Salı, Ekim 21, 2014

Çay.

Çocukken, bizim evin bir ritüeli vardı. Belki her evde böyledir. Temizlik günleri, saat on ya da onbir gibi yorgunluk kahvesi içilir, akşamüstü de işler bittiğinde mutlaka çay konur yanına galeta filan eklenir masanın etrafında temizliğe gelen teyzeler ve annem hep beraber sohbet eder, biraz yorgunluk atılırdı. Sabah kahvesi keyfi için yaşım tutmazdı ama çay keyfine beni de dahil ederlerdi. Herkesle beraber ben de otururdum masaya. Otururdum oturmasına fakat sanki o çayın keyfine "gerçekten" varmak için bütün gün haldır haldır çalışmış olmak şartmış gibi hissederdim. Öyle bedavadan çay içmek pek içime sinmezdi.

Bugüne çok ev işi birikmişti. Kaba bir hesapla dört saate bitireceğimi sandım. Fakat on dakika süreceğini sandığım ilk iş kırk dakikada bitip pilimi de tüketince bunun bugün bitemeyeceğini anladım. Araya sırt ağrıma şifa olsun diye yoga da yaptım ve gün akşam oldu. Saat beşte paydos ettim.

Küçüklüğümün temizlik günlerini hatırladım. Hadi dedim kendime bir çay koy. Yanına da Kireçburnu fırını zeytinli krik-krak. Krem peynire bana bana. Keyifliydi ama o çocukluğumda "gerçek keyif" olarak kafamda tasarladığım kadar değil.
------------------
Bu arada daha sadece bir kaç gündür beslenmeme özendiğim halde bedenimdeki değişime hayret ettim. Ev işi yaparken hiç anlamadım fakat sokağa çıkıp biraz yürüdüğümde kendime inanamadım. Onca yorgunluğa rağmen, sanki bacak kaslarımın yanına ek kas takılmış gibiydi. Turbo. Duble yürüyüş. Vızır vızır gittim yollarda. Ki geberik haldeydim.

-----------------

Kardeşim Cuma günü doğum yapacakmış. Bugün annemden öğrendim. Bana kalsa gitmeyecektim doğumuna fakat Bella kanıma girdi. İlla git diye. Fotoğraf makinesi de alayım bari. 24 ekim. Akrep burcu olacak.

-----------------

Ankete cevaplar gelmeye başladı! Çok heyecanlı. Cevaplayanlara teşekkürler! Henüz cevaplamayanlar için de çok geç değil. Sadece bir kaç saniyenizi alacak. Tek soru.






Hiç yorum yok :

Yorum Gönder