Cuma, Ağustos 08, 2014

Yeni Hayat.



O kadar heyecanlıyım ki günde sekiz post yazabilirim. Gelecek günleri düşününce kalbime mideme yaşama sevinci hücum ediyor. Hani sahneye çıkmadan evvel karnında pırpır birşeyler olur ya, onun aynısı.

Anneme de söyledim taşınmayı. İlk önce sakin karşıladı. Herhalde daha beter bir haber bekliyordu. Ben hamileyim filan gibi.

"Sana yüzyüzeyken bir şey söyleyecektim ama daha fazla bekleyemeyeceğim hemen söyleyeceğim." dedim.
 Söyledim.
"Eh bu o kadar da büyük bir şey değil." dedi.

Hmmm. Sonra geldi ama sitemler, duygu sömürüleri. Kararlı olmak başka bir şeymiş azizim. Biraz tereddüt görse oradan yürüyecekti. Neyse en son "sen onsekizden büyüksün, karar senin" dedi.

Tohum, toprak, sebze sözleri bir cümlede geçince yüreğim hopluyor. Sanki ezelden beri toprağa meraklıymışım sanır bilmeyen. Oysa şu son yedi-sekiz senedir bu böyle. Daha önce hiç bir ilişkim yoktu. Bir saksım, bir çiçeğim bile yoktu. Bu ekip biçme sevdası öğretmenlik senelerimden yadigar. Zaten öğretmenlik yapmaya başlayınca direği doğrultmuştum aslında. Sene 2005. Dönüm noktası. Blog yazmaya da o sene başladım. Neredeyse on sene olacak ama şaka maka. Dolu dolu bir on sene.

Şimdiki ben zaman makinesine binip 2004'e gitse, o zamanki beni bulsa, "azıcık daha dişini sık bundan sonra çok şahane şeyler oluyor" dese. "Hedi len git işine" derdim. "Ne olabilir ki? Bombok bir dünyada bombok bir hayat işte." Fakat bir şey oldu. Ben o iş senin bu iş benim hiçbir işi beğenmez ve mutsuzluktan ölmek üzereyken bir gün kapı çaldı. Tabii ki tenezzül edip açmadım. Annem açmış.

"Dur bir soralım bakalım." dediğini duydum içerden. Sonra bana seslendi.

Gelen kapıcının karısıydı. Yanında da sekiz yaşındaki kızı. Matematikten çakmak üzere. Derslerine yardımcı olur muyum diye bana sormaya gelmişler. Matematik benim en iyi bildiğim konu. Yapacak başka hiçbir işim de yok. Uyumaktan başka. Peki olur dedim. Geldi, başladık çalışmaya. Çocuklardan o kadar uzak kalmışım ki her çocuksu tepkisi bana dünyanın en şirin şeyi gibi geliyor. Bu bombok dünyada unutulmuş bir güzellik. Tabii kısa sürede kapıcının karısı işin bokunu çıkardı. Matematik diye başladı bütün ödevleri benle çalışmaya gönderdi. Kız her gün gelmeye başladı. Fakat o arada, eş dost arayan soran "ne yapıyorsun?" dediklerinde ben "ders veriyorum" demeye başladım. Para almadığım halde gönülden yaptığım bir iş. Uyumak dışında. Arayıp da bulamadığım.

Neyse, adım "öğretmene" çıktı. Bana öğrenci yönlendirmeye başladılar sağdan soldan. Bir de baktım ki öğrencilerle geçen zaman aslında keyifli geçiyor. Üstelik her şey benim inisiyatifimde olduğu için, derse istediğim kadar yaratıcılık katabiliyorum ve çocuk gibi eğleniyorum. Çocuklar da eğleniyor. Hani hayat bomboktu ya? Bağlayıcılığı yok. Sabah erken kalkması yok. Hayatım böyle böyle değişmeye, aynen üstüme göre biçilmeye dikilmeye başladı.

Öğrencilerimden biri bir gün, okuldan asık bir suratla geldi. Dünyası yıkılmış.

"Ne oldu C. ?"
"Herkes fasulyesini sulamış, ben öğretmen sulayacak sandığım için sulamadım, herkesin fasulyesi yaprak açmış, benimki büyümedi." dedi ağlamaklı.
"Buna mı üzüldün? Yoksa başka bir şey mi var?"
Hayretle yüzüme bakıp, hani sanki daha ne olabilir ki gibisinden.
"Evet! Buna üzüldüm. Başka bir şey yok."
"E o zaman biz de mutfaktan fasulye alırız, evde pamuk da vardır, ikisini bir kaseye koyarız, sen de artık öğrendiğin için her gün sularsın, iki hafta sonra senin de fasulyen yaprak açar" dedim.
"Ama yaprak veren fasulyeyi nereden bulacağız? Onu öğretmen getirmişti."

İçim kıyıldı. Çocuk olmak bazen ne zor. İnsan büyüyünce unutuyor. O gün hep tohumlardan, yediklerimizden filan bahsettik. "Makarna da tohum mu?""Ya meyveler?" Sonuç: beş fasulye tanesi ile mutlu olunduğunu ben işte o öğrencimden öğrendim. Sonra bana geçti onun o "yaprak çıkarma" sevdası. Nohut ektim pamuğa. Ve sonra deneme amaçlı naneleri koydum cam kavanoza. Kök verdiler. Sanki ben kök salıyordum hayata. Daha sıkı tutunuyordum. Sonra mutsuzluğumun öğelerinden beslenmeyi de keşfedince iyice düzlüğe çıktım.

Ve şimdi sene 2014. Mutluluktan içim içime sığmıyor. Dondurma ve çörek yapabiliyorum kendi başıma. Ve yoğurt da mayalıyorum ara sıra. Bahçeli bir ev arayacağım kendime önümüzdeki günlerde. Belki bulamam. Belki manzaralı bir balkona tav olurum. Belki bahçeli ev ikinci etap olur. Belli olmaz. Demek istediğim hayat bombok olmaktan oldukça uzak. Önümüzdeki yıllar sanki son on seneden de güzel geçecek gibi. Hayatımda yeni bir sayfa açılıyor. Belki yeni bir iş kurarım orada. Belki yeni güzellikler keşfederim hayatta, köklerimi daha da derinlere salacak. Hiç aklımda olmayan yeni alanlara ilgi duyarım. İşte bunlara heyecanlanıyorum. Sabırsızlanıyorum. Kararı zor vermiştim. Ama gittikçe içime siniyor.

görsel

14 yorum :

  1. Benim bile içim kıpır kıpır oldu okurken :) Umarım tüm beklentilerini gerçekleştirebileceğin bahçeli bir evin olur. "Hayat ne güzel be ya" dedim yazını okuyunca. Teşekkür ederim, günün ortasında bu mutluluğu bana da geçirdiğin için.

    YanıtlaSil
  2. Hehheh taaa Ankara'ya bile ulaştı senin iyiliğin, bak limon fidemin 7 kocaman yaprağı var, bir tane de yeni yaprak pörtlemiş :) Baktıkça seviniyorum, "Çekirdekten yapraklar çıkarttım!" diye.
    İyi olacak her şey, bana öyle geliyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neredeeeeen nereye değil mi Fermina ? Hayat işte, çok tuhaf. Seninki de üç yıl sonra boyuna gelecek demek ki. :)))

      Sil
  3. Güzel karar, ben de çok sevindim. Haydi bakalım hayırlısı olsun...

    YanıtlaSil
  4. sevgili küçük joe,

    umarım hayallerine bir an önce kavuşur ve bol topraklı, bol doğalı yeni yaşam alanından mutlu mutlu paylaşımlarda bulunursun.

    ((:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de umarım madam sardunya. Bir gün bahçemden yazmak var buraya. Ufff hayal edince bile...

      Sil
  5. Sizin içinizin kıpırtısı bana kadar ulaştı. Balkonumda ayçekirdeklerim açtı. Baktıkça beni çoşturup mutluluk bu kadar basit diyorlar.Sevgiyle kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayçiçeği ekmek hiç aklıma gelmezdi. Ama bahçeme kavuştuğumda mutlaka bir köşesine ben de ekeyim. Ne kadar güzel dururlar kim bilir. Bu duyguyu paylaşabilmek bile öyle güzel ki.
      Sizin blogu takibe almak istedim yanda fakat blogger şu an için takılıp duruyor. Önümüzdeki günlerde tekrar deneyeceğim.

      Sil
    2. Sahildeki ev fikir verdi. Ancak ben ektikten sonra bir baktım Bizim mahallede tüm bahçelerde ay çekirdeği var. Meğer insanlar bunu yapıyormuş.Ben de geç olmadan yakaladım.Hem ekonomik hem çok güzel. İstanbl Cihangir'de ıçiçekçiler para ile satyor.

      Sil
    3. Çoktandır Cihangir'e uğramadım. Sahildeki ev'i ben de takip ediyorum ama demek ki gözümden kaçmış. Ne güzel şey yahu şu çiçekler ama bloglar da. İlham almak, vermek.

      Sil
  6. =) bahce de icki gibidir.. sairin dedigince.. tutar insana dunyayi sevdirir.. dilerim bahcenden post yazmak en kisa zamanda mumkun olsun.. bahceyle ilgili bir blog yazmistim zamaninda.. cok hostu fotograflamak kaydetmek ... takip etmek.. sevgiler sana kucuk joe.. dilekler gercek olsun..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hangi şair bu çok merak ettim. Can Yücel mi yoksa?
      Bahçeyle ilgili blogu da çok merak ettim. Umarım silmemişsindir. Umarım okuyabilirim.

      Sil