Perşembe, Haziran 05, 2014

Gıcır gıcır keyif.

Geldim gene sana bılog. Baya bir toparladım galiba. Keyfim neşem yerinde. Çok şükür.

İki gündür misafirim vardı. Ruhuma ilaç gibi geldiler sanırsam. B.'ye bir isim bulalım, dur bakiim. Galiba daha önce ona Burak demişliğim var öyle hatırlıyorum. İşte uzun zamandır evde akşam saatlerinde bir erkekle oturmamışım. Zaten uzun zamandır akşam saatleri Candy Crush oynayarak geçiyordu. O değilse bir film. O değilse bir belgesel. Ama genel anlamda bir başıma. Burak geçip oturunca kırmızı koltuğa, mesela ben mutfağı toplarken filan, nasıl iyi geldi. Bir an kendimi evli hayal edebildim. Güzel olabilirmiş. Şimdiye kadar evlilik gözüme hiç böyle görünmemişti. Üstelik fotoğraftan ziyadesiyle anladığı için fotoğraf makinemdeki bir aksaklığı da düzeltti. Ayh dedim dünya varmış. Bir sorunu da kendi başıma halletmeyeyim. Ha baştan sona arkadaş modunda geçti, doğru düzgün, o ayrı. Zaten öyle olması gerekiyordu. Bakma sen benim evlilik laflarıma. O tamamen içimden yapılmış bir saptama ve kişiyle alakası yok.

Ertesi gün de arkadaşım B., (hadi ona da bundan böyle Bella diyelim), geldi. Kız arkadaş da başka türlü oluyormuş. Kabaktan artanları ben çöpe gönderecekken tuttu nefis bir yemeğe dönüştürdü.

Tabii şöyle bir durum var. Ben misafir ağırlamayı hep annem gibi ağırlanır sanıp hayatta yapamam diye çooooook ender girişiyorum. Yani bende üstü elde işlenmiş keten masaörtüsü, üç kat üst üste dizili tabak, üç sıra çatal, bıçak kaşık servisi filan yok. Ne önden beşer çeşit sıcak soğuk meze, ne üç saatte pişen kuzu bilmem ne.

Bir keresinde annem geldi yemeğe. Ben stres yaptım, şu eksik, şu bilmem ne diye fır fır dolanıyorum ortalıkta. Annem durdu, durdu: kızım kayınvalideni mı ağırlıyorsun, bu ne hal? dedi. Dedi yani bunu. Aslında niye şaşırıyorsam. Evde tabağımı bile kaldırmadığım zamanları bilen bir insan.

Senin anlayacağın iki gündür fransızların "à la bonne franquette" dedikleri, yani samimi, resmiyetsiz bir sofra kurdum. Böyle de oluyormuş. Hem de daha güzel oluyor bana sorarsan. Daha sık yapmaya karar verdim. Zaten Bella ile sohbete doyamadım.

Sonra dün sabah itibariyle erken kalkmaya çabalamaya karar verdim. Dün sadece onbeş dakika erken kalkabildiysem de bunu bir başlangıç, ve bir başarı olarak sayıp kendimi motive ettim. Bu sabah nitekim, saat 10.30 dan sonra tekrar uykuya dalmadım ki, bu daha da büyük başarı. Moralime aynı bir doping gibi geldi.

Sonra üç adet online kursa kaydoldum. Bir tanesi Developing Innovative Ideas, bir tanesi Model thinking, bir tanesi de Gamification. Birincisi şirket kurmak için, ikincisi çeşitli alanlarda daha etkili düşünebilmek için, üçüncüsü de "oyunlaştırma" diye türkçeye içime sinmeyen bir çeviri yapacağım. Yani bunlara önceden kaydolmuştum. Ama birincisinin başlangıcı, GAP turumun başına denk geliyordu. Onda ipin ucu kaçtı, bugün gecikmeli olarak dinlemeye başladım ilk hafta videolarını. Model thinking yeni başladı. Bu hafta sonuna bir testi var. Üçüncü daha başlamadı. Bugün ders de dinledim yani. O bile iyi geldi. Bir iş yaptım.

Alıç ağacı ile sohbetin iade tarihi geldi ve ben hala okumadım. Onun da süresini uzattım. Sanırım Malafa'ya biraz ara verip, onu okuyacağım. Bella bana doğumgünü hediyesi olarak çok ilginç gözüken bir kitap getirmiş. Onu da çok merak ediyorum.

Öyle işte bılog. Heyecanlıyım. Projelerim var az buçuk. Az buçuktan biraz az amaçlarım. Çokça heveslerim. Mutluyum galiba. Hayat bana heyecan veriyor. Güzel şeyler olacak gibi. Ki daha sonraki tatilimin planlarını bile yapmadım.

2 yorum :

  1. Yazındaki neşe bana da iyi geldi, ne güzel :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ooooh tatlının üstüne kaymak oldu bu bana valla :) Bir de neşemi bulaştırdım, çoğaldı işte. :)

      Sil