Salı, Temmuz 01, 2014

Başarmak ya da başarmamak, bütün mesele bu mu? (2)

Bir şeyler oluyor, blog. Nasıl, biliyor musun? Sanki kırık iki kemiğin arası kaynıyor. Sanki iki yaka arasını birleştirmek üzere yapılacak köprünün ilk halatını karşıdaki adam yakalayabiliyor. Öyle bir şeyler. Çok acaip. Çok güzel. Ve çok kırılgan aynı zamanda.

Bugün gene beyaz tahtama yapılacaklar listesini yazdım. Fakat bir türlü başlayamadım. Bir şeyler içime sinmedi. Hadi dedim madem öyle, en keyiflisinden başlayayım. Aldım dün başladığım kitabı elime.

Bella'nın doğumgünüm için hediye ettiği kitap. Sanırım daha önce kendisinindi. Ona söylemedim ama sırf bunun için benim gözümde daha kıymetli, daha güzel bir hediye. Bella'dan bana geçen çok şey gibi. Hayatımı yüz seksen derece değiştirebilme kapasitesine sahip. Üstelik de öyle doğumgünü filan beklemeden.


Kitap bir kişisel gelişim kitabı. Onu okurken oldu bu tuhaf şey.

Ama öncesinde günlerdir aklımda başarmak, başaramamak, bazı konularda başarılı olmak, doyumsuz olmak gibi kavramlar var. Serinin ilk yazısında Ceren'in yazdığı yorum mesela. Beynimde dönüp duruyor. Sanki günlerdir eşyalar beynimde oradan oraya çekilip yerleşmeye çalışıyor o yorumla. Bu kaynaşma belki de tüm bu düşünme "taşınma" ların sonucu. Bir de dün yoganın üstüne meditasyon yaptım. Meditasyon "başarısız" geçti sanmıştım ama etkilemiş olabilir.

Ne garip ki kitabın konusu başarılı olmak üzerine. Başarılı bir satıcı olmak üzerine daha doğrusu. Kitabın yazarı, kendi elinde olmayan dış sebepler yüzünden (annesinin erken ölümü, savaş ve sonrasındaki iş koşullarının kötülüğü) maddi olarak çıkmaza girmiş. Avunmak için kendini içkiye verince, karısı kızını da alıp onu terk etmiş. İki sene derbeder yaşadıktan sonra intiharın eşiğine gelmişken bir şekilde kendini kişisel gelişim kitaplarına verip, çabalamaya başlamış ve kurtulmuş. Bu kitapta inandığı ilkeleri yazmış. Aslında hiç beklediğim gibi değil. Merhamet, paylaşım, sevgi diye gidiyor. Ama ilki şu: Başarısızlık,  insanın amaçlarına ulaşamamasıdır.  

Dört yaşımda kendi kendime okumayı öğrenmişim. Öğrenmişim değil. Öğrendim. Hatırlıyorum çünkü. Okulda hep başarılı bir öğrenci oldum. Yani notlar bazen vasat bile olsa, hocaların parlak olarak kabul ettiği öğrencilerden. Tıp'ta da öyle olacak sandım. Ben nasılsa geçerim bu sınavı diye, çalıştım eşek gibi ama çantada keklik sanarak. İlk "başarısızlığımdı". Oradan psikolojiye geçiş yaptım bir önceki yazıda anlattığım gibi. Onun da türlü türlü kendi zorlukları vardı. Atlattım. Zorlukları yenmeyi en çok o zaman öğrendim. Başarıya inanmayı, ve bu inancın ne kadar belirleyici olduğunu öğrendim.

Sonra Türkiye'ye döndüm. Ve bazı sebeplerden kariyerim döndükten kısa süre sonra duvara tosladı. Bu cümleyi bile bir kaç gündür kurabiliyorum: kariyerim duvara tosladı. Depresyonun dibini gördüm. Bak kaç sene olmuş: on dört yıl önce. Demek ki beş sene bocalamışım. En zoru o ilk beş seneydi. Sonrası toparlanma evresi. Yavaştan. O da beş sene sürdü. Son dört senedir düzlükteyim. Normal sayılabilecek bir hayatım var. Hatta güzel.

Fakat bugün fark ediyorum ki, her ne kadar güzel bir hayat sürsem de, hayatımın kariyer hanesi bomboş kalmış. Yani kitabın dediğine bakarsan: başarmaya çalıştığım bir kariyer amacım YOK. Bu bir amaca ulaşamamaktan çok farklı. Fakat içinde bulunduğu düşünce katmanı demek ki bu ayırımı yapamıyor.

Türkiye'ye döndükten ve duvara tosladıktan sonra çeşitli işlerde çalıştım. Ama hepsine günü kurtarmak için girmişim. Kariyer düşünecek halde değildim. Ve kariyer düşünmemek, dipte bir yerlerde bir yetersizlik hissi yavrulamış ben farkına varmadan, oralarda kendi kendine serpilip büyüyen bir rezil, bir küstah yetersizlik hissi. Yazarlık dedim yıllarca, mesela. Tabii ki yazarlık kariyerden sayılır, ama ben bir kariyere sarılır gibi sarılmadım asla yazarlığa.

Bugün beyaz tahtanın karşısında hissettiğim o ataletin anlamı da bu. Bir sürü meşguliyetin var, fakat esas olanı görmüyorsun. Hep bir genel amaçlar arayışındasın ama bir türlü ismini koyamıyorsun. Neden? Cesaretin yok, belki korkuyorsun, benden bu kadar diye düşünüyorsun, yetersizlik hissi sinsi sinsi sarmış bünyeni ya. Oysa, değil. Sen böyle değildin.


10 yorum :

  1. ben anlamadım önce tıp okuyordun oradan piskolojiye mi geçtin? ne zaman dışardaydın türkiyeye döndün?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Mert, önce Tıp'taydım. İki sene birinci sınıfını okudum, 300 kişiden ilk seksene girmeye çalıştım. İkisinde de çuvalladım. Bir sonraki sene Psikoloji'ye kaydoldum. Tüm Üniversite öğrenimi sırasında Fransa'daydım. Tıp ve Psikoloji. 1990-1999.

      Sil
  2. Kitabın dediğine göre "başarısızlık insanın amacına ulaşamamasıdır." Buradan bakınca senin bu hayatta amacın "kariyer" miydi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bütün gücümü kariyerime odaklamıştım. Potansiyelimi işletip, faydalı olmak istiyordum. Çok mu garip?

      Sil
  3. merhaba küçük joe. yazılarınızı bloglovin den takip ediyorum, samimi buluyorum.
    arşivde aradım ama bulamadım, tanıdığınız kadına dr. zayıfla dediği için yotube da yayınlanan bir linki vermiştiniz. o linki bende rica etsem. teşekkür ederim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zayıflamak için youtube linki verdiğimi hiç hatırlamıyorum kimseye. World's healthiest foods'un linki (dünyanın en sağlıklı yemekleri) olabilir ancak ama o youtube değil, ya da yoga linki olabilir youtube'dan ama o da zayıflamak için değil. Belki başka bir blogdur. Beslenmek isimli sekmeye bir göz atın isterseniz Anasayfa yazısının sağında kalan, sağlıklı beslenmek (yan etkisi de fazla kiloların gitmesi) konusundaki düşüncelerim orada toplu halde duruyorlar.

      Sil
  4. Sevgili Küçük Joe en önemli duygu yararlı olma duygusu fakat, o yararlı olma duygusu (mecburen) bir kenara bırakılıp temel ihtiyaçlarımı karşılayayım endişesine döndüğünde yaptığın kariyerin de bir anlamı kalmıyor. İş köleliğe dönüyor. Ne bileyim bulamadım bende bir çaresini. Kendini başarısız hissetme, yazıların, yemeklerin, eminim Fransızcan, eminim başka bir kültürü bunca yıl yaşamış olman, psikoloji okuman ve bilmediğim bir sürü şey hiç de kolay yapılan şeyler değil. Ben hayranlıkla okuyorum seni, yazdığın kadarıyla bile huzurla izliyorum seni.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sevgili İnsan İsterse, bu tatlı sözler için çok teşekkürler. Ama işte insan yeteneklerinin çöpe gitmesine üzülüyor...Ama dur bakalım. Bu daha birinci yarı. Maç daha bitmedi :)))

      Sil
  5. Ben bu postu kacirmisim, tekne ve teknoloji detoksu donemine gelmis. Bugun baska bisey icin bakinirken karsima israrla senin sayfan cikti. Demek bunu okumam icinmis. Kitap daha once benimdi evet, cok severek okumustum, duygu sinmistir belki :) verirken soyledim diye dusunmustum ama soylememisim demek :) Birbirimizin hayatina boyle derinden dokunmus olmamiz ne guzel, ne kiymetli ! Ben bu konuda (basari meselesi) sorunu tespit ederek yolun dortte ucunu katettigini dusunuyorum, kaldi son ceyrek, hadi heyecanla bekliyorum !

    YanıtlaSil
  6. Evet teknedeydin sanki öyle hatırlıyorum.
    Kitabın senin olduğunu söyledin gibi ama net olarak hatırlamadığımdan öyle yazdım. Duygu sinmiş :)) Evet derinden dokunmak ve aslında derinde duran gün içinde uyur vaziyette olan bazı "connexion" dediğim ve yeni farkına vardığımda beni çok şaşırtan öğeler.
    Dörtte üç filan değil bildiğin yolun daha başındayım ama galiba en azından yola çıktım. Dur bakalım. Her gün birşey gelişiyor.

    YanıtlaSil