Çarşamba, Mart 05, 2014

Düzenleme (2)

Paydos yaptım blog. Çok çalıştım bugün. Hem de erken kalktım. Çok iş gördüm. Gerçi amacım hepsini bugün bitirmekti ama yarıladığımda bunun pek mümkün olmayacağını anladım. 20-80 prensibine uyuyorum birkaç gündür. (bkz. tam önceki post). Aslında bu saatte blog filan yazmak yoktu ama kendime ödül. Bir de kahve. Bir de pastaneden elmalı kurabiye.

İki gün önce bir post yazıp sildim. Evin eşyalarının yerini değiştirdiğim zamandı. Hiç beğenmedim o postu. Sildim o yüzden.

Özetle artık kırmızı koltuk pencereye bakıyor. O kadar iyi geldi ki değişim. Keyfimden ağlayacaktım. Aynı gün bulaşık makinesini bunca senedir bir salak gibi boşalttığımı anladım. Her bir tabağı çanağı tek tek alıp raflara diziyordum. Yani şöyle: bir tabak al, rafa koy. Bir tabak daha al rafa koy. Oysa şimdi tabakları tezgahta biriktirip öyle bir kereden raflara kaldırıyorum. Aynı şey yenileri durularken de. Artık topluca duruluyorum. Sonra makineye. Neyse ki çatal bıçak için zamanında aydım da sepeti direkt çıkartıp çekmecenin üzerindeki tezgaha koyuyordum.

Evin bütün sorunlu alanlarını tespit ettim. Hepsini beraber hallediyorum. Yani bitene kadar sadece bunla uğraşacağım. Kolaydan başladım. Yatak odası biraz yordu ama değdi doğrusu. Bir sürü ıvır zıvır attım. Hatta bir tane ayıptır söylemesi deri Mango çantam vardı. Yumuşacık bir deriden. Deve rengi. Ona da kıydım. O kadar çok kullandım ki onu. Şurdan anla ne kadar uzun süre kullandığımı: içinden tedavülden kalkmış bozuk paralar çıktı. Yuh ama yani. Celes'in "eski enerji" lafını hatırladım. Gerçekten bazı eskiler onları sakladığın zaman enerjini emiyor. Saklamakla atmak arasında kararsız kaldığımda bunu hatırlıyordum. Attığında yenisine yer açıyorsun. Aynı şekilde bir sürü incik boncuk attım. Asla bir daha takmayacağım. Evet el emeği ama aynı zamanda eski enerji. Hepsini bir torbaya koydum. Kapının önüne. Oh...Tüy gibi oldum, tüy. Bir de gereksiz yerde ortalıkta durup gözümü yoran ıvır zıvırdan kurtuldum.

Sonra balkon. Eski halinin resmini çekseydim keşke. Var aslında bir resim ama sadece turunç ağacım gözüküyor. Bir zamanlar bir portakalın içinde çekirdekti. Arkada elma ağacım ama çok gözükmüyor. Artık bu blogun "ağaç" sayfasını da tamamlasam yani...


 Henüz bitmedi zaten. Yeni saksılar için yer açtım. Bir ara koçtaşa uğramalıyım. Galiba biber ekebileceğim. Ağlasam yeridir. Üstelik çamaşır makinesinin üstünde de gözüm var ama cesaret edemiyorum. Çamaşır makinesi balkonda çünkü ve her çamaşır yıkadığımda amazon ormanlarına giriyormuş gibi olmak da ...yani...biraz abartılı. Tavana kanca mı taktırsam?

Yarın en sona bıraktığım yemek masası var. Belki de tahminimden daha kısa sürer.

Hah bugün amcamı aradım! Başka ailelerde de böyle bir uygulama var mıdır acaba? Telefon açılıp "alo" dendiğinde kendimi adım VE soyadımla tanıtmak.Komik ya...Komik...

Sehpaların cilası bitti. Hava da aldılar. Bütün salon cila kokmuyor çok şükür.



Bütün işler bittiğinde var ya blog, ev şiir gibi olacak, şiir. İşte ben onu bekliyorum. Az kaldı.


Cumartesi, Mart 01, 2014

Düzenleme.



Ben geldim günlük. Saat akşam oldu. Ben uyduruk bir yemek yedim. Şimdi tatlı ile beraber içmek için çayın demlenmesini bekliyorum. Evet tatlı. Bu yakında bu kadar güzel profiterol yapan bir pastane olmayacaktı. (aslında bu saatte çay da olmayacaktı) Hele ki abim ona götürdüğüm profiterollere "bu Inci'ninkine beş basar" diyip beni uyandırmayacaktı.O söyleyince farkettim. Doğru ya! diye. Çünküm abim ağzının tadını bilir. Aslında yeğenlerim de düşününce. Hem büyüğü hem küçüğü. Bir benim tat alma duyum zayıf galiba familyada. Ay o da zayıf oluversin daha iyi.

En son yazdığımda işler düzelmeye yüz tutmuştu. Dün bankacı kıza hediye filan götürecektim tabii ki kıçım yerinden kalkana kadar kızın mesai saati bitti. Olan oldu artık bir kere.

Bugüne gelecek olursak. Celestine Chua'nın bir kişisel gelişim ürününü satın almıştım, geçen sonbaharın başıydı. "En güzel hayatını yaşamak için 30 gün" türkçesi. "30 days to live your best life" da ingilizcesi. Aslında kolay kolay netten alışveriş yapmam, hele ki kişisel gelişim söz konusuysa. Ama bu kızın o kadar çok makalesini bedavaya okudum ve o kadar faydalandım ki kendimi ona karşı borçlu hissediyordum. Sayfalar boş bile çıksa verdiğim paraya acımazdım, o kadar yani.

Geçen sonbahar çok olaylı geçti. O olaylardan tam önce başlamıştım bu programa ama açıkçası pek sarmamıştı. Satın aldığım ürün makaleleriyle aynı kalitede değil. Ya da para verdim bu sefer diye ben daha daha birşeyler, süper şahane ultra bir dosya bekliyordum. Öyle çıkmadı. Ama içine göz attığımda gene de dişe dokunur şeyler de yok değil. O yüzden hep ikilemde kalıyordum. Hadi yapiyim, ay yok şimdi dursun azıcık gibi. Neyse sonunda karar verdim. Başlıklara göz atıcam. Kendime göre tekrar düzenleyeceğim. Beğenmediklerimi yapmıycam. Dün ve bugün incelemem bitti. İncelerken 19 maddelik bir liste çıkardım yapılacaklar için fakat bunların arasında öne çıkan 3 özel madde var. Bu maddeler benim birçok açıdan gözlerimi açtı.

Birincisi yapılacaklar listesini 20-80 prensibine göre tekrar düzenlemek. 20-80 prensibi ne derseniz eğer. Farzedelim bir sınava çalışıyorsunuz. 100 çeşit konu var kitapta. Bunların içinden 20 konu, puanınızın yüzde 80'ini getirecek. Eşit ağırlık kavramının zıddı yani. O zaman mesela zamanınızın çoğunu o 20 konuya ayırırsınız. Kişisel gelişimde de işlerin yüzde 20'sinin sonuçların yüzde 80'ini etkilemesi. Oranın tam olarak kaçı tutturduğu hiç önemli değil. Önemli olan en çok sonuca (paraya, insana, puana)  en az işle ulaşmak. Sonuç odaklı stratejik iş yapmak. Önce kaz gelecek yere vereceksin tavukları diyor kız. Günlük işlerini planlarken de nerden ne geliyor onu bilip ona göre iş yapacaksın.

İkinci madde rutinlerle ilgili. Rutin benim için her ne pahasına olursa olsun kaçınılması gereken bir kavramdı. Rutinin r'sini duysam gerisini dinlemeden kaçardım. Oysa bazı rutinler zaten varmış hayatımızda (mesela ev temizliği, her hafta yapıyorsun dolayısıyla rutin kategorisine giriyor) ve onları akıllıca yönetmek varken onlardan kaçmak zararmış. Bazı rutinleri düzenlemek hayatımın tamamı rutinleşecek korkusunu taşırdı bugüne kadar. Aslında böyle bile değil. Rutinin yanından geçsem hayatım rutinleşiyor diye dehşete kapılırdım. Düzenlemek filan hak getire.

Üçüncü madde ise başka bir farkındalık kazandırdı bana. Başlığı "Level up". Bir üst seviyeye geçmek. Herhangi bir yetenekte. Celes'in dediği: hangi yeteneğini geliştirmen gerekiyor karar ver, ona göre o yeteneği geliştirmek için gerekli adımları belirle filan falan. Diyeceğim o değil. O yetenekler için örnekleri listelediğinde çok fena oldum ben. "hiiii onu istiyorum, bunu da, bunu da..." Ve birden anladım: bütün hayatım boyunca o yetenek senin bu yetenek benim geliştirip, koşturup durabilirmişim. Bilinçsizce. Bir bulimiğin kendini kaybedercesine yemek yemesi gibi. Sonu yok. Doymak yok. Yani, orda da bir düzenlemeye gitmekte fayda varmış.

Bunlar işte. Bir gün için oldukça önemli kalemler. Hazmetmem bir kaç haftayı bulur.

Çok uykum geldi çaya rağmen. Yaşasın. Kaçmadan gidip yatayım. Yarın çok iş var.

Not: Görsel http://www.valeriea.com/blog/?p=1727 sitesinden alıntıdır.