Perşembe, Eylül 04, 2014

Yorgun

Yorgunum blog. Beynim haşat durumda. Salonun penceresi ve yatak odasının penceresi karşılıklı açık. Fakat cereyan bile yok. Kapatırsam boğuluyorum. Açık bırakınca, sokağın bütün gürültüsü ile beraber yaşıyorum: korna, motor, çaycıya uzaktan bağırarak sipariş veren adamın sesi, kendisine bilmem ne aldırmak isteyen bunun için de boğazını yırtana kadar bağıran çocuğun sesi, bir yerden gelen ve durup durup çalışan matkap/elektrikli testere sesi, gene ısrarlı ve saldırgan bir korna sesi, gene gelip geçen motorun sesi diye uzar gider bu. Akşama kadar. Sonunda geceleri neden sevdiğimi anladım. Nispeten sessizleşiyor ortalık. Kafadır ama bu be.

Yorgunum blog. Halledilmesi gereken irili ufaklı işler var. Bazısını halletmek çok kolay. Bazısı da neredeyse halledilmiş. Bazısını ise nasıl halledebileceğimi hiç bilmiyorum. Ama zaten bir şeyleri halledesim yok. Kolumu kaldırasım yok. İş görmek istemiyorum. Tokluk gibi bir şey. Canım istemiyor.

Yorgunum blog. Kafam bir sürü insana kızgın. Saf saf kazıkları yediğim için kendime de kızgınım. Bile bile ladesleri ise düşünmek dahi istemiyorum. Halbuki bunları kafaya takıp kızgınlığı süründüren benim. O insanların umuru bile değil. Buna da ayrıca kızgınım.

Belki bir süre bilgisayarı onu bunu kapatmalıyım. Sadece kitap okumalı. Sadece yemek yapmalı. Sadece dostlarla buluşmalı. Sadece dışarı çıkmalı. Bir deniz kenarı. Sessiz bir park.












Hiç yorum yok :

Yorum Gönder