Pazartesi, Kasım 10, 2014

Konser-Müzik

Gene çok yorgunum blog. Ama sanırım kim olsa yorulurdu. Hafta sonu kim dinlenebiliyor bilmiyorum. Benim Cumartesi günü temizlik günüm. Sırf salonun tozunu almak elli dakika filan sürdü. Sandalyeleri filan da sildim çünkü. Akşam da hazırlanıp koştura koştura konsere gittim. Koştura koştura demem şöyle. Metro koridorlarında topuklarla koşarak ilerleyip, insanları merdivenlerde aşıp, biletix masasından deli gibi biletimi kapıp kendimi salona attım, yerime oturmamla ışıkları söndürmeleri bir oldu diyim sen anla artık nasıl ucu ucuna yetiştiğimi. Ucu ucuna yetişme alışkanlığımı bırakmam şart.

Eric Whitacre'ın bestelerinden ve onun yönetiminde Rezonans korosunun konseri vardı Zorlu PSM'de. Muhteşemdi. Sanırım salonun akustiği de çok iyi ama koro mükemmeldi. Resmen kulaklarım bayram etti. Adamın bestelerini sunarken anlattığı her bestenin hikayesi de konsere çok güzel bir renk kattı. Konserin en orijinal ve benim için en renkli anı, Kaliforniya'da bir göl kenarında aniden bastıran bir yağmur fırtınasını müzikle ölümsüzleştirmek istediği bestesini koro seslendirirken, seyircilerden parmaklarını şıklatarak yağmur efekti yapmalarını istemesiydi. Parmak şıklatmayı daha önce hiç yağmur sesine benzetmemiştim. Fakat bine yakın kişinin parmak şıklatmasını hiç dinlememişim bugüne kadar. İnteraktif konser. :) Çok hoştu. Daha sık konserlere gitmeliyim. Dee Dee Bridgewater'ı da dinlemek isterdim fakat biletler ateş pahası.

Aslında bütün hafta güzel müzik dinlemekle geçti. Salondaki iki hoparlöre iki hoparlör daha ekledim. Artık dört hoparlörden ayrı ayrı ses çıkıyor. Hoparlörleri annemin evinde kullanmadığı bir müzik setinden taşıyıp getirmiştim. Geçen haftasonu Burak gelip onların kablolarını bağladı. Fakat ses çıkarmayı başaramadık. Sonra hafta arası bir akşam yürüyüşe çıkarken, karşıdaki elektrikçiye uğrayıp durumu anlattım. O da bana ses düzeninin bir yerinde channel düğmesi olması lazım dedi. Eve gelince biraz düğmeleri kurcaladım veeee Evreka! Başardım! Sonra aklıma geldi sisteme bağladığım telefondaki mp3 lerin ayarlarında ekolayzır şeysi var. Onu da konser moduna getirdim ve Pavarotti and Friends'leri koydum. Sanırsın öldüm de cennette Pavarotti konserine gittim. Galiba en sevdiğim Bryan Adams'la beraber söyledikleri Sole mio. Bryan Adams'ın Sole mio yorumu muhteşem. Gırtlağını patlata patlata yandıra yandıra söylüyor.

Akşam konserden sonra eski sevgili ile beraber kahve içtik sohbet ettik. Bugün de Bella ile buluşup Karaköy'de bir kafeye konuşlandık. Bella'yı beklerken o hala içimden atamadığım İstanbul özlemi içimi kanattı. Çünkü Galata köprüsünün başında Haliç'e bakıyordum. Hava pusluydu ve balık ekmek kokusu tütsü gibi havaya yayılmıştı. Bak ne kadar sıradan bir anı günün dedim kendime. Fakat bu sıradanlığa bile ne kadar hasret kalmıştın bir zamanlar.

 Köprüde balık ekmek yemek
Dolmuşa hadi gidelim demek
Ver elini Yenikapı
Ver elini Bebek Tarabya
Şimdi Istanbul'da olmak vardı ya


Istanbul'u sevmek demiş biri ekşi sözlükte, sevgilinin yanında sevgiliyi özlemek gibidir.

Bilmiyorum blog. Herşey çok güzel, hayatım, evim, keyfim ve projelerim. Fakat çok bitkinim.


4 yorum :

  1. Nasıl içten, ne samimi... Çok sevdim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :) teşekkürler. Hoşgeldiniz bloguma. Gene beklerim.

      Sil
  2. İstanbul hasretim depreşti :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yurtıdışında Istanbul hasretinden yanıp kavrulurken sanıyordum ki Istanbul'a geldiğimde o kavrulmaların da sonu gelecek. Tamam aynı yoğunlukta can yakmıyor ama işte böyle durduk yerde, yolun Karaköy'den geçtiği günün birinde Galata köprüsünün başında dururken sanki seni oradan çekip kopartıyorlarmışcasına özlüyorsun Istanbul'u. Tuhaf bir his yani. İçine işlemiş bir kere. Vişne lekesi gibi bir şey. Gitmiyor.

      Sil