile diğerlerinden farklı duruyor. Konuşurken başını eğiyor falan. Ama adamın gülerkenki fotoğrafını bulduk. ahahah fındık fıstık atacaktık, maymuna benziyordu. Kürrek ağazlı kaldı adı. Karizma da bitti.
      Demem o ki, karizma ayrıca bitebiliyor :)

      Sil