Pazar, Ekim 19, 2014

Tıkır tıkır.

Fena yayıldım be blog. Hatta şu an bile kalemi kağıdı cetveli alıp listeler, sıralamalar yapıp, öncelikler tespit etmem gerekirken tembel tembel bloga "yapmam lazım" diye yazı yazıyorum. Hem yazıyorum, hem kendime kızıyorum.

Ne zaman mesaili bir işe girdiysem, özellikle de asistanlık adı altında her işe koşturulduğum işlerde, o işe başladığımın ilk sabahı sabit olarak şu his doğardı içime: "şurada yaptıklarımın yüzde onunu kendi hayatıma uygulasam, mesela sabah sekizde işlerimin başına otursam sadece, şu an kimbilir neleri başarmış olurdum". Arkasından, hemen, "o zaman hemen istifa edip, bunları kendim için yapmalıyım." hissi bastırırdı. İstifa etmedim öyle ama çok istedim. Fakat şimdiki gibi boşta olduğum zamanları da yayılarak, keyfe keder yaşayarak geçirdim. Hiperaktiflik diye bir kavram varsa, kendimi bunun zıttı hipoaktif olarak görüyorum ve hiç hoşuma gitmiyor. Yıllarca pençesinde kıvrandığım depresyon tabii ki bu konuda bana hiç fayda sağlamadı. Fakat onu atlatalı da yıllar geçti. Depresyon geçti, gölgesi kaldı. Ondan da kurtulmanın zamanıdır.

Celes var mesela. Bu blogda sık sık link verdiğim, Singapur'lu kişisel gelişim blogger'ı. Yıllardır takip ediyorum onu. Gözümün önünde hayatına bir hamur gibi şekil verdi. O benden hep beş on adım daha ileri gitmiş, hep iki-üç punto daha akıllıca davranmış. Mesela benim "hemen istifa edip, bunları kendim için yapmalıyım" dediğim yerde, o istifasını ve yapması gerekenleri zamana yayıp, planlayarak işten ayrılmış. Sonrasında da, doğal olarak, bir plan program çerçevesinde hareket ettiği için, serilip yayılacağına oturmuş adam gibi çalışmış. Benzer arayışlardan geçmiş ve benzer sebeplerden o işlere girmemişiz. Mesela ben de Birleşmiş Milletler'de kendime göre bir iş bulur muyum diye araştırmıştım. Hem altı dil bilmem, hem sosyal bir bilim olan psikoloji diplomam sonunda bir işe yarayacak diye sevinmiştim. Fakat oradaki pozisyonlarda insani yardımdan çok rapor verme ağırlıklı bürokratik işler bulunca hayal kırıklığına uğrayıp, caymıştım. O da Birleşmiş Millet'leri araştırıp caymış kişisel gelişim işine girmeden önce. Bugün kızın hayatına dışardan bakan biri, bazı insanlar böyle şanslı doğuyor diye düşünür. Oysa o her şeyi dişiyle tırnağıyla, emek vererek elde etti. Şahidim.

Yıllardır okuduğum kişisel gelişim makalelerinden öğrendiğim şeylerden biri de başarmak istediklerimiz için hayal gücünün önemi. Deneyimle sabit. Bir amacım olduğunda, mesela çok zor bir sınavı başarmak, öncesinde ya da hazırlanırken onu başardığımı hayal etmek başarı için çok etkili bir yöntem. Hatta bazen, varmak istediğim noktaya vardığımı hayal bile edemediğimi görüp kendime çok şaşırmışlığım var. Hayal edebiliyorsam, rota bir şekilde çiziliyor. Hayal bile edemiyorsam, o zaman durup bir daha düşünürüm. Çünkü inanmadığım bir başarı çabasında farketmeden kendimi sabote etmem çok olasıdır.

Geçen gün bir hayal belirdi zihnimde. Basit fakat etkileyici bir hayal. Ben, sabah saatlerinde (çoğunlukla sallana sallana çarçur ettiğim o güzelim saatlerde ) iş kıyafetlerimi giyinmişim, haldır haldır çalışıyorum. Bir işin yakasına yapışmışım. Tıkır tıkır hallediyorum ve bu tıkır tıkırlık benim hayat tarzım olmuş. Bir-iki saniye sürdü bu "vizyon". Ve o hayalimdeki ben'e çok yakın olduğumu da hissettim. Aktiftim. Ve bana çok yakışıp, beni tamamlıyordu.

İlgisi yok ama var. Menekşem. Hiç çiçek açmazken bir anda çoştu. Yeni çiçekleri var.





Hiç yorum yok :

Yorum Gönder