Pazartesi, Haziran 16, 2014

Yaz yağmuru, Kış Uykusu.

Az önce hava sanki akşam çöküyormuş gibi karardı şimdi de gök gürleyip şakır şakır yağmur yağıyor. Çıktım şimdi pencereye baktım. Dolu bile yağdı. Tam dışarı çıkıp tansiyon ölçtürecektim. Yoldan döndüm. Ayakta parmak arası terlik, üstümde bir kısa kollu tişört. Aynı Bo Derek gibi olacaktım.

Erken kalkma işi sıraya girdi. Artık sabahları normal bir insan gibi kalkabiliyorum. Şimdi neyi faktörlesem onun derdine düştüm. Sevdim çünkü ben bu faktörleme işini. Hemen sonuç veriyor. Bir de okuldayken, fizik bilgisi gerçek hayatta ne işe yarar diye bir geyik vardı.



Cumartesi gecesi "Kış Uykusu" nu izlemeye gittim. Nuri Bilge Ceylan'a bu sene Cannes'da en büyük ödülü kazandıran film. Şöyle söyleyeyim, Kieslowski'nin Mavi'sinin yanına koydum ben bu filmi. Görüntü olarak çok doyurucu olmasının yanı sıra, filmin en güçlü yanı benim için karakterlerin derinliği ve sahiciliği. Ve bunlar da muhteşem oyunculuklarla birleşince ödüllü bir film çıkmış ortaya. Üç gün geçti aradan, hala kafamda Necla ile Aydın'ın aralarında geçen konuşmalar var. Nuri Bilge Ceylan'ın verdiği bir röportajda eşiyle sabahlara kadar karakterleri tartıştıklarını söylemiş. Değmiş bence sabahlamalarına. 

Diyaloglar çok gerçek gibi yazılmış ve oynanmış. Yer yer mesela iki kişi aynı anda konuşmaya başlıyor. Ya da biri birinin lafını kesiyor. Sinema'da diyaloglar gerçek hayattakinden daha "temiz" olur. O yapay "temizlik"in yer yer bozulması çok hoşuma gitti. Hem de aynı zamanda, doğaçlama sahnelerle çekilen filmlerin bende yarattığı "zamanım boşa gidiyor" hissini de vermeden koruyabilmiş o doğallığı. 

Kendi kendime Necla gibiyim ben biraz diyorum. Sonra onun aslında neden öyle olduğunu düşünüp buluyorum. Onun yaptığını ne kadar çok kişi yapıyor diyorum. Sonra Aydın'ı düşünüyorum. Biraz da Aydın'lık var bende. Bazı yönlerden. Her yönden değilse bile. Nihal' i. Aydın'ın yardımcısı Hidayet, yan bir karakter, ama o kadar gerçek ki. O kadar güzel oynamış ki. Var öyle adamlar. Yani o adamlar tam da öyle. 

Cannes'daki jürinin başkanı Jane Campion, "filmin 3 saat süreceğini düşündüğümde zorlanacağımı sandım, oysa film bittikten sonra 3 saat daha izleyebilirim diye düşündüm" demiş. Aynen katılıyorum. Galiba aynı Mavi gibi rastladıkça izleyeceğim bu filmi, bıkmadan, usanmadan.

Film bittiğinde jenerik akarken insanlar dışarı çıkar ya. En sona kadar bir ben kalırım çoğu zaman. Bir filmde ilk defa bu kadar çok insanın jenerik akarken dışarı çıkmadığına şahit oldum. Çıkanlar oldu elbet. Ama akın akın değil. İnsanlar oturmaya devam etti jenerikte. Hikayeler Çehov'dan esinlenmiş yazıyordu mesela. Dostoyevski'den, Çehov'dan, Shakespeare'den alıntılar varmış. İki yazar daha vardı. Onları unuttum.

Tam şu an ne düşünüyorum biliyor musun blog? Şu eski yazma hevesim var ya. Hani son zamanlar vazgeçip rafa kaldırdığım. Senelerce ortalıkta "yazar" "yazar" diye dolandığımı düşündükçe utanıp saklanmak istediğim. Belki hepi topu üç küçük öykü yazabildim bunca senede, ki bu kadar az üretebilmiş olmak da ayrıca utandırır beni, fakat yine de sandığım kadar heba olmamış zaman. Çünkü onca yazı ile uğraşmasam bu filmi böyle izleyemezdim. Mutlaka gene severdim, ama bazı unsurları farkedemezdim. Demek ki birşeyler bırakmış bana. Oh. İyi bari.

Edit: Artık not veriyordum ben izlediğim filmlere, unutmuşum. On üzerinden dokuz buçuk efendim. Buçuğu nedir dersen, o da fransız ekolünün etkisidir. Hiçbir sanat eserine tam not verilmez. Çünkü hep daha iyisi yapılabilir. Evet, biliyorum, biz çok itiraz ettik zamanında. Sonuç vermedi. Kompozisyonlarda asla kimse tam not alamadı. "Victor Hugo burda Sefiller'i yazsa ona da tam not vermeyiz" dedi hocalarımız. Mecbur sustuk, oturduk. İçime işlemiş. Çıkmaz.

2 yorum :

  1. off nasıl özlemişim seni okumayı. yazı yayınladıkça oturabiliyorum ekran karşısına ama bir yandan iyi oluyor birikiyorsun. yalnız anlattıklarından öyle anlaşılıyor ki, bu saatte bu havada tam ''Kış Uykusu'' kıvamındaymışım. ben bu gece gene yarın için uyuyayım ama en yakın zamanda filmi izleyeceğim. sevgiyle...

    YanıtlaSil
  2. özlenmek ne hoş ne güzel bir duyguymuş, içim sıcacık oldu valla. İzle izle Kış Uykusunu! Sevgiler kocaman.

    YanıtlaSil