Pazar, Temmuz 27, 2014

Dondurmam gaymak.

Bugün çok güzel bir gündü. Challenge'ımda üçüncü seviyeyi başardım. Hem de zor oldu. Çünkü gece çok geç yatmıştım ve sabah erken kalkamadım o yüzden. Yine de öğlen saati demedim, önemli olan zinciri kırmamak dedim, bahane üretme, çözüm üret dedim ve hazırlanıp çıktım. Sokaklar adeta bir hayalet şehir gibi bayram öncesi. En kalabalık caddeler öğlen saatinde sessizliğe bürünmüş. Bir de yolda şöyle birşey gördüm bir vitrinde, hoşuma gitti.



Sonrasında dört saate yakın ev işi yaptım. Araya keyifli işler de koydum ki motivasyonum artsın. Keyifli iş nedir dersen, aşağıda:


Cinsiz lamba projem için çuval bezinin üstüne bu zen kamplumbağa sembolünü işliyorum çarpı işi gibi. Şu an sağ bacak ve kol tamam. Kafa ve sol taraf kaldı. Bir de sırtı. Yan tarafına çince zen yazısını işlemeyi düşünüyorum.



Evin işleri birikmişti. Onları bitirdiğimde saat yedi filan olmuştu. Yapacak işleri bitirince aynen ödevleri bitirmiş bir öğrenci gibi (hatta önemli bir sınavı vermiş de rahatlamış) mutfağa girdim ve Maraş'ta yediğim dondurmanın aynısını yapma gayesiyle kolları sıvadım. Dünden beri aklımda. İnsan kaymaklı dondurma yapıcam bugün diye sevinçle kalkar mı yataktan? 

Sabah yürüyüşünde dönüşte zaten marketten keçi sütü ve salebi almıştım. Malzemeler tamam. Bir kaç tane kaymaklı dondurma tarifine baktıktan sonra kafama göre uyarladım. Günün en güzel kısmıydı. Aşk gibi bir şey. Sanırsın beni bir keçi doğurmuş. Öyle seviyorum o keçi sütünün kokusunu. Halihazırda daha karıştırma faslındayım. Dün de Cafe Fernando'nun tarifini alıp, basitleştirmenin iyice suyunu çıkarıp, en son bildiğin cappy vişne suyu ile bir sorbe denemesine giriştim. Sonuç öyle ahım şahım olmadı tabii. Biraz üstüne çalışmam lazım. Amacım Kınalı'daki dondurmacının yaptığı vişneli dondurmanın tadını yakalamak. Evet çıta yüksek. Bugün arkadaşımdan böğürtlenli tarifi aldım. Dediğine göre, çok başarılı olmuş. Deneye deneye bulacağım ben onu. Biraz ondan biraz bundan. 

Bu arada üç gündür sırtıma iyi gelen yogalardan yapıyorum, nasıl fark ediyor. Bir ayın sonunda ne olur kimbilir. İlk gün fotoğrafımı da çektim. Umarım bir ayın sonunda daha fit bir vücuda kavuşurum. Bu dondurmalarla çok da kolay iş değil ya.

Emrah Serbes'in Erken Kaybedenler'ini bitirdim. Çok beğendim. Öykü olarak zayıf tarafları var, olmasına. Örneğin, bütün hikayelerdeki başkahramanlar birbirine benziyor. Örneğin bütün öykülerde dayak var. Bir de yapı olarak öykü gibi değil de kısa bir roman gibi. Ama çok zevkle okunuyor: 
 "Babama kızdığı anlarda bir küfür yetmez, illaki yanına alakalı alakasız çeşit yapacak, kuruyemişçi ya, karışık vereyim tutkusu."
 Bir de film izledim bu gece. The Invention of Lying (2009), Yalanın icadı diye. Hiç yalanın olmadığı bir dünyada, adamın biri yalanı icad ediyor, ve icadını kimseye anlatamayınca, herkes hep doğruyu söylediği için her lafa inanıyorlar, yalan diye bir kavram yok, bunun avantajlarını kullanıyor. Sonradan işler bayağı bir sarpa sarıyor. Sonu ahlak mesajları veren tipik bir hollywood sonu. Bazı açılardan ucuz bir film olsa da, inançlı insanları rahatsız edecek türden bir film dahi olsa, yalanın hayatımızdaki yerinin irdelenmesi açısından ilgimi çekmedi de değil.


Bugünlük bu kadar. İyigeceler küçük Joe.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder