Cuma, Aralık 05, 2014

Uzak.

Bir tuhaf hallerdeyim blog. Buraya yazmak gittikçe zor geliyor. İki tane filan post yazdım sildim şimdiye kadar mesela. Belki üç. Tuhaf dediğim içimde, derinlerde, değişimler hissediyorum.

Bir tuhaflık da şaşkın ruh halimde. Bir yandan iyiyim, bir yandan keyifsiz. Ben de tam anlamıyorum. Heveslerim var bol bol. Minik projelerim. Fakat yapmaya gelince: ııh. İpin ucunu bıraktığımdan beri günler sanki boşa akıp gidiyor.

Gene de bazı projeleri hayata geçirebildim. Mesela, portakal reçeli yaptım hayatımda ilk defa. Yani hayatımda hiç reçel yapmamıştım daha önce. Beste'nin tarifi, Leylak Dalı'nın teşviki ve teknik desteğiyle. Sonra Cicoz'a bir oyuncak örmeye başladım. Ciğer patesini de yaptım en sonunda. Kahveli portakal likörü de kurdum. Gene Beste'nin tarifi. Kaç senedir heves yapıyordum. Ağacı henüz kurmadım. En kötü ihtimal geçen seneki süsleri koyarım üstüne. Ama perde ve halı projesi öylece bekliyor. Ve lamba da hala gıdım işlenmiş değil. Diğer lambalara malzeme bile almadım.

Dulcinea ile buluştuk mesela haftanın başında. Dün bir oyun yazarlığı yarışması bulmuş. Sen de katıl diyor. Ben anlamam ki oyun yazarlığından Dulcinea dedim. Olsun ben sana öğretirim diyor. İçimde heyecanlar kıpraşıyor. Sonra frenliyorum kendimi. Dağılıyorsun diyorum kendime. Daha fazla dağılma, yeter. Müzik de öğrenmek istiyorum mesela. Ama coursera'da yazıldığım ve çok da beğendiğim kursları bile ya yarım bıraktım ya hiç başlayamadım. Tamam bir tanesi tadından yenmiyor tam olarak. Gerçekten problemi bu.

İnsanlar kitap okuyor. Ben hiç bir şey okumuyorum. Ve uzun zamandır böyle. Bak en son Deliduman'ı almıştım elime. Çok da beğenmiştim. Ama o bile bitmedi. Daha Antabus var. Daha da Istanbul Art News var hem de Eylül sayısı korkarım. Bunlar çok heveslerle alıp hemen okur bitiririm sandıklarım.

Film ve belgesel izlemeye bayılırdım. Ona bile keyfim yok o kadar. En son Click'i (2006) izledim dün gece. Güzeldi. Celes'in ilham verici film listesinden buldum (inspirational movies list). Belki doydum artık belgesele kim bilir.

Sonra Dulcinea ile gezerken yine, hiç Devlet Tiyatrolarının oyunlarına gitmediğimi farkettim hayatımda. Hep özellere gitmişim şimdiye kadar. Sanırım önümüzdeki sene dadanacağım Devlet Tiyatrolarına.

Yürüyüş ve yogayı ihmal ediyorum. Keza meditasyon.

Aslında kaç gündür şöyle uzun bir tatile çıkasım var. Netten uzakta. İşlerden uzakta. Hatta projelerden uzakta. Ve Istanbul'dan uzakta. Sırbistan filan olabilir. Sessiz sakin bir yer. Bütün gün camdan dışarısını seyredeceğim. Koşturmasız. Gezmesiz (çünkü o da beni strese sokuyor). Farniente bir tatil. İçimden bir ses isyan ediyor tam şu an: ulan zaten bir bok yaptığın yok sabahtan akşama daha ne farniente-sırbistan-cam kediliği filan sayıklıyorsun? Uzaklaşmak istiyorum ama ben. Biraz uzağa gitmek. Bir trene binebilirim mesela.


6 yorum :

  1. Senin projelerine ve uygulama başarına hayranlığımı bir kez daha belirtme gereği duydum. İsteksizlik ve soğuma dönemi herkes için geçerli sanırım. Bomba gibi dönecek içindeki planlama ve motive uzmanı, eminim :) Bazen hiçbir şey yapmadan durmak gerekiyor, o dönemdesin belki de sen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. <3 <3 <3 Galiba o dönemdeyim Kitapsız Kedi. Planlamayı filan gene yaparım ama fazla geldi geçen sefer. Ortayı bulma dönemindeyim sanırım. Orta da sıfır noktasından geçiyor mantıklı düşününce.

      Sil
  2. ya sen de gitmeeeee ya beni de götürrrrrr <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hadi atla gel. Bir Schengen alıp buradan Yunanistan'a filan gidelim :) Bir boy gezip dönelim :)

      Sil
  3. Yazmayı bırakma, arada bir blog oynar sana böyle oyunlar, kısa ara ver ama bırkam blogu... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hmmm. Nasıl da hissettin bırakasım olduğunu. Şimdi değilse bile yakında. Biliyorum blog yapar böyle numaralar, çok haklısın. Ama bu sefer biraz farklı. Belki biraz daha az şeffaf olurum zamanla kim bilir. Yazmaktan tamamen vazgeçemesem bile.

      Sil