Çarşamba, Eylül 17, 2014

Zor dostum zor.

Leş gibi geçiyor günler. Şu sıralar moralim pek inişli çıkışlı. Hoşuma gitmiyor. Eskiler bilir. Hani plak çalarken pikabın iğnesi bazen plağın dışına kayar ya öyle orada plak döner de döner. Kendimi hayat plağının dışına kaymış iğne kolu gibi hissediyorum günlerdir. İçeri girip şarkı söylemek için minimum bir hareket yeterli fakat ben istemiyorum o asgari hareketi yapmak. Küsmek hayata bu işte.

Lost sinirlerimi bozdu. İzlemeyeceğim geri kalanını. Bu kararı verdikten sonra wikipedia'da Lost'un konusunu okudum bitirdim zaten. Hakikaten saçmaymış sonu. Hani ben sonu saçma bitiyor diyenleri duymuştum da bu kadar saçma olacağını tahmin etmemiştim. İkinci sezonun ortalarında bıraktım.

Gitmeme az kaldı. Güney'e alternatif bulmam lazım diye kendi kafamın etini yedim. Oysa default alternatif var zaten. Aynı burası. Ev sahibine çıkıyorum filan demedim ki.

Bu akşam acaip bir program izledim. Uzun zamandır televizyonda program izleyemiyordum. Tarım, beslenme, sağlık. Eskiden olsa asla ilgimi çekmezdi. Oysa resmen kilitlendim programa. Tohumlar, tarımda sanayileşme, ticaret, tarımda kullanılan ilaçlar. Gıda hareketi başkanı Kemal Özer ve onkolog Dr. Yavuz Dizdar konuk olmuştu programa. Habertürk'te izledim. Öteki gündem sanırım programın adı. Çok ilginçti. Tarımda dönen küresel dolaplar. Berbat ötesi bir tablo sundular ki biliyoruz hepimiz. Kemal Özer çok çarpıcı bir söz etti: doktor ve hastane sayısını arttırmayı hedefleyeceğimize neden hasta ve hastalık sayısını azaltmayı hedeflemiyoruz. Üstelik aynı benim psikiyatrıma anlatmaya çalıştığım şeyi söyledi. Bir insanın karnı doyabilir fakat biyolojik olarak aç olmasına engel değil bu dedi. Yani bir elma yersin ilaçlı, elma ilaçsız olan ufak tefek elmanın üç katıdır. Fakat ufak elmada on kat daha çok besin maddesi vardır.

Buraya depresyon diye bir sekme mi eklesem? Amme hizmeti olaraktan. Bildiklerimi yazsam. Yabancı yayınlarda çok var da Türkçe'de o kadar yaygın olmayabilir bu bilgiler. Zamanla o kadar çok bilgi birikti ve süzülüp filtrelendi ki depresyonla ilgili.

2 yorum :

  1. Ayıp olur lafının fransızcası var mı? İngilizcesi almancası yok da, tamamen bizim kültüre özgü bir laf mı bu..? Ayıp olduğu için depresyona giremeyen, girince bahsedemeyen bir toplumuz, ondan yoktur bilgi falan..

    YanıtlaSil
  2. Offf yorumum gitti. Upuzun cevap yazmıştım. Ok. Bis o zaman.

    Ayıp olurun fransızcası yok sanırsam. Haklısın türkçe bir kavram.

    İlk antidepresan kullandığımda benim de baskın duygum utançtı. Hele psikoloji öğrencisi olarak. Sonra Türkiye'ye döndüm ve bir gün bir kafede bir grup insan otururken masanın yarısının antidepresan kullandığını bildiğim insanlar olduğunu fark ettim. O da zaten o duyguyu üstümden atmanın ilk adımıydı.
    Sonra blog yazmaya başladım. Konuşurken kimseye anlatmadığım karamsarlıklarımı yazıyordum. Sıkılırlar insanlar diye anlatmıyordum. Yazmak başka. Sıkılan pas geçer biter gider. Bir profesyonele gidip anlatmaktan çok farklı. Toplumun kendisine anlatmak gibi. Ve toplum da okumaz sanıyordum fakat okudu. Bir toplumsal kabul gibi geldi o bana. Ondan sonra utanç filan bitti. Tamamen kökü kazındı. Şimdi biri antidepresan aldığını söylese tepkim "ah benim geçtiğim yoldan geçiyor" oluyor.

    YanıtlaSil