Çarşamba, Eylül 10, 2014

Koro.

Gel otur yamacıma, anlatacaklarım var.

En son koroya başvurmuştum ya ıslık çalıyorum diye. Çağırdılar seçmelere. Valla billa çağırdılar. Pazartesi akşam mesaj geldi. Neyse. Hemen neti kurcaladım ne soruyorlar diye. Hata. Bir blogger yazmış, okudum. Akor filan soruyorlar diyor. Akorun ne olduğunu da bu sayede öğrendim. Üç tane uyumlu sese aynı anda basıyorlar sen tek tek hangi seslere basıldı onları ayrıştırıyorsun. Aklım başımdan gitti zaten o noktada. Bir kere, ben o sesleri ayrı ayrı duymak istemiyorum. Onlar beraberken güzel. Ayrıca imkan ihtimal yok o sesleri ben nasıl ayırdedeyim? Mümkün mü. Aynı anda çalıyorsun, e karışıyor! Olmayacak bu iş dedim. Sanki olacaktı başka türlü olsa. Fakat yenilgiyi kabul etmek mi? Olmaz, asla olmaz. Ulan herkes nasıl yapıyor, ben bu kadar mı kazmayım. Madem güdülecek deve bu, ben de yaparım dedim. Neyse kısa anlatayım bir site buldum. Sistematik yoldan akorları ayırdetmeyi öğretiyor. Oturdum çalıştım. Majörlerden başlıyor. Bir iki taneden sonra, majörlerde bir kaç taneyi tutturabildim, nasıl yaptığımı hiç anlamadan. Bir gaza geldim, bir gaza geldim. Fakat, hata. Neyse sonra inversion'lu majör dedi, majör ne, inversion lu majör ne, anlamam lazım. Ben işin aslını astarını öğreneyim diye teoriye girdim. Dün gece saat kaça kadar başka siteden temellere baktım. Bunca senenin dağınık bilgisi bir güzel toplandı ki şip şak. Daha da gaza geldim. Yoksa ben yetenekli miyim diye. Hata, büyük hata. Yetenekli olmak ya da olmamak da değil aslında mesele. Bazı konuları anladıkça "ohoooo bununla neler neler yapılır" duygusu ki karnımda kelebekler uçuşturdu. Aşk gibi bir şey. Bir de her şey ne kadar matematiksel. Ve Resimdeki renk uyumu kurallarına da ne kadar benziyor. Hem matematik, hem duygu. Budur işte. 

Bu arada yan etki olarak da müzikle uğraştığın vakit boyunca kimseyi kafaya takmıyorsun. O da bonusu. Onu da tutku olarak nitelendirdim. Kumar masasında da böyle oluyor. Dünyayı unutuyorsun. Ama müziği açık ara yeğlerim.

Neyse işte bu dün olanlar. 

Sonra geç bir saatte yattım. Çok acaip rüyalar gördüm. Tuhaf rüyalar. Evcil fakat her an sapıtabilecek aslanlar, yükseğe tünemiş kafana sıçmaya hazır tavuklar. Bir tuhaf otelin içinde bunlar. Ve M.'ı gördüm rüyamda. Başımı ona yaslıyormuşum sevgimden ve o da kaçmıyormuş. Çok gerçek gibiydi. Rüya gibi değildi.

Sonra sabah soğuk soğuk terlemiş, donmuş vaziyette uyandım. Rüyalar tedirginlik vericiydi. Soğuk terler de öyle. Fakat M'ın aşkımdan kaçmamasını hayra yordum.

Sonra menekşem sürpriz yapmış bana. Tomurcuğunu gördüm sularken. Bir seneden fazladır -belki üç sene- hiç çiçek vermiyordu. Çiçek açacak tekrar. Onu da hayra yordum. 

Sonra halletmem gereken bazı işler için erkenden sokağa çıktım. Hallettim. Eve geldim. Biraz daha akor çalıştım. Yoruldum. Müzik dinledim. Keyifle ve güzel güzel söyledim evin içinde. 

Ve erkenden yola çıktım seçmeler için. Mutlu ve mesut. Keyifli. Geldiğimde hiç bekletmeden beni alacaklarını söylediler. Oysa blogger kız üç buçuk saat sıra beklemiş ve sinirleri bozulmuştu. Oh ne şanslıyım dedim. Tarif ettikleri merdivenden yukarı çıktım.

Sonrası tam bir felaket. Yer yarılsın içine gireyim istedim. Dönüş yolunda o bir kaç dakikayı düşündükçe gözlerimdeki yaşları tutamadım ve herkesin içinde ağladım kalabalık bir tramvayda. Akor filan sormadılar. Çok daha basit şeyler sordular. Ve yapamadım. Şimdi kalbimin parçalarını soğutup tekrar birbirine yapıştırmayı umuyorum. Zaten koronun seviyesi çok yüksek. Seçmeye çağrılmak bile sevindiriciydi. Ama beni üzen, ıslığı bile doğru dürüst çalamamış olmak. Oysa gözlerini kapattırıp sana söylemeden ıslıkla Carmen çalsam, "bu ses senden mi geliyor? yoksa radyo filan mı çalıyor?" dersin. Demişliği var insanların. Orda elim ayağım birbirine dolaştı. Şarkı hazırlamak lazımmış. Sıçıp batırdım her şeyi. Hala da ağlamam bitmedi. Durdu sadece.

Bir süre şarkı söylemem herhalde. Müziğin teorisine bayılmıştım. Ama ona da şimdilerde devam edemem. Ama o rüya var ya, M.'lı. O hayırlı bir şey. Doğrudan M.'la filan alakası yok, hatta kadın erkek ilişkisi ile de yok, ama gene de hayırlı bir şey. Bunu hissediyorum.

4 yorum :

  1. uff.. ya..
    benim cekirdek..
    ilkokul sonunda ben konsebatuar isterim dedi.. piano dersi aliyor zaten.. akor filan biliyor..
    hafta sonu hazirlik kursuna tasidim..
    sonra sinav ikili uclu basmislar..
    ertesi gun listeye bakmaya gittik..
    adi yok..
    nasil agladi eve donerken..
    gitti odasina vurdu kapiyi..
    icim gidiyor napicam bilemiyorum..
    derken geldi..
    onlar kaybeytiler dedi.. ben iyiydim..
    sonra ozel konservatuara devam etti azimle..

    neyse demem o ki.. herseye boyle bakiyor..
    bense universite sinavinda sorulacak 5 psikooji sorusu icin 15 gun psikoloji calismistim.. son 15 gun..

    yani seni anliyorum..
    ama cekirdegi aşı haline getirip..
    sana bana vurmak istiyorum...
    atalet

    YanıtlaSil
  2. O zaman o akorlar herkese zor bir tek bana değil...Ve dönüş yolunda tek ağlayan üzülen de ben değilim...
    :) Ben de sanıyorum ki herkes doğal olarak duyuyor o sesleri, tek ses körü benim.
    Ne bileyim ben??? Bir yol yordam gösterenim de yok ki.
    Ben onlar kaybetti demem, çünkü gerçekten kötüydüm, ama şunu dedim az önce: bir dahakine daha iyi olacağım. Kesinlikle daha iyi ve daha hazırlıklı olacağım. Bu fikir az önce pıt diye aklımda oluştu. Ve tüm gerilmiş kaslarımı gevşetiverdi bir anda. Sanki biri uzaktan iyiniyetini şifa diye göndermiş gibi :)

    YanıtlaSil
  3. Bak şimdi.. Teyzem gençliğinde bir koroya katılmış (o zaman böyle seçmeler falan yokmuş heralde, herkes bir korodaymış zaten) başlamışlar söylemeye bir şarkı. Başkan aşağı yukarı yürüyor, şarkıyı yönetiyor, koroyu dinliyor, derken teyzemin önünde duruyor 'siz biraz susun' diyor :)))) Düşünsene.. Oysa teyzemin çok da güzel sesi vardır hakikaten, biz ailecek severek dinleriz kendisini. Yani iş sadece yetenekte değil, bir de insan karşısında performans yeteneği gerekiyor ki o da baya zor sanırım :) Öpüyorum bozma moralini

    YanıtlaSil
  4. Ceren cim gene yakalamışsın işin püfünü. Evde rahatken söylemek başka başkasının önünde başkaymış hakikaten. Ay "siz biraz susun" feciymiş ama. Öptüm ben de.

    YanıtlaSil