Cumartesi, Şubat 14, 2015

Demirkadın.

Nasılsa blogu tekrar açtım ya, dakika başı post giresim var. Tutuyorum kendimi.

İş konusu biraz şekle şemale girdi. Dün gece geç saat oldu bu. Dulcinea ile telefonda konuştuk, ondan sonra oldu. Onunla konuşurken "sen kesin başarırsın" dedi. O kadar inanarak söyledi ki. Gaz vermek için filan değil, kendi düşüncesini açıkladığı için dedi onu. Tanıyorum Dulcinea'yı o kadar.

Telefondan sonra kafamda "asıl yapmak istediğim şu fakat" diye dolanıp duran kısır döngüye takılmış düşüncelerden kurtulmak için en eski yöntemimi devreye soktum. Kağıt kalemle düşünmek. Aldım kalemimi elime, bir de kenarı telli iş defterimi, başladım kafamdan geçenleri sayfaya gelişi güzel yazmaya. Yazdım, yazdım, yazdım. Ve sonra bir anda ne oldu anlamadım. Böyle pat diye önüme düştü. Yani zaten önümde duruyormuş ben çok sık görmekten kör olmuşum. Kabası netleştikten sonra, bu sefer sanki puzzle'ın parçaları tek tek geçmişten oradan buradan yola çıkıp yanıma dizildiler "bak beni buraya koyacaksın" diye diye. "Bak ben de varım, beni hatırladın mı? beni de kullanabilirsin, hatta kullanırsan çok şahane olur".

Sonra, gece heyecandan uyuyamadım. Gece uyuyamayınca aklıma gelen konuları yazdım filan. Sabahı beş etmişimdir. Yani en son baktığımda saat beşe geliyordu. Sonra sızmışım.

Bugün göya bir sürü iş yapacaktım. En çok örgü ördüm. Yeğenin kazağının bir kolu bitmişti şimdi önünün bir günlük işi kaldı. Ondan sonra da diğer kol var. Onu da bir günde bitirebilirim. Olsun olsun iki gün. Ama mavi yünüm yetmeyebilir.

Hani bir önceki post demiştim ya, herşey sanki dışarıdan malzemeleri alıp mutfağa girip kek pişirmek gibi. Daha da kebap bir durum oldu: malzemelerin büyük kısmı evde varmış zaten. Ya?!

Uf daha çok taze. Sonradan vazgeçerim diye daha açık bahsetmekten korkuyorum. Kesin bazı değişiklikler olacak.

Fakat şunu söylemek istiyorum: bundan on sene önce olsa, ben bu işi kafamda yapamazdım. Kafamın içi buna uygun değildi. Hani sonbahardan beri içsel değişim deyip duruyorum ya. Fabrika ayarlarıma döndüğümü hissediyorum. Ve işin ve vaat ettiği refahtan çok beni sevindiren ve heyecanlandıran bu. Çünkü bu işi tasarlayabilmek ve içten içe "yaparım ki ben bunu, ne var, hem de alasını yaparım" diyebilmek aslında sadece bu fabrika ayarlarına dönebilmenin bir sonucu. Ve hala bu fabrika ayarlarına dönüş devam ediyor. Tanrı veya hangi güce inanıyorsan herkese nasip etsin. Bu sabah  öğlen kahvaltı ediyordum, kendimi o kadar güçlü hissettim ki, sanki kemiklerim kalsiyumdan değil de demirden oluşuyormuş gibi. Valla. Diyorum ya çok acaip. Kırklı yaşlar diyorum ben hala.

Ama çok çalışmam lazım, çooook. Daha courseranın girişimcilik kursunu bitirmedim. Elimde iki de kitap var iş kurmakla alakalı. Ve not aldığım işle ilgili ev ödevlerim. Keşke evin düzenini oturtmuş olaydım en azından. Evin işleri Şubat'ın sonuna kadar beni oyalayacak. Ama sonra rahatlayacağım. Daha şimdiden hayatımı kolaylaştırmaya başladı bile.

Bu arada Boyhood'u izledim geçen akşam. Hem de hazır ekmek hamurundan yaptığım nefis bir pizza eşliğinde. Bunu daha sık tekrarlamayı planlıyorum. Pizzalı film gecesi. Üstüne en sevdiğim malzemeleri koydum. Biber, mantar ve zeytin. Boyhood hoş bir film bu arada. Ama bazı yerlerde okuduğum gibi 2014 yılı Boyhood yılı olarak anılacak ilerde demek bana abartılı geldi. Aslında başrolde olan ufaklıklardan kızın, yani esas oğlanın ablasının oyunculuğunu ben daha çok beğendim. Özellikle filmin başında. Ama film biraz uzun geldi bana. Fırsat bulursanız izleyin derim, ama sakın kaçırmayın muhteşem bir film demem. Müzeyyen'i kaçırdım mesela ve köpek gibi pişmanım. Bir de güzelim Ethan Hawke artık ebeveyn rollerinde oynuyor ya, yanarım yanarım ona yanarım. Ah Ethan ah.




3 yorum :

  1. Hadi bakalım kolay gelsin başaracaksin küçük joe

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil