Pazartesi, Eylül 01, 2014

Tuhaf.

Bunca yıldır blog yazarım hiç böyle şey başıma gelmemişti. Dün gece yazdığımı sandığım bir post hakkında sabah kalkarken hafif bir memnuniyetsizlik duyma, acaba gene de yorum var mıdır diye merak etme, sonra sahi hangi konu hakkında yazmıştım diye kafada netleştirmeye çalışma, bir türlü hatırlayamama, akabinde bloga göz atıp ortada post most olmadığı gerçeğiyle yüzleşip dumur olma. Bırrrravo bana. Herhalde rüyamda filan yazdım o postu ben.

 ********************************

Bazı konularda kendime çeki düzen vermem gerekiyor. Mesela aşk-meşk. Sanki son yirmi beş senede hiç sevgilim olmamış gibi hissediyorum. Ve buna rağmen gene gelip gidip kafayı olmayacak adamlara takabiliyorum. Burada anahtar kelime: OLMAYACAK. Sanırım bu konuda ruhsal bağışıklık sistemimde bazı yapısal zayıflıklar var. Git olabilecek adamlarla uğraş/hayal kur, değil mi ama?

Bahsettiğim çeki düzen bu zaten. Bu zayıflığı, gözünün içine dik dik bakma yoluyla defedip, ortalıktan kaldırmak. Bunun sevindirici tek tarafı, güzel bir yemek yaptığımda yıllardan beri ilk defa bunu M. dışında birine yaptığımı hayal etmek. O zaman M.'ın pabucu dama atılıyor demek, ki bu şahane haber. Ama bir yandan bakınca da züğürt tesellisi. Bir yolun çıkmaz olduğunu biliyorsan daha ne giriyorsun? Neyine lazım? Aynı değilse de benzer şeyler yaşayacaksın, ta en baştan. Yetmedi mi onca süründüğün?

Belki de korkuyorum. Olmayacak olması belki bana güven veriyor. Olmayacak olunca hiç gerçeklerle kirlenmiyor ilişki. Hep pespembe şeker gibi bir rüya olarak kalıyor. Olmayınca, bana dokunmuyor. Bir erkekle uzun vadeli ilişki kurmaktan korkuyorum belki ezelden beri. Hem de ölesiye. Evet korkuyorum. Asıl mesele bu. Bu karanlık kuyunun dibine inip, suyu nereden geliyor bulmam gerek.

Ama hayat da çok tuhaf be blog. Hatta bu örnekte duble tuhaf. Anlatasım var aslında ama yaşayınca çarpıcı, anlatılınca çarpıcılığını kaybedip sıradanlaşan olaylardan. Ona da böyle demiştim aynen. Bak kaç gündür içimde. Bella'ya bile anlatmadım. Anlatıyorum.

Bundan dört yıl evvel bir psikiyatriste gidiyordum. (Olmayacak adamın kim olduğunu şimdi anladın değil mi blog, ayrıca taa dört yıl evvel, onun da altını çiz.)

Adam düzgün, aklı başında, profesyonel. İşte ben anlatıyorum ondan bundan. Seansın ortalarına doğru uzunca bir süre konu fotoğrafa takıldı kaldı. Arkadaşlık sitelerine konan fotoğrafların kişi hakkında aslında ne kadar çok şey anlattığından bahsediyordum örnekler vererek. O sitelerden birine birinin koyduğu fotoğrafı beğenip sonra o kişiyle tanışıp, tahminimden de ilgi çekici biri çıkmasından filan. Fotoğraf, fotojeniklik, imaj, başkasına bıraktığımız izlenim diye uzadı konu.

Ben anlatırken, doktorun telefonu çaldı. Sustum. Ahizeyi dinlerken, birden gözleri açıldı: "FOTOĞRAF MI?" Kısa bir süre konuştular. Sonra kapattı telefonu. Ve bana dönüp, sanki kötü bir haberi verirken sakınır ya doktorlar: "benden fotoğraf istediler." dedi. Bir dergiye bir makale yazmış ve makale ile beraber onun fotoğrafını da koymak üzere bir portresini istemişler.

 "Tam da ben burada fotoğraf da fotoğraf diye tutturmuşken" dedim gülümseyerek.
Yüzüme bakıp, köşeye sıkışmış fakat kabul etmek zorunda gibi, cesurca, "Evet." dedi.

Bu olmadık tesadüf ve onun o mahçup haline kahkahalarla güldüm. "Çok şanslısınız, benim yerimde başka hasta olsa bunun tesadüf olduğunu çatlasanız patlasanız anlatamayacaktınız" dedim ona.
"Biliyorum, onu da düşündüm" dedi. "Dinlendiğimizi filan sanabilirdi başka hasta olsa" dedi.
İlk defa mı oluyor böyle "anlamsız fakat tuhaf tesadüf" size dedim.
"Evet" dedi.

Bana ne kadar çok olduğundan bahsettim. Örnekler verdim. Fakat bana hep yalnızken olur dedim. Başkasının ortak/tanık olması aslında çok iyi geldi dedim. (Bir iki defa daha var ortaklı manyak hayat olaylarından ) Çünkü başkasına şimdi gidip anlatsanız "ne var ki bunda der", hatta yarı bilimsel fakat kurcalayınca hiç de oturmayan bir açıklama bile bulur dedim.

Bu dört sene önceki olay. Bu seanstan sonra bir iki seans daha gittim, ve sonra çok farklı sebeplerden bu doktora gitmeyi bıraktım.

Sonra geçenlerde, depresif hallerim arttı. Bu tür olaylar da en çok depresifken başıma gelir. Bu doktor ve bu olay kafamda dönüp durmaya başladı. Acaba hala düşünüyor mudur o günkü olayı. Acaba başına başka benzer olaylar geldi mi. Ne yapıyordur acaba diye düşünmeye başladım. Tabii ki kendimi tutamayıp neti kurcalamaya başladım.

Twitter hesabını buldum. Hep güncel olayları retweetlemiş. Hatta son Ermeni'lerle ilgili konularda sahiplenmiş filan. ( O hassasiyeti de gülümsetti beni. Hiç umurunda olmayabilirdi. Kökenden Türk olanların bu hassasiyeti benim için çok değerli. Bütün insanlığa karşı ümidimi canlı tutuyor. O derece. Ama bu başka bir post konusu.) (Aslında benden çok takip etmiş Ermeniler hakkında yazılıp çizilenleri. Neyse.)

Twitter'dan elim boş döndüm. Ne aradığımı da bilmiyordum tam olarak. Aslında o güne dair veya tuhaf tesadüflerle ilgili bir iz. Aslında ne kadar olasılıksız ve saçma bir beklenti. Ama durup dururken kafama takılması...

Twitter'ı bir kenara bıraktım ve bu sefer bir blogunu buldum. En son yazısından başladım okumaya. (Kişisel bir blog değil benimki gibi. Adıyla soyadıyla yazıyor. Ve makale gibi eli yüzü düzgün yazılar.)

En son sekiz dokuz ay önce güncellenmiş. Ve konu ne dersin blog? Tuhaf tesadüflerin korkutuculuğu. Ve çok yüksek ihtimal o gün resmini eklemek istedikleri makale (makalenin tarihi tutuyor). Seansta olanları anlatmıyor elbette. Ama son yazısının konusu korkutucu tuhaf tesadüfler ve o gün adı geçen makale. Üstelik de daha önce yazmış bu yazıyı, eski bir blogunda, ve geçen sene tekrar yayımlamış. Demek ki onun da kafasına takılmış o olay.

Altına yorum yazmak istedim. Sonra çekindim. Hem ne yazacaktım? Yazmadım. Ama yazmayınca da içime sinmiyor. Yazsam, seans dışı iletişim. Yamuk bir durum. Hem amaç ne?

Böyle kendi kendime çatışmalar yaşayıp durduk yerde kafayı adama taktım. Dört sene filan sonra. Çok saçma. Biliyorum. O zaman bile yoktu böyle bir duygu.

Boşluktandır diyorum. Uzak durmaya çalışıyorum. Twitter'ını filan takibe almadım mesela. Bakıyorum ara sıra ama zaten herkesin yazdığı şeyler. Takibe almak sağlıksız geliyor. Hele ki onun adı sanı belli, benimki değil.

Bilmiyorum buraya kadar okuyan oldu mu. Ama işte böyle acaip işler. Yazmak istedim. Anlatmak istedim. Bilmiyorum iyi mi ettim, kötü mü ettim.

15 yorum :

  1. okudum.. hem de keyifle..
    biraz meinhof sendromunu animsatti bana.. anlattigin tesaduf..
    yalniz fotograflarla ilgili analizlerini duymayi cok isterdim.. ��

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :)) sevindim biraz uzun bir post oldu.
      Meinhof sendromunu çok merak ettim hiç duymadım. Hemen araştırayım.
      :))) fotoğraflarla ilgili analizlerim öyle çok derin değil aslında. sadece insanlardaki estetik anlayışı, güzellikle kurdukları ilişki, ve bunun sanatla kurdukları ilişkinin sağlam bir göstergesi olduğunu savunuyordum. Yani daha somut olarak söylemem gerekirse, kendini bir kıza beğendirmeye çalışırken, internet kafenin bilgisayar kamerasından neon ışıkla aydınlatılmış kompozisyonsuz bir portresinin snap shot'unu koyan adamla bir alışverişim olamaz diye elediklerimi anlatıyordum. Nitekim diğer resimlere göre en estetik çekilmiş fotoğraf portresini koyan kişi (ki fotoğrafı başkası da çekmiş olabilir ama güzel olanın o olduğunu biliyor ki portre olarak onu koymuş) fotoğraftan anlayan, dans eden, avrupadaki çoğu sanat müzesini gezmiş birisi çıktı sonradan. Hala konuşacak konumuz bitmez onunla bir araya geldiğimizde.

      Sil
    2. Okudum Meinhof sendromunu. Algıda seçicilik denen kavramın aynı gibi geldi bana. O gün ona da söyledim bunun aynını. Dedim ki mesela bunu bir iş arkadaşınıza anlatsanız size mantıklı bilimsel bir açıklama getirir mutlaka dedim. O da "algıda seçicilik der mesela " dedi. Evet dedim. Oysa siz öğrencilerinize algıda seçiciliği anlatmak istediğinizde bu örnek üstünden anlatmazsınız, başka şey anlarlar dedim. İçinde var, evet ama tam olarak olayı açıklamıyor.

      Synchronicity diye bir şey diyordu okuduğum Meinhof yazısında ona daha çok benziyor aslında. Ve ikisini birbirinden ayırmışlar makalede. Fakat synchronicity de tam bir tanımlama değil daha çok bir sıfat. Ve onun üstünde pek durmamışlar.

      Ben açıklamaya çalışmıyorum. Bana oluyor biliyorum. Normal olmayan tesadüfler. Ki bu en hafiflerinden biri. Belki bundan bin yıl sonra bilim bunu açıklayacak fakat şu an anlamaya çalışmak boş iş.

      Sil
  2. aslinda bana da olur ve kucuk dilimi yutturur ben algida secicilik demem de cancagizim retikuler formatiom derim.. bunda tabii ki fark var.. algilar .. farkindaliklar ve giden gelen manyetik dalgalardan daha havali bir aciklama yapsinlar artik.. burdan ingiliz bilim insanlarina sesleniyorum.. =)

    bir kez bir segiye bir psikiar ve bir psikologla gitmistim.. ustelik birisi sanat psikolojisi biliyordu.. ve sol memesinin altinda bir balik kasiklarinin arasinda bir yengec olan kadin figurune bakip.. bir canavarvdogurdum ama onu cok sevdim diyor dedi.. sanatcinin beyin ozurlu bir kiz cocugu oldugunu.. yillardir kendini onun bakimina adadigini.. terapi niyetine sanata basladigini.... ve cocugun hastagi sonrasinda yikilan evliligini bilmeden.. cok etkileyiciydi..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Höhhhhhhhhh! Analiz diye ben buna derim işte!!!! Tüylerim diken diken oldu okurken. Beni kesinlikle aşar bu tür çıkarımlar. Ama Lyon'da öğrenciyken resim okuyan bir arkadaş vardı ve en anlaşılmaz soyut tablolar hakkında böyle şeyler söylerdi. Bunu kesin işkembeden attı derdim, fakat sonra elimle kapattığım tablonun başlığına bakınca işkembeden atmadığı ortaya çıkardı. Kesin o psikiyatr veya psikolog arkadaşın da çiziyordur boyuyordur bir yandan. Sadece okumakla, teoriden yapılabilecek bir analiz değil bu.

      Sil
  3. Ben de okudum ve o gün bu konuyu özellikle sormadığıma sevindim. Demlenip böyle güzel bir post olması gerekiyormuş. Ayrıca, seviyorum kız seni :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay yüzüme gülücükler geldi bööyle :))) Güzel post dedin diye. Bir de seviyorum dedin diye :)))

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Ben de derken? Sen de mi seviyorsun beni atalet? :D

      Sil
    2. evet tabii ki.. onu kastettim.. ��

      Sil
  5. Kaleye bir mum da ben dikiyorum, okudum =)
    Hem "olmayacak" hem de "tesadüf" meselesi benim de kafamı kurcalar çok, başkasından dinlemek bu meseleyi, güzel oldu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ohhh buna sevindim işte. çünkü bir tek benim başıma gelmesine imkan ihtimal yok.

      Sil
  6. okuyanlar parmak kaldırıyorsa ben de varım 8)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. :D kaldırsın valla mutlu oluyorum.

      Sil