Çarşamba, Temmuz 30, 2014

Mutluluk tohumları.

Biberlerim tomurcuklandı. Bugünün en mutlu olayı oydu. Aylardır yok filizlendiler, yok yapraklarını tırtıllar yedi, yok ters döndüler, yok düzeldiler derken ben artık umudu kesmiştim. Herhalde aldığım biber yapay bir tohumun meyvesiydi çekirdekleri meyve vermiyordu sırf yaprak veriyordu diye düşünürken, işte oldu. Güzel oldu.

Kıssadan hisse, eğer mutlu olmak istiyorsanız tohum dikin. Hem mecazi hem gerçek manada. Bugün bir tohum dikin, ve yılmadan o tohumu sulayın. 

Bir gün bir kişisel gelişim blogu açarsam mottom bu olsun.

Resim ekleyemiyorum kusura bakmayın. Cep telefonu çok bulanık gösteriyor. Nikonla çekmeye ve laptopa, ordan bloga yüklemeye de çok üşeniyorum. 

Başka da ilginç bir olay yok. Sakin bir gün. Pencereler açık. Ben artık yatak odasında takılıyorum. Orası daha aydınlık. Bir de pencerenin dibinde üstüme üstüme gelen evler yok burada. Bu evi çok seviyorum ama yavaş yavaş taşınma zamanı yaklaşıyor sanki. Balkon şart. Bir de manzara olmasa da en azından ev karşı evin oturma odasına bakmasın bir zahmet. Bir de tepemde kimse zıplamasın. Hatta zıplamasa da zıplıyormuş gibi ses çıkmasın. Mahalleye alışmıştım ama bak, onu özlerim. Beni sahiplenen esnafını. "Komşumuz o bizim" diye pidenin yarısını başkasına satmasa da bana satan bakkalını. "Komşuyuz biz" diye servis parasını almayan nalburunu.
 yok artık her gün son seferde geçerken 
tüm yalıları selamlayan kaptan
        ya da ince bir tebessümle balıkçıdan


       küçücük paketini alan madam

       ah çok mu zor karşıki komşuya
       serin sabahlarda bir günaydın demek

       ah çok mu zor eve dönüşlerde
       yoldan geçenlere iyi akşamlar demek
(Eski fotoğraflar)

Ah buymuş işte!!!! Buraya taşındığımdan beri tanıdık bir koku, bilindik bir sima, bir alt metin gibi sezdiğim fakat bir türlü tanımlayamadığım ve bana hazine gibi değerli gelen o şey buymuş! Balıkçıdan değilse de ciğerciden küçük bir paketle çıkarken, dilime dolanacak gibi olan, ders dönüşleri sokaktaki esnafa "iyi akşamlar" derken içten içe hissettiğim o coşku, o az kalmış bir güzelliğe sahip olduğunu farkına varma sevinci buymuş! Bir şarkı ne kadar içine işleyebiliyor bir insanın! Fiyyyuuuuuu. 

Ne Lyon'da, ne de annemlerle oturduğum semtte sokakta kimseyi selamlamak filan yoktu. (Lyon'da balıkçı da yoktu ve o bile bana acı verirdi. Allam ne çekmişim...) Anca tesadüfen rastlanmış eski bir dost filan, ki Lyon'da bayram demekti, annemlerin orada daha sıradan fakat gene de sevindirici bir olay. Orada dinlerdim bu şarkıyı. Çok fena içimi acıtırdı. Çünkü Türkiye'de kalmadıysa bu adetler, güzellikler, Fransa'da esamesini bulamam diye düşünürdüm. Ve tüm fransız halkı ve orada yaşayan diğer halklar adına da üzülürdüm, onlar ne bilir yalıyı, kaptanı, Boğazı, peee derdim. Yaşanacak daha güzel bir yer var ve bu insanlar bilmiyor. Ve ben belki bile bile lades olacağım derdim. (O zaman dönüp dönmeme konusunda kararsızdım.) Gurbet işte. Bazılarına göre alayla söylenen bir sözcük. Başlarına gelince görücem ben onları. 

Vay be! Mahalleyi özlemekten neler çıktı. 

Ve gün akşama döndü bile ben bunları yazıp silerken. Çoktandır yazdıklarım içime sinmiyor. Olmuyor da olmuyor. Daha daha yazmak istiyorum. Daha daha ne? dersen. Tam bilmiyorum. Yazdıklarım sığ geliyor bana. Elimde böyle bir imkan var, canım ne isterse - ama ne isterse - onun hakkında yazabilirim ve ben günün yüzeysel ayrıntılarına takılıyorum. Daha bir şey olmalı...bir şey...Esaslı, dolu dolu, derin, güzel, çarpıcı. Filan. Neyse ben gidip tomurcuklara bir kere daha bakayım. Belki büyümüşlerdir.

2 yorum :

  1. havalardan mıdır nedir bu aralar ben de kendimi sığ buluyor ve sığlıkla ilgili bir şeyler yazmayı planlıyorum sonra vazgeçiyorum, sonra yine planlıyor yine vazgeçiyorum, şimdi de yazmak için oturmuştum ama uzun zamandır okumadığım blogları ziyaret etmek daha cazip geldi, pazara gidiyorum, erken gelip yazacağım yani öyle planladım:-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sen de kendini sığ buluyorsan ben çözdüm o zaman olayı. Kabuk değiştiriyoruz bence. Eski kabuktan kalma alışkanlıklar da yenisini çağırıyor. Budur bence.

      Sil